HUNCULAR:Türkün Tarihi >

 
www.huncular.com
E-Posta

www.suBRosa.com.tr HUNCULAR www.suBRosa.com.tr 
Aksın Kanım Kefenime Renk Olsun, Al Kefenim Bayrağıma Denk Olsun

Hepsi ve daha fazlası için www.suBRosa.com.tr tıklayınız

Baş Yazı
Güncel
Köşe Yazıları
Politika-Siyaset
Ekonomi
Gizli İlimler
Tarihtekiler
Tarihi Mekanlar
Belgeler
Kültür-Sanat
Faideli Bilgiler
Kitaplarımız
Sorun Söyleyelim
İÇİNDEKİLER

Gerçekten Okumak İsteyen

Başarısız Gençlere Burs Veriyoruz

www.bursaraniyor.com


ŞEHİT VEZİR NİZAMÜL MÜLK , Oya Alpan

 

Uluslar arası ilişkiler ve siyaset denince, akla ilk olarak bir büyük Türk'ün ismi gelir, tıpkı matemetik, astronomi, fen bilimlerin de olduğu gibi siyasete de Türkler damgalarını vurmuşlardır. Tüm zamanların en büyük siyasetçilerinden biri de tartışmasız, şehit vezir NİZAM-ÜL MÜLK tür. Aradan 1000 yıl geçmesine rağmen yazdığı zamanlar üstü kitabı, SİYASETNAME pek çok dünya diline çevrilmiş ve siyasetçilerin başucu kitabı olmaya devam etmiştir. Bugünkü sohbetimde size bu büyük Türk'ün padişahlara yani bugüne uyarlarsak parti liderlerine verdiği öğütlerin bir bölümünü anlatacağım;

Bakın büyük Türk ne demiş

 

PADİŞAHLARIN DEVLET İŞLERİNDE ALİMLERE DANIŞMALARI

( Parti Liderlerinin Kurmaylarına Danışmaları)


 

 

Hıristiyanlık tarihinde üçlü anlayışını (Thrinity, Ekanim-i Selase- Üç Uknum) reddeden mezhep ve akımlar içinde Ebonitler, Erken Hıristiyanlık döneminde ilk cemaatlerden önemli bir grubu oluşturdukları için dikkate alınması, derinlemesine incelenmesi gereken bir yapı arz etmektedirler.

Erken Dönem Yahudi-Hıristiyan İnancasında Tevhid ve Teslis Mücadelesini anlatan Sn.Lütfü Özşahin'in yazdığı EBİONİZM kitabı seçkin yayınevi ve kitapçılarda satışa sunulmuştur.

 

PAPA'NIN TÜRKİYE ZİYARETİ

Genelkurmay uyardı, Sezer değiştirdi…

Papa 16'ıncı Benedict'in Türkiye programı, Pazar Vatan'da yayınlanan Aytunç Altındal röportajı üzerine Genelkurmay Başkanlığı'nın bilgi vermesi sonucu Cumhurbaşkanı Sezer'in müdahalesiyle değiştirildi. Genelkurmay'dan teşekkür aldığını söyleyen Aytunç Altındal ile Papa'nın yeni programını

 


Arif Nihad Asya''dan Ezberlenecek Şiirler

Bayrak

Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü...
Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü
Işık ışık, dalga dalga bayrağım,
Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.

Sana benim gözümle bakmayanın
Mezarını kazacağım.
Seni selâmlamadan uçan kuşun
Yuvasını bozacağım.

Dalgalandığın yerde ne korku, ne keder...
Gölgende bana da, bana da yer ver!
Sabah olmasın, günler doğmasın, ne çıkar.
Yurda ay-yıldızının ışığı yeter.

Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün
Kızıllığında ısındık,
Dağlardan çöllere düşürdüğü gün
Gölgene sığındık.

Ey şimdi süzgün, rüzgârlarda dalgalı;
Barışın güvercini, savaşın kartalı...
Yüksek yerlerde açan çiçeğim;
Senin altında doğdum,
Senin dibinde öleceğim.

Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim;
Yeryüzünde yer beğen...
Nereye dikilmek istersen
Söyle, seni oraya dikeyim!


Ağıt

Ağlayın parmakları nur
Sularından kınalı kızlarım,
Ağlasın Meraga göklerinden
Meraga''ya bakıp yıldızlarım

Yollara Kürşat''lar uzanmış, ölü...
Ağlasın Akülke, ağlasın Sütgölü!

Yiğitlerim uyur gurbet ellerde...
Kimi Semerkant''ta bekler beni,
Kimi Caber''de...

Caber yok, Tiyanşan yok, Aral yok...
Ben nasıl varım?
Ağla, ey Tanrı dağlarından
İndirilmiş Tanrım!

Şu yakın suların
Kolu neden bükülmez?
Fırat niçin, Dicle niçin, Aras niçin
Benden doğar, bana dökülmez?

Ben ki ateşle konuşurdum, selle konuşurdum
İtil''le, Tuna''yla, Nil''le konuşurdum.
''Sangaryos''u ''Sakarya'' yapan,
''İkonyom''u ''Konya'' yapan
Dille konuşurdum.


Fetih Marşı

Yelkenler biçilecek, yelkenler dikilecek;
Dağlardan çekdiriler, kalyonlar çekilecek.
Kelpetenlerle sûrun dişleri sökülecek!
Yürü, hâlâ ne diye oyunda, oynaştasın?
Fatih''in İstanbul''u fethettiği yaştasın!

Sen de geçebilirsin yardan, anadan, serden...
Senin de destanını okuyalım ezberden...
Haberin yok gibidir taşıdığın değerden...
Elde sensin, dilde sen; gönüldesin, baştasın...
Fatih''in İstanbul''u fethettiği yaştasın''

Yüzüne çarpmak gerek zamânenin fendini!
Göster, kabaran sular nasıl yıkar bendini!
Küçük görme, hor görme-delikanlım-kendini!
Şu kırık âbideyi yükseltecek taştasın;
Fatih''in İstanbul''u fethettiği yaştasın!

Bu kitaplar Fatih''tir, Selim''dir, Süleyman''dır;
Şu mihrab Sinanüddin, şu minâre Sinan''dır;
Haydi artık, uyuyan destanını uyandır!
Bilmem, neden gündelik işlerle telâştasın...
Kızım, sen de Fatih''ler doğuracak yaştasın!

Delikanlım, işaret aldığın gün atandan
Yürüyeceksin...Millet yürüyecek arkandan!
Sana selâm getirdim Ulubatlı Hasan''dan...
Sen ki burçlara bayrak olacak kumaştasın;
Fatih''in İstanbul''u fethettiği yaştasın!

Bırak, bozuk saatler yalan, yanlış işlesin!
Çelebiler çekilip haremlerde kışlasın!
Yürü aslanım, fetih hazırlığı başlasın...
Yürü, hâlâ ne diye, kendinle savaştasın?
Fatih''in İstanbul''u fethettiği yaştasın!


AZINLIK VAKIFLARI MESELESİ AİHM 'de yeni sonuçlanan davalarla yeniden Gündemi oluşturacak. Bu konuda deteylı bilgi sahibi olmak için tıklayınız

Şimdi bu azınlık vakıfları meselesinde dikkat edilmesi gereken hususlardan birisi şu.

•  1936'dan 2002 yılına kadar azınlıklar adına kurulmuş olan vakıflarda, gayrimenkul edinebilme imkanı çıkıyor. 44. Maddenin değiştirilmesi ile oluşuyor bu iş . 2262 nolu kanunun 44. Maddesi değişikliği ile oluyor. Şimdi 44. Maddenin değiştirilmesi ile birlikte azınlık vakıfları adı altında çalışan kuruluşlarda bir defa sayıca bir artma oldu. Ben size bazı rakamlar getirdim. Bundan önce bu mantığı gösteren AB'nin empoze ettiği bir husus bu vakıflarla ilgili olaylar , tarih , gün saat belirtilerek iki tane olay anlatacağım.

İçinde bulunduğumuz bu ay i 10 Ağustos 1920 Sevr anlaşmasının 85. Yıl dönümü. Şimdi Sevr anlaşmasının içinde maddelerden bazılarını okuyacağım.

Kanaatı o el kaldırmış olan milletvekillerimize ve tabii ki milletimize bırakıyorum. Aynen okuyacağım maddeleri, Sevr anlaşmasının içinde yer alan 141, 142, 149

141 : Türkiyede yaşayan herkes , her inancın, dinin yada mezhebin gereklerini ister açıkta , ister özel olarak özgürce yerine getirmek hakkına sahip olacaktır. Bakın ne güzel bir madde, buna kimsenin hayır demesi mümkünmüdür? Değildir. Bu kadar güzel bie 141. madde var

142: ( Ambalajın İçi) 1 kasım 1914'den beri Türkiye'de bir terör rejimi bulunduğu için İslam dinine geçişlerin hiç biri olağan koşullar altında gerçekleşmiş olmayacağından 1 kasım 1914 ‘den önce müslüman olmayan kişilerin müslüman sayılmaları mümkün olmayacaktır. Osmanlı hükümeti devleti bu kişilere tazminat ödemeye mahkumdur.

149: ( Şekerler kutunun içinde, kutu madde 149) Osmanlı hükümeti, Türkiye'deki tüm soy azınlıkları kilise ve okul konularında özerkliğini tanımayı ve saygı göstermeyi yükümlenir. Osmanlı hükümetin çıkardığı bu konularda kısıtlamayı öngören tüm yasalar, kararnameler, yönetmelikler ve genelgeler bu tarihten itibaren geçersiz sayılmıştır.

Osmanlı adalet rejiminde yapılacak tüm değişikliklerde, soy azınlıkların ayrıcalıkları düşünülüp, sayılacaktır.

En Çok Okunanlar

  1. BOR-TORYUM-NEPTÜNYUM
  2. MUSA'NIN NECİP (!) EVLATLARI BİLSİNLER Kİ
  3. PROTESTAN SENDROMU VE ESKİ MİLLİ GÖRÜŞÇÜLER
  4. AB'nin Geleceği ve Türkiye
  5. Atatürk'ün Vasiyetini SAklamasınlar
  6. FARMASON MUSA EFENDİ
  7. HOŞGÖRÜCÜ FETHULLAH GÜLEN KINA YAKACAK MI (I)?
  8. HOŞGÖRÜCÜ FETHULLAH GÜLEN KINA YAKACAK MI (II)?
  9. ÇOK HAFİF OLURSAN ÇOK KUCAK GEZERSİN
  10. Dünya İklimindeki Yaşamı Tehdit Eden Değişim
  11. Deveye Sormuşlar: "Boynun Neden Eğri?" O da Demişki "Nerem Doğru?
  12. Abdullah Çatlı - Oral Çelik DELMİŞ ROMA'NIN KALBİNİ MIZRAK GİBİ HUNLAR
  13. Rumların Gayrimenkul Davaları Sonuçlandı

 

 

Hepsi ve daha fazlası için

www.suBRosa.com.tr

tıklayınız

 

 

KITALAR KÖPRÜSÜ TÜRKİYE'NİN ENERJİ KORİDORU KONUMUNA İRAN'DAN DA DESTEK GELDİ.

İran, doğal gaz ihracatında önceliğinin Türkiye olduğunu bildirdi.

İran Petrol Bakanı Gulam Hüseyin Nozeri, İran doğal gazının Türkiye üzerinden Avrupa pazarına ulaştırılmasına öncelik verdiklerini söyledi.

Nozeri, alternatif olarak sıvılaştırılmış doğal gaz sistemiyle doğal gaz ihraç edebileceklerini ancak, Rusya güzergahının gündemde olmadığını bildirdi.

İranlı Bakan, doğal gaz ihracatıyla ilgili olarak Tahran-Ankara arasındaki müzakerelere devam edileceğini sözlerine ekledi.

Rusya'nın ardından 2'nci sırada yer alan İran, günde yaklaşık 500 milyon metreküp doğal gaz üretiyor.

 

Yonca Bayrak

 

 

SOLOİ POMPEİOPOLİS KAZILARI

 

Mersin'de 10'uncusu gerçekleştirilen ve önemli buluntulara ulaşıldığı belirtilen Soloi Pompeiopolis antik kenti kazılarının bu yılki bölümü sona erdi.

Alınan bilgiye göre, Mezitli ilçesindeki antik kentte gönüllü 12 öğrencinin katılımıyla 16 Temmuz'da Soli Höyük ve Sütunlu Cadde'de başlatılan, ek ödenek çıkartılması sonrasında 27 işçinin katılımıyla gerçekleştirilen Soloi Pompeiopolis kazıları 22 Ağustos'ta tamamlandı.

Kültür ve Turizm Bakanlığı ile konaklama ve yiyecek desteği veren Mersin Valiliği, lojistik destek sağlayan Mezitli belediyesi ve Dokuz Eylül Üniversitesi iş birliğinin yanı sıra Mersin Un Sanayi, Gelbul ve Dağıl inşaat firmalarının sponsorluğunda gerçekleştirilen kazılarda, en önemli buluntu olarak Roma dönemine ait "Güneş Tanrısı Apollon" heykeline ulaşıldı.

Dokuz Eylül Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi ve Kazı Başkanı Doç. Dr. Remzi Yağcı, yaklaşık 35 gün süren kazılarda, 1700 yıllık "Güneş Tanrısı Apollon" heykelinin yanı sıra bol miktarda antik döneme ait para ile Hitit tabakalarından yivli seramikler elde ettiklerini söyledi.

Soli Höyük'teki Kazılar
Soli Höyük'teki Kizzuwatna dönemine ait kazılarda ise daha önce varlığı tespit edilen 15. yüzyıla tarihlenen sur duvarının büyük ölçüde temizlenerek açığa çıkarıldığını anlatan Yağcı, şöyle konuştu: "Bunlar, Kalkolitik döneme kadar uzanan bir geleneği olan Kizzuwatna'nın kasa tipi sur duvarlarını oluşturuyor.

Hitit dönemi duvarlar, 14. yüzyıldan sonra Hitit egemenliğine geçen Kizzuwatna'da bu tür savunma surlarına ihtiyaç kalmadığı ortaya koyuyor. Çalışma sonrasında bunların planları çizilerek, üç boyutlu görüntüleri mimari olarak elde edildi. İyi bir şekilde belgelendikten sonra üzerleri örtülüp, bir dahaki kazıya kadar yeniden korunma altına alındı. Arkaik dönem duvarları ve oluşturdukları mekanlar için de aynı işlemler yapıldı."

Yağcı, Hitit tabakalarında da yivlenmiş seramikler bulduklarını söyledi.

Bu seramikler arasında yivlenerek işaretlenmişlerin yanı sıra, 3 yivli seramiklerin de bulunduğunu ifade eden Yağcı, "Seramikler burada devlet kontrolünde çok sıkı bir üretimin olduğunu, elde edilen kapların ise bilimsel olarak ölçü kapı olarak kullanıldığını gösteriyor" dedi.

Yağcı, her yıl kazılardan sonra teslim ettikleri eserlerin sergilenebilmesi için yeni kurulacak müzenin biran önce faaliyete geçmesini istedi.

 

Yonca Bayrak

 

RUSYA PARLAMENTOSU, GÜNEY OSETYA VE ABHAZYA'NIN BAĞIMSIZLIĞININ TANINMASINI KARARLAŞTIRDI.

Rusya Federasyon Konseyi ve parlamentonun alt kanadı Duma'dan, Gürcistan'dan bağımsızlıklarını ilan eden Güney Osetya ve Abhazya'nın tanınması kararı çıktı.

Kararın geçerlik kazanması için Devlet Başkanı Dimitriy Medvedev tarafından onaylanması bekleniyor.

Kararı sevinçle karşılayan Abhazya lideri Sergey Bagapş Duma'daki konuşmasında, "Abhazya ve Güney Osetya'nın Gürcistan'ın parçası olmayacağını" söyledi.

Gürcistan Dışişleri Bakanlığı kararı "Rusya'nın, Gürcistan'ın bağımsızlığına karşı savaşında başka bir adım" olarak niteledi.

Rusya Devlet Başkanı Medvedev ise bu kez de Moldova'yı ayrılıkçı Transdinyester bölgesine müdahale etmemesi için uyarırken, "Gürcistan hatasına" düşülmemesi gerektiğini belirtti.

Medvedev, NATO'nun Rusya ile ilişkileri kesme de dahil, her yaptırımına karşı hazırlıklı olduklarını da sözlerine ekledi..

İngiltere, NATO'nun Rusya ile tüm ilişkilerini kesmesinin yanlış olacağını düşündüğünü bildirdi.

Bu arada Rus güçleri, Poti ve Senaki kentlerinde varlığını sürdürüyor.

Amerikan destroyeri US Mc Faul da Poti'den 80 kilometre güneydeki Batum limanında bulunuyor. İkinci Amerikan savaş gemisi Dallas'ın ise bu akşam ya da yarın (26.08.2008) Batum'a ulaşması bekleniyor.

Abhazya'ya sınır kenti Zugdidi'de hayat normale dönüyor, Gürcü polisi kent merkezini tamamıyla denetim altına aldı.

Öte yandan Amerikan Başkan Yardımcısı Dick Cheney'nin, 2 Eylül'de çıkacağı turda sırayla Gürcistan Ukrayna ve Azerbaycan'a gideceği bildirildi.

 

Yonca Bayrak

 

 

  29. YAZ OLİMPİYAT OYUNLARI'NDA TEKVANDODA BAYANLAR 57 KİLODA AZİZE TANRIKULU, 2. OLARAK GÜMÜŞ MADALYA KAZANDI.

Tanrıkulu, finalde Güney Koreli Suejong Lim ile karşılaştı.

Her iki sporcunun da son derece temkinli mücadele ettiği müsabakanın ilk raundunda sporcular puan getirici vuruş yapamazken, Güney Koreli sporcunun ceza puanı almasıyla Azize Tanrıkulu raundu önde kapattı.

2. raundda Suejong Lim, aldığı 1 puanla skoru yeniden 0-0'a getirdi. Son raundun tamamlanmasına 15 saniye kala 1 puan daha alan Güney Koreli sporcu müsabakadan da 1-0 galip ayrıldı ve altın madalyanın sahibi oldu.

Bu sıklette bronz madalyaları Hırvat Martina Zubciç ile ABD'li Diana Lopez kazandı.

 

Yonca Bayrak

 

 

OLİMPİYAT OYUNLARI'NDA TEKVANDODA ERKEKLER 68 KİLODA SERVET TAZEGÜL, 3. OLARAK BRONZ MADALYA KAZANDI.

İlk turda Kübalı Gessler Viera'yı 4-3 yenen Servet Tazegül, çeyrek finalde Güney Koreli Son Taejin'e, hakemlerin kötü yönetimi sonucu 1-0 yenildi.

Güney Koreli sporcunun finale yükselmesiyle Tazegül, repesajda bronz madalya için mücadelesini sürdürme şansını yakaladı.

Repesajdaki ilk müsabakasını Hollandalı Dennis Bekkers ile yapan Tazegül, rakibini 3-2 yenmeyi başardı.

Tazegül, bronz madalya müsabakasında da Perulu Peter Lopez'i 2-0 yenerek bronz madalyanın sahibi oldu.

 

Yonca Bayrak

 

GÜRCİSTAN'A YARDIM AMACIYLA GÖNDERİLEN NATO GEMİLERİ TÜRK BOĞAZLARINDAN GEÇİYOR.

Montrö Boğazlar Sözleşmesi'ne uygun şekilde bildirimde bulunulmasının ardından Türk boğazlarından ilk geçiş sabah saatlerinde başladı.

İspanyol ve Alman bayrağı taşıyan, NATO görev gücüne ait toplam 45 bin ton ağırlığındaki iki gemi Çanakkale Boğazı'ndan geçti.

Sabah erken saatlerinden itibaren kılavuz kaptan eşliğinde Ege Denizi'nden Çanakkale Boğazı'na giren İspanyol bayraklı "Almirante DonJuan Bordon" ile Alman bayraklı "FGS Luebeck" isimli iki savaş gemisi, Türk Sahil Güvenlik botunun refakatinde yoluna devam etti.

Aynı kapsamda, Amerikan Mc Faul ve USS Mount Whitney gemilerinin de yarın (22.08.2008) Türk boğazlarından geçiş yapması bekleniyor.

 

Yonca Bayrak

 

 

 

ŞEHİT 9 ASKERİN CENAZESİ, TÖRENİN ARDINDAN ERZİNCAN'DAN, MEMLEKETLERİNE GÖNDERİLDİ

 

Erzincan'ın Kemah ilçesinde, töreristlerce yola döşenen mayın patlaması sonucu şehit olan 9 askerin cenazeleri, Erzincan'da düzenlenen törenin ardından toprağa verilmek üzere memleketlerine gönderildi.

Şehitlerden 7'sinin cenazesi bugün (12.08.2008), 2'sinin cenazesi ise yarın (13.08.2008) toprağa verilecek.

Şehitler için, Erzincan'da tören düzenlendi.

Törenin ardından, şehit Kurmay Yarbay Miktat Şamdancı ve şehit uzman çavuş Selim Kabataş Malatya'ya, şehit uzman çavuş Gökhan Kugat Elazığ'a, şehit erler Adem Hilaloğlu ve Barış Demir İzmir'e, şehit er Abdullah Aydın Emer Adana'ya, şehit er Önder Muratoğlu İstanbul'a, şehit er Murat Atsen, Bursa'ya ve şehit er Abdurrahman Bulat'un cenazesi Hatay'a gönderildi.

Şehitlerden Kurmay Yarbay Miktat Şamdancı, Uzman Çavuş Selim Kabataş, Uzman Çavuş Gökhan Kugat, Erler Adem Hilaloğlu, Barış Demir Abdullah Aydın Emer ve Önder Muratoğlu'nun cenazesi, bugün İkindi vakti kılınacak namazın ardından toprağa verilecek.

Şehitler Erler Abdurrahman Bulat ve Murat Atsen'in cenazeleri ise yarın (13.08.2008) Hatay ve Bursa'da defnedilecek.

 

Yonca Bayrak

 

 

YÖK, 23 YENİ ÜNİVERSİTENİN REKTÖR ADAYLARI BELİRLEYECEK

 

YÖK Genel Kurulu toplandı. Saat 11'de başlayan toplantıya, YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan başkanlık ediyor.

Toplatının gündeminde yeni kurulan 23 üniversitenin rektör adaylarının belirlenmesi var.

YÖK Genel Kurulu, 523 aday arasından her üniversite için 3'er aday seçecek.

Akşam saatlerinde yeni rektör adaylarının belirlenmesi bekleniyor.

 

Yonca Bayrak

 

 


AB Sevdâsına Neler Oluyor?: II
Durmuş Hocaoğlu

Yeniçağ Gazetesi / 26.05.2008 Pazartesi
Yakın vakte kadar, Türklerin AB tutkunluğunda ciddî bir zayıflama görülüyor, yılbaşına dek tâkatten düşmeye başlayan AB sevdâsı, o tarihten sonra geçen dört aylık müddet zarfında da git-gide bir ilgisizliğe dönüşmeğe yüz tutmuş bulunuyor... Daha doğrusu "idi". Evet: İdi... "İdi..."; çünkü birden bire tekrar diriliverdi; hem de çok basit ve yalın bir sebepten. Bu sebebe bilâhare avdet edeceğiz; şimdi önce bu dirilişi görelim. *** Eurobarometer'in yapmış olduğu araştırmadan dört ay sonra, A&G Araştırma Şirketi'nin Nisan 2008 ayında yapmış olduğu başka bir araştırmanın Avrupa Birliği ile ilgili kısmındaki sonuçlar, yeniden AB'ye teveccühün kesâfet kazandığını göstermektedir [*] . Mehmed Ali Birand'ın başkanlığında, 5–6 Nisan 2008 tarihlerinde, Türkiye'nin 7 coğrafî bölgesinde, Adana, Ankara, Antalya, Aydın, Bursa, Çanakkale, Denizli, Diyarbakır, Edirne, Eskişehir, Erzurum, Gaziantep, İçel, İstanbul, İzmir, Kayseri, Kocaeli, Konya, Malatya, Manisa, Mardin, Sakarya, Samsun, Trabzon, Van ve Zonguldak'tan müteşekkîl cem'an 26 il ve 68 ilçede ve bunlara bağlı 81 mahalle ve köyde, 18 yaş ve üstü seçmen nüfûsunu temsil eden 724'ü kadın, toplam 1.453 denekle, hanede yüz yüze görüşme metoduyla yapılan araştırmanın dikkat çeken iki ana sonucu bulunmakta: AKP bir miktar oy kaybederken, AB ilgisi de düşüşten tekrar yükselişe geçmiş bulunuyor. Bilhassa dâhilde vuku' bulan siyâsî dalgalanmalara bağlı gözüken bu sonuçları yorumlamadan önce, bâzı önemli tablolara gözatalım. Tablo: 1: Genel seçmenin tavrı

2002 2003 2004 2005 2006 2008 Ocak 2008 Nisan
AB'ye mutlaka girmeliyiz 56.5 58.7 67.5 57.4 32.2 30.1 41.9
Girsek de olur girmesek de 14.6 19.7 12.5 18.2 33.0 31.7 24.0
Kesinlikle girmemeliyiz 17.9 09.1 08.7 10.3 25.6 26.6 27.7
Cevap yok 11.0 12.5 11.3 14.1 09.3 11.6 06.4
TOPLAM 100.0 100.0 100.0 100.0 100.0 100.0 100.0


Tablo: 2: AKP seçmeninin tavrı

Türkiye'nin AB Üyeliği Bugtün Seçim, Oy Kime? 2008 Ocak AKP Seçmeni 2008 Nisan AKP Seçmeni
AB'ye mutlaka girmeliyiz 29.5 47.1
Girsek de olur girmesek de 37.8 25.4
Kesinlikle girmemeliyiz 21.8 19.1
Cevap yok 10.8 08.4
TOPLAM 100.0 100.0

Tablo 3: Coğrâfî bölgelere göre seçmenin tavrı

Marmara Ege İç Anadolu Karadeniz Akdeniz Doğu Anadolu G. Doğu Anadolu Toplam Ortalama
Mutlaka girmeliyiz 42.6 35.7 43.0 26.2 38.9 54.2 77.5 41.9
Girsek de olur girmesek de 22.4 30.2 25.7 33.3 20.6 19.4 05.6 24.0
Kesinlikle girmemeliyiz 30.3 30.8 20.6 32.6 33.3 22.2 09.9 27.7
Cevap yok 04.7 03.3 10.7 07.8 07.2 04.2 07.0 06.4
TOPLAM 100 100 100 100 100 100 100 100

[*] Bkz.: A&G'nin Kanal D için yaptığı dev anket: "AKP oy kaybediyor, AB projesi kazanıyor"., URL: [http://www.kanald.com.tr/Haber/HaberDetay.aspx?haberid=4093&catid =32] (20.05.2008)

 

 


'Hristiyanlık Sonrası Avrupa'da Din ve Âile: I
Durmuş Hocaoğlu

Bir önceki yazımızda, Avrupa'da dinsizlik nisbetlerini gösteren bir cetvel vermiştik; bu cetvelde verilen adedî değerler, aşağıda verilen harita ile de karşılaştırıldığında, İsveç, Norveç, Danimarka gibi Kuzey memleketleri ve, Komünist bir tecrübe yaşayan Estonya, Letonya, Litvanya, Çekoslovakya ve Batı Avrupa'da, Hollanda, Fransa, İzlanda'da hayli yüksek olan inançsızlığın, koyu Katolik bir mâzisi olan İtalya ve İspanya'da biraz daha düştüğü ve inançlılığın biraz yükseldiği; Katolik Polonya ve Portekiz ve Ortodoks Yunanistan'da ise hayli gerilediği ve inançlılığın ciddî şekilde bir artış kaydetmekte olduğu görülmektedir. [1]

 

 

Avrupa'nın inançlılık coğrafyası (Rusya ve eski Yugoslavya'nın büyük kısmı dâhil edilmemiştir)

 

Bir modernite krizi olan bu keyfiyet, Amerika'da, Avrupa'ya nisbetle daha ehvendir. Burada mekân problemi yüzünden veremeyeceğimiz Amerika değerleri [2] , daha yüksek bir inanç ortalaması göstermekte ve bu da Eski Kıt'a ile Yeni Kıt'a arasındaki – ekonomik verimlilik gibi - birçok farkla dikkat çekici bir paralellik göstermektedir ki bunlardan birisi de, Avrupa'da tehlike sınırlarına doğru bir gidişe işâret eden nüfus azalması, evlenmelerin düşmesi ve boşanmaların artmasıdır. Avrupa'da boşanma oranlarını gösteren aşağıdaki cetvel, çok önemli birşeylerin göstergesi olsa gerek. [3]

 

Ülke

1990

1991

1992

1993

1994

1995

1996

1997

1998

1999

2000

2001

2002

2003

Avusturya

36

37

36

36

39

42

43

44

46

47

50

60

54

51

Belçika

32

34

38

40

42

68

56

56

60

60

60

70

76

75

Bulgaristan

19

23

21

18

21

29

28

27

29

28

30

32

35

39

Hırvatistan

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

21

20

 

Güney Kıbrıs

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

11

13

 

Çek Cumhuriyeti

35

41

39

46

53

57

61

56

59

44

54

60

60

67

Danimarka

44

41

40

41

39

37

36

37

38

38

38

40

41

45

Estonya

49

56

75

74

76

106

103

95

83

82

77

76

70

 

Finlandiya

53

52

55

52

55

59

56

58

58

58

53

55

49

52

Fransa

37

39

40

43

46

47

42

41

43

41

 

39

 

 

Almanya

30

30

30

35

38

39

41

44

46

44

 

51

52

 

Yunanistan

10

10

13

12

14

17

25

19

14

16

15

20

19

20

Macaristan

38

40

38

41

43

47

46

53

57

56

50

56

55

55

İrlanda

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

15

13

 

İtalya

9

9

8

8

9

9

12

12

12

13

 

15

15

 

Letonya

46

50

77

70

73

71

63

63

64

64

67

62

61

48

Litvanya

35

45

46

59

47

46

55

61

64

64

64

70

66

62

Lüksemburg

33

29

29

32

30

35

39

50

50

50

48

52

54

51

Hollanda

30

30

33

35

44

42

41

40

37

38

39

47

40

40

Polonya

17

15

15

13

15

18

19

21

22

19

20

23

24

25

Portekiz

13

15

18

18

21

19

21

21

23

26

30

32

49

41

Romanya

17

20

17

19

26

23

24

24

28

25

23

24

25

25

Slovakya

22

24

24

27

31

33

34

33

34

35

36

41

44

41

Slovenya

22

22

22

22

23

19

27

27

28

27

30

33

35

34

İspanya

11

13

12

14

16

17

17

17

 

 

 

19

20

22

İsveç

48

55

59

64

65

67

64

65

66

59

54

59

56

54

Birleşik Krallık

44

50

49

53

52

53

55

52

53

53

 

 

 

 

AB-25 Ortalaması

(Mayıs 2004'den son-ra 25 üyeli AB'nin or-talaması)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

34

  'Hristiyanlık Sonrası Avrupa'da Din ve Âile: II
Durmuş Hocaoğlu

Hristiyanlık Sonrası Avrupa'da birçok bakımdan işler iyi gitmiyor. Dinsizliğin yayılmasına paralel olarak vuku' bulan gelişmeler fevkalâde kaygı verici: Âile, artık gerçek anlamda çöküş sınrlarına yaklaşıyor. Polonya'da neşrolunun Bulletin of Geography (Socio-Economic Series) dergisinde, "Polonya'da, Diğer AB Ülkelerine Kıyasla Evlenme ve Boşanma Nisbetleri" başlıklı bir araştırma makalesi yayınlayan yazarların varmış olduğu netîceler hulâsaten şöyle [1] : 1994-2004 arası on yıllık dönemde evlenmelerde muntazam bir düşüş görülürken (s.90, tablo: 1), boşanmalarda ise buna zıt olarak muntazam bir artış göze çarpmaktadır. Bu durum aşağıdaki cetvelde gösterilmiştir (s.92, tablo: 2).

1994-2004 arası dönemde boşanmalar

 

1994

1995

1996

1997

1998

1999

2000

2001

2002

2003

2004

Fark

 

Belçika

2.2

3.5

2.8

2.6

2.6

2.6

2.6

2.8

3.0

3.0

3.0

2.8

artış

Çek Cum.

3.0

3.0

3.2

3.2

3.1

2.3

2.9

3.1

3.1

3.2

3.2

3.0

artış

Danimarka

2.6

2.5

2.4

2.4

2.5

2.5

2.7

2.7

2.8

2.9

2.9

2.6

artış

Almanya

2.0

2.1

2.1

2.3

2.3

2.3

2.4

2.4

2.5

2.6

:

2.3

artış

Estonya

3.8

5.2

4.0

3.8

3.2

3.3

3.1

3.2

3.0

2.9

3.1

3.5

azalış

Yunanistan

0.7

1.0

1.0

1.1

0.7

0.9

1.0

1.1

1.0

1.1

1.1

1.0

artış

İspanya

0.8

0.8

0.8

0.9

0.9

0.9

0.9

1.0

1.0

1.1

1.2

1.0

artış

Fransa

:

2.10

:

:

:

2.0

:

:

:

:

2.2

2.1

:

Irlanda

:

:

:

:

:

:

0.7

0.7

0.7

0.7

:

0.7

:

Italya

0.5

0.5

0.6

0.6

0.6

0.6

0.7

0.7

0.7

0.8

:

0.7

artış

G. Kıbrıs

0.9

1.2

1.1

1.3

1.3

1.7

1.7

1.7

1.9

2.0

2.2

1.5

artış

Letonya

3.3

3.1

2.5

2.5

2.6

2.5

2.6

2.4

2.5

2.1

2.3

2.6

azalış

Litvanya

3.0

2.8

3.1

3.2

3.3

3.2

3.1

3.2

3.0

3.1

3.2

3.1

artış

Lüksemburg

1.7

1.8

2.0

2.4

2.4

2.4

2.4

2.3

2.4

2.3

2.3

2.2

artış

Macaristan

2.3

2.4

2.2

2.4

2.5

2.5

2.3

2.4

2.5

2.5

2.4

2.4

artış

Malta

0.0

0.0

0.0

0.0

:

0.0

0.0

:

:

:

:

0.0

:

Hollanda

2.4

2.2

2.2

2.2

2.1

2.1

2.2

2.3

2.1

1.9

1.9

2.1

azalış

Austurya

2.1

2.3

2.3

2.3

2.2

2.3

2.4

2.6

2.4

2.3

2.3

2.3

artış

Polonya

0.8

1.0

1.0

1.1

1.2

1.1

1.1

1.2

1.2

1.3

1.5

1.1

artış

Portekiz

1.4

1.2

1.3

1.4

1.5

1.7

1.9

1.8

2.7

2.2

2.2

1.8

artış

Slovenya

1.0

0.8

1.0

1.0

1.0

1.0

1.1

1.1

1.2

1.2

1.2

1.0

artış

Slovaky

1.6

1.7

1.7

1.7

1.7

1.8

1.7

1.8

2.0

2.0

2.0

1.8

artış

Finlandiya

2.7

2.7

2.7

2.6

2.7

2.7

2.7

2.6

2.6

2.6

2.5

2.6

azalış

İsveç

2.5

2.6

2.4

2.4

2.3

2.4

2.4

2.4

2.4

2.4

2.2

2.4

azalış

Birleşik Krallık

3.0

2.9

2.9

2.7

2.7

2.7

2.6

2.6

2.7

2.8

:

2.8

azalış

 

'Hristiyanlık Sonrası Avrupa'da Din ve Âile: III
Durmuş Hocaoğlu

Gerçek âile çözülme yaşarken, bunun yanında, aynı cinsten olanların evlilikleri de meşrûlaşmakta ve bu evliliklerle, "Müseccel Birliktelik" ( Registered Partnership ) olarak adlandırılan yeni bir "âile" tipi ortaya çıkmaktadır. Bilhassa Hollanda, Norveç ve İsveç'de yaygınlaşan ve yüzde altmışaltısı "erkek karı-koca"dan oluşan bu âileler üzerine bir araştırma raporu yayınlayan G. Andersson, T. Noack, A. Seierstad ve H. Weedon-Fekjær'ın [2] verdikleri şu grafik, ilk başta – muhtemelen kanunun çıkmasını bekleyen birikmiş kitleden ötürü - ânî bir yükselme gösteren bu garip evliliklerin bir müddet sonra düşüşe geçmesinin akabinde, yeniden artış trendine girdiğini göstermektedir (s.7) (kırmızı çizgiler erkek çiftleri, maviler kadın çiftleri göstermektedir):

 

Batı toplumlarında dinin çekilmesiyle hâsıl olan boşluğun yerini doldurabilecek bir muâdilinin bulunamamasının – bulunabilir mi sorusu ayrı bir bahistir – ciddî bir içtimâî tehdit yarattığının en belirgin belgesi âilenin yaşamakta olduğu çöküştür demiş ve en son olarak da aynı cinsten olanların evlenmelerinin meşrûlaştırılmasını misâl olarak vermiştik. Filhakîka bugünkü Batı toplumlarında, ayıp hissi zâil olmuş, ayıp olanı ayıplamak ayıp olur olmuştur; öyle ki bu makule kişiler setrolmak bir yana bu kimlikleriyle toplum içinde gayet 'saygın' bir yer edinebilmektedirler; aşağıdaki resimde görülen, kendisinden onbeşyaş genç 'kocası', dâmad beğ David Furnish ile gerdeğe girmeden önce, yediyüz kişinin dâvet edildiği muhteşem 'düğün' töreni akabinde hayranlarını selâmlayan, 'Sir' ünvanlı, ellisekiz yaşındaki Elton John (ön tarafta) gibi meselâ.

Bu keyfiyetin aslında bir bakıma Batı'nın dinden yâni Hristiyanlıktan çıkarken bu çıkışın büyük ölçekte Antikite'ye, Antikite'nin varlık, insan ve ahlâk anlayışına dönüş – esâsen 'Renaissance'ın (Yeniden Doğuş) aslî mânâsı da budur: "aslına rücû" – sonucunda olduğunu söyleyebiliriz; zîra Antikite, yâni Yunan ve Roma klasik çağında bu gibi ef'al sâdece göz yumulur türden değil, müesseseleşmiş normal ilişkiler idi. Söz gelimi bugün nasıl şarkıcı Elton John'ın bir kocasının olması O'nun îtibârını sarsmıyorsa cihan fâtihi İskender'in de bir kocasının olması îtibârına halel getirmemişti ve bugün dahi öyledir. Evet: İskender'in gerçekten dâhi bir asker, gözüpek bir cengâver, fiziği ideal Yunan ölçülerine uygun, heykel gibi yakışıklı bir 'delikanlı' olduğuna bakıp da aldananlar olabilir; aman ha! Dikkat oluna! Bu 'delikanlı'nın - kendisi gibi yakışıklı - bir 'kocası' vardı: Efestion. Kendisi de bu güruhtan olan Thomas Cowan'ın yazdığına göre, İskender, Efestion'a öylesine tutkundu ki, O'nun için herşeyi yaptı; ordunun en üst kademelerine getirdi, elitlerden oluşan bir süvari bir­liğinin başına geçirip, en yakını, kralın sağ kolu anlamına gelen şiliark ünvanıyla onurlandırdı ve... [1]

"Hindistan'dan dönüş yolculuğunda Efestion yüksek ateşten ölünce, İskender'in acısı da çok büyük oldu. Üç gün bo­yunca yeme-içmeyi reddetti, bir Pers geleneğine uygun olarak, saçlarını kesti. Söylentilere göre teselli edilemeyen sa­vaşçı, Efestion'un hekimlerinin asılmasını emretti ve günler ve geceler boyunca ölmüş arkadaşının cesedinin yanında yattı. Genç imparator Patroklos için ağlayan Akhilleus gibi yaparak, bütün imparatorlukta resmi yas ilan etti. Ben­zerlerini aşan görkemli bir cenaze töreni düzenledi. Cenaze arabasını kendisinin çekmiş olması mümkündür.'

***

Hristiyanlık tabiî ki zinayı yasakladığı gibi, homoseksüelliği de yasaklıyordu; ne de olsa kitâbî bir din çünkü. Öyle ama, yine O'nda da bir 'defo' var, hem de öyle-böyle değil, çünkü ancak işte o kadar kitâbî. Evet, zinâ yasak ve lânetli, livâta dahi öyle; lâkin aynı dinin Kitâb-ı Mukaddes'inin Ahd-i Atîk'inde, yâni Hristiyanların kabûl ettiği ve Kitâb-ı Mukaddes'in büyük kısmını teşkîl eden Tevrat'ta öyle şeyler vardır ki insan kulaklarına kadar kızarır: Yahuda'nın, gelini Tamar ile zinası gibi düşük seviyeli masallar, ensest hikâyeleri yanında, en ağırı, hiç şüphesiz, ulu'l-azm resûlullah olan Hz. Lût'a, öz kızlarıyla ensest fiilini işlemek isnâdında bulunulmasıdır. Filhakîka, daha sonraları san'at eserlerine malzeme konusu edinilip estetize edilecek kadar tabiî addedilen bu mes'ele, Tevrat'ta anlatıldığına göre, Lût peygamberin kızlarının, zürriyetlerinin devâmı için erkek bulamadıklarından nâşî, babalarına şarap içirerek sarhoş etmek sûretiyle O'nunla yatarak hâmile kalmaları şeklinde cereyan etmiştir [2] .

Yâni aslında, bu gibi patalojik vak'aların Batı'nın sosyal genlerinde bulunduğunu ve modernite ile tekrar patladığını söyleyebiliriz.

[1] Thomas Cowan., Eşcinsel Dahiler., Çeviren: Kaan Yazıcıoğlu., Tüm Zamanlar Yayıncılık (tarihsiz; 2004 veya, öncesi)., s.19

[2] Tekvîn., 19/30-38

-------------

PEKİ KİM KAZANÇLI ?

 

Ekonomik istikrar çırpınışlarının gündeme ağırlığını koyduğu şu günlerde netleşemeden önemini yitirecek başka bir haber :

 

Türk Silahlı Kuvvetleri ‘nin, Irak'ın kuzeyine yaptığı harekatla ilgili verdiği genel görüşme önergesi TBMM Genel Kurulunda reddedildi

 

Yapılan harekat'a, Çiçero'nun dediği gibi ‘kim kazançlı ?' sorusu damgasını vuruyor.

Çiçero ve Sezar aynı dönemin insanları.Çok hasımlı, çok entrikalı, hukuk ‘un üstünlüğü daimiyken ,adaletin dibinin kazıldığı bir dönem.Çiçero, filozof ve büyük hukukçu. Roma' da bir cinayet davasında , babasını öldürttüğü iddia edilen oğulun savunucusu oluyor. Suçlu olabilecek birinin savunucusuna halk ve savcı yapmadığını bırakmıyor. Kimsenin almak istemediği bu davadan Çiçero vazgeçmez.Davayı kaybetmeye yakın gibi gözükürken Çiçero karar merkezine bir savunmayla çıkar: Yakalanacağı aşıkar iken oğul zaten ona kalacak miras için hasta babasını niye öldürtsün ? Mirastan olacağı gibi bir çuval içerisine yılan, horoz, maymun ve kedi ile konulup ölmesi için nehre atılacak. .Geriye kalacak mirasın ve toprakların cazibesi korkunç.Bu cinayetin sonunda kim kazançlı ?Oğulu suçlayanların yalancı şahit, azmettiricilerinin de Tiranın adamları çıkması sonucunda kazanç amacı güdenlerin akibeti hüsran ve sahip olduklarını da kaybetme.Dava neticesinde en kazançlı Çiçero ,bir numara.

 

Bir filozofun olaylara yaklaşımından yola çıkarak değerlendirme yapar isek;

Harekata destek veren AKP ,ordumuzun daima yanındayız (baş) örtüsünün altına saklanarak kendisine paye çıkarıyor.Aynı zamanda genel baş sağlığı temennisiyle nabza göre şerbet sunuyor.

 

Harekatın başlaması ve bitmesi muhteşem oldu.Peki ama kimin için ?Bir gece ansızın tekrar gelebiliriz.Ankara ‘ya adım atamayan Talabani, Ankara ‘da muhatap buldu.Türkiye'den kaçan teroristler Barzani'nin tarafına sığındı.Memfaatle kucaklanan teroristler,şimdilerde Barzani'nin pkk taburuna malzeme ve kelle.

 

Dağlıca'nın öcünü alacağız diye naralar atan AKP taraftarı halk, İsrail bayrakları yakar iken şimdi gazı alınmış bir rahatlıkla ,AKP destekledi ordu girdi marurluğunda.Kış uykusundan uyanana kadar sesleri çıkmaz artık. İzledikleri dizilerle rüyalarında başarı üstüne başarı kazanıyorlar.

 

Takınyalı yatırımcılar, Türk bir kükrer pir kükrer bir hafta ekonomik dalgalanma yeter.Aman istikrar bozulmasın ağırlığında.Sat kurtul ver kurtul.Ekonominin merkezi İstanbul olma yolunda ilerlerken rantçılar memnun.Ya tarih tekerrürden ibarettir endişesiyle bankerler dönemini işaret edenler ne derece kazançlı.

 

ABD'de iktidar olacak Cumhuriyetçiler olaylardan son derece memnun.Gündem o kadar yoğun ve birbirinden elzem konularla yüklü ki herkese yetecek senaryo mevcut.Üstelik maalesef konuların ehemmiyetinden ötürü Devlet ve Hukuki mercilerde bir taraf .Bu da Devletin ve Hukuk ‘un kaos yöneticiliği ve çözümcülüğünden çıkartılıp yıpratılmasına sebebiyet veriyor. ‘ Sana bir tepeden baktım canım Türkiyem ‘demesi gereken ve bu doğrultuda tarafsızlığını her daim hissettirdiği gibi şimdide sergileyecek Devlet ve Hukuk mercilerine çok çetrefilli çözümler düşmekte.Kanatimce kim kazançlı sorusunun cevabı ,uzun süredir doğum sancıları çeken ,hamilelik süreci tamamlanmaya yakın gibi gözüken Anadolu ananın canından can çıkmasıyla ve canınında çıkmasına sebebiyet verebilecek bir operasyonla hayata gelecek bir kürt devleti.Peki bu olaylarda kim kazançlı ? Çiçero kim ?

 

Sinem Güneş

15.03.2008

PROTESTAN SENDROMU VE ESKİ MİLLİ GÖRÜŞÇÜLER

Eski Milli Görüşçülerle, protestanların ve özellikle protestan sendromunun ne alakası var demeyiniz!!! Bilakis pek çok benzerlik var. Bu konunun anlaşılması için biraz açmak istiyorum.

İlk kez Amerika'da ortaya çıkan bu sendrom 1960'lı yıllarda görüldü. Sizin de bildiğiniz gibi Amerika Birleşik Devletler başkanları biri hariç (Kenedy) protestandılar. Ve yine ABD'de üst düzey kamu yönetiminde neredeyse bir protestan tekeli vardı. Katoliklerden de üst düzey kamu yönetiminde görev almak isteyenler oldu. Fakat önerilen çok ilginç bir teklifti; protestan olacaklardı!!!(Evanjelik Calvinist…)

Bazıları bu teklifi kabul ettiler. Yani inandıkları bütün dini temel esasları, görüşlerini bir kenara koydular. Bir anda bütün değer sistemleri değişti. Önce sakallar gitti, sonra kiliselerin adresleri değişti. O güne kadar öğrendikleri bütün değerlerin aslında yanlış olduğunu düşündüler. Bazıları buna ruhen inanmadı ama inanıyormuş gibi gözüktüler. Hatta Katolik kayıtlarından, kütüklerinden, nüfuslarından çıkarılmayı göze aldılar. İşte bu büyük bedellerin sonunda pekçoğunun kimyaları bozuldu. Ruh yapıları sarsıldı. Uyku düzenlerini kaybettiler. Çok garip ama peşinden cinselliklerini. Sonra …………. Sonrası çok vahim.

Uzman psikologlar, ruh bilimciler, nörologlar bu vakkaya Protestan Sendromu dediler.

İşte ABD'de 60'lı yıllarda ortaya çıkan protestan sendromu acaba ülkemizde de ortaya çıkacak mı? Benzerlikler çok fazla neredeyse herşey birebir uyuyor.

Türkiyedeki eski Milli Görüşçüler aynı yolda ilerliyorlar. Bir insan 45-50 yaşına kadar inandığı tüm değerlere bir anda ters dönüp küfretmeye başlarsa aklı başında olan herkes şunları düşünür:

1) Ya bu insanlar GERİZEKALIDIR çünkü hatalı olduklarını ancak 50 yaşında anlayabilmişlerdir. Ve bunlar birkaç kişi değil pekçok kişidirler. Bildiğiniz gibi tıpta bazı hastalıklar genetiktir. Babadan, anneden ve atadan miras alınan hastalıklar vardır (şizofreni gibi). O halde 50 yaşından sonra fikir değiştiren, görüş değiştiren bütün inandığı değerlere sırt çeviren bu insanların gelecekteki nesillerine de sorumluluk verilemez.

2) Ya da bu insanlar takiyye yapıyordurlar. Hani liderleri dedi ya “Musa Firavun'un sarayında yaşadı ama Firavun olmadı”. Eski fikir ve görüşlerinden hiçbirşey kaybetmemişler fakat modaya uyup Milli Görüş gömleğini çıkartarak Bilderberg Gömleğini giymişlerdir. Ama bunun pek inanılır tarafı yok; girdikleri yer Firavun'un sarayı ama onlar Hz. Musa değil!!!

Protestanlarla benzerlikleri çok fazla hatta şu an Dışişleri Bakanı olan Sayın Abdullah Gül 3 Kasım seçimlerinden önce seçim meydanlarında “Biz Anadolu WASP'çısıyız demiyormuydu? Allah kaderlerini benzetmesin. Çünkü pekçok belediye başkanı ve bazı milletvekilleri bir zamanlar (peygamberin sünneti) dedikleri olmazsa olmaz dedikleri sakalları kestiler. Hatta bazıları (yaşı ilerlemiş olanlar) saçları boyattılar çok komik ama bıyıkları kestiler. Duyduğumuza göre boşanma davaları da açılmaya başlanmış. Durum vahim ABD'de bunalıma girenler psikiyatristlere gider. İşin kötü tarafı Türkiye'de (adama deli derler) diye doktora da gidilmiyor!!!

ALLAH kolaylık versin. ALLAH beterinden saklasın.

Son Söz: Karga kekliği taklit ederken kendi yürüyüşünü unutur.

Oya Alpan , 22.02.2004


Şu Günlerde Türkeş'i Yıpratma Çalışmalarının Yapılması, Demokrat Partinin Yeniden Kurulması Nedeniyle Bazı Gerçekleri Vurgulamak İçin Aşağıdaki Yazıyı Yazmam Gerekti. Oya Alpan

TÜRKEŞ MENDERES'İN İDAMINA KARŞIYDI

Büyük TÜRK MİLLETİ her zaman kendine yakışır evlatlar yani Aslan'lar yetiştirmiştir. Bu KOCA TÜRK, bu büyük insan şüphesiz Rahmetli ALPARSLAN TÜRKEŞ'tir.

Rahmetli TÜRKEŞ birtakım kendini bilmez, Dönme, Devşirme, Mason, Kominist, Satanist tarafından iftiraya maruz kalmıştır. Bu iftira “Merhum Adnan Menderes'in asılmasında rolü olduğudur”.

Oysa bu bir iftiradır. Büyük Başbuğ, KOCA TÜRK, ALPARSLAN TÜRKEŞ idamlara sonuna kadar karşı olduğu gibi o sırada kendisini yurtdışına süren, 13 Kasım hareketini yapanlarla da mücadele ediyordu.

ARTIK HİÇBİRŞEY GİZLİ KALMAYACAK!!!

İşte CEMAL GÜRSEL'E HİNDİSTAN'DAN yazdığı mektubun tam metni. İşte iftiraya TOKAT gibi gelecek bir belge.

Orgeneralim,

Size asla yazmak niyetinde değil idim. Fakat bugün memleketin yüksek menfaatleri bakımından bazı hususların dikkatinize sunulması zaruri oldu. Şöyle ki:

Yüksek Adalet Divanı birkaç güne kadar eski iktidar mensupşarı hakkında hükmünü verecektir. Adaletin hükmüne müdahele etmemek ve daima hürmetkar bulunmak şarttır. Ancak, hükümlerin infazı yurtta mevcut durumun nezaketi göz önüne getirilince ayrıca incelenmeye değer görülmüştür.

Yüksek Adalet Divanı'nın vereceği cezalar içinde idam hükümleri mevcut bulunduğu takdirde bunların tadil edilerek hafifletilmek cihetine gidilmesi çok faydalı olacaktır. Çünkü:

a) İdam cezalarını infazı 13 Kasım'dan beri atılan çok hatalı adımlar dolayısı ile memlekette meydana gelmiş olan huzursuzluğu daha çok artıracaktır.

b) Ölüm cezalarının infazı, yurt dışında Milletimiz ve Devletimiz aleyhinde tepkilere yol açacaktır.

c) Ölüm cezalarının infazı halinde; Milletimizi bölen kin ve garaz duyguları şiddetlenecek ve 27 Mayıs'ın amacı olan Milli Birlik ruhunun geliştirilmesi güçleşecektir.

ç) Yukarıda sıralanan mahzurlarına karşılık, cezaların infazı ile memlekete sağlanacak hiçbir fayda yoktur.

Esasen siyasi suçlardan dolayı, ölüm cezaları verilmesi, bugünün insanlık duygularına uymamaktadır.

Buraya kadar sıralanan mütalaalara ilaveten, hukuk bakımından da şu hususların incelenmesi lüzumludur.

1) Yüksek Adalet Divanı'nın vereceği idam kararlarının nihai incelemesi, bununla ilgili kanunun yürürlüğe girdiği tarihte tek meşru yasama organı bulunan 27 MAYIS MİLLİ BİRLİK KOMİTESİ' ne ait idi.

2) Bugün ise, yasama organı yalnız başına 13 Kasım komitesi değil, Temsilciler Meclisi ile birlikte komiteden meydana gelen Kurucu Meclis'tir.

3) Türk Anayasasına göre, idam hükümlerinin nihai incelenmesi, yasama organlarına aittir. Şu halde, bugün Yüksek Divanın vereceği idam kararlarının yalnız 13 KASIM KOMİTESİ'nce incelenmesi hukuki ve meşru olamaz.

Aksi halde, millet ve tarih önünde sorumlu olacağınızı hatırlatırım.

Saygılarımla.”

Alparslan Türkeş 

Yeni Delhi – HİNDİSTAN

7 Eylül 1961

İşte sayın okuyucular: KOCA TÜRK ALPARSLAN TÜRKEŞ'in CEMAL GÜRSEL'e yazdığı belgenin orjinali. Zaten bu idamlar olduğunda Rahmetli TÜRKEŞ bırakın burada olmayı 13 Kasımcılar tarafından Hindistan'a sürgüne gönderilmişti.

Bu belgeyi Dönmeler, Devşirmeler, Masonlar, Koministler, Satanistler dönüp dönüp okusunlar.

“Güneş balçıkla sıvanmaz, sonra Takke düşer Kel görünüverir”.

Oya Alpan

 


 

İLK ASKERİ DARBE

(Bu Belgeleri İlk Defa Yayınlıyorum)

 

Osmanlı'nın son dönemlerinde tartışmasız en güçlü kişi, ENVER PAŞA idi. İyisi ile, kötüsü ile Enver Paşa, bir döneme damgasını vurmuştur. Enver, aklıma her geldiğinde, Julius Sezar'ın o meşhur sözü aklıma gelir.

 

‘'Vay yenilenin Haline''

 

Sonuç itibarıyle, Enver Paşa'da yenildiği ve mağlup olduğu için kanaatimce, doğru anlaşılamamış olabilir. İşte ben size bugün, Osmanlı'da ilk darbeyi yapan, Enver Paşa'nın tebligatını yayınlıyorum.

 

 

Şimdi de bugünkü Türkçesini veriyorum

 

 

Kardeşlerim, yukarıda gördüğünüz belge orjinaldir. Ve ilk askeri darbenin belgesidir. Buradan nereye geleceğim; Türkiye Cumhuriyeti, 10- 15 yılda bir ya bir darbeye maruz kalıyor, yada muhtıra yiyiyor. Biz bunları hak etmiyoruz.

 

Enver Paşa, Babası Ahmet Bey, Kardeşi Nuri (Killigil)

 

Sizinde bildiğiniz gibi bu darbelerden de en çok milliyetçiler, vatanseverler etkileniyorlar. Sebebi her ne olursa olsun, bunlar iyi şeyler değil.

 

O halde böyle şeylere, zemin hazırlamamak için hepimize görevler düşüyor, memleket idaresine hırsıza, arsıza, işbirlikçiye, pazarlamacıya, peşmergeye, her türlü sataniste bırakmak istemiyorsan….

 

Ey Türk Gençliği

 

DEVLET'ine Sahip Çık

 

Oya ALPAN

 


OSMANLI'DA PARTİCİLİK

OSMANLI   İMPARATORLUĞUNU SAVAŞA GÖTÜRÜP PARÇALATAN

Bu satılmış 4 milletvekili, Osmanlı mebuslar meclisinde görev yapıyordu.

Bu hainleri sıra ile tanımak gerekirse

sol başta avukat EMANUEL KARASU, sağ başta Evronoszade RAHMİ (Aslan),

sol altta rum bulgar kırması YORGİ HONEOS,

sağ altta rum Selanik mebusu YORGAKİ ARTAS,

Bu dört vekili ortak noktası, İŞBİRLİKÇİ, PAZARLAMACI olmalarıydı.

Ecdadımız, gaflet uykusunda iken , şehit kanı ile sulanmış toprakları,

MEŞRUTİYET, HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ, İNSAN HAKLARI, İSTİBDAT

masalları ile bir güzel parçalattılar, böldüler.

Bir takım LİBOŞ yalakanın tıpkı bugün dediği gibi VER KURTUL- SAT KURTUL'un

gerçek fikir babaları bunlardır.

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİNE ENKAZ BIRAKAN

Şüphesiz bu satanistlerden en meşhuru EMANUEL KARASU'dur .

1898' de Abdülhamit Han'a ; bugünkü İsrail topraklarını içine alan

Kudüs Sancağını yani Çiftlikat-ı Hümayun'lar dan bir bölümünü

Osmanlı Devleti bütçesi kadar altın karşılığında satın almak

veya 99 sene müddetle kiralamak (Yap-İşlet-Devret) için gelen şerefsiz şahsiyettir.

Şimdi sıkı durun, EMANUEL KARASU'nun soyundan gelenler, süt ve süt ürünlerinde

dünya markası oldular. 2000'li yıllara kadar Türkiye Pazarına giremediler. Sonra bir holding ile anlaşıp, piyasaya girdiler. Bilin bakalım bu marka nedir???

Cevap veriyorum; DANONE

Geçenlerde bu yogurt markasını çocuklarda GERİ ZEKALILIK yaptığına dair söylentiler dolaştı durdu.

O kadar etkili olmuş kisatışlarında %35 gerileme olmuş. Bu konuda yazı yazan herkese dava açacaklarmış.

Şahsi kanaatim şu dur ki; ''Yeryüzündeki hiçbir yogurt ve süt ürünü GERİ ZEKALILIK yapmaz.

Çünkü yogurdu da, peyniri de TÜRKLER bulmuştur. Türk Milleti, en zeki millettir.''

Ben mümkün olduğunca yogurdu kendim yapıyorum. ( Benim yogurt yiyişim de farklıdır. )

Mümkün olduğunca yerli malı kullanmaya gayret ediyorum.

Lütfen sizde milli ekonomi için böyle yapınız. Şimdi size gerçekten geri zekalılık yapan bir şey söyleyeceğim,

İŞBİRLİKÇİLİK ve VATAN PAZARLAMASI

ne yazıkki bunun da tedavisi yok.....

İTTİHAT VE TERAKKİ MASONLARININ GİZLİ YEMİN TÖRENİ YAPTIKLARI SALON

 

 

 

 

 

 

 

 

 

MİTHAT ŞÜKRÜ (BLEDA) SELANİK’TEKİ EVİ

 

Ne yazıkki; İmparatorluğu kurtaracaklarını zaneden birkaç aklı evvel İttihat ve Terakki cemiyetini kurdular. Düşmanla emperyelizmle, siyonizmle uğraşacaklarına son büyük TÜRK Devleti ile uğraştılar. ( Aralarında birkaç iyi adam da vardı.) Sonra masonik yeminler, törenler amaçlarına da ulaştılar. İSTİBDAT bitmişti. Onlara göre, ÖZGÜRLÜK degelmişti. Bazı saflara göre, HALKLAR KARDEŞTİ. Gözlerini siyah örtü ile bağlatıp Selanik, sokaklarında dolaştırıldılar. Sonra gözlerini resim de gördüğünüz evde açtılar.

Bu ev MİTHAT ŞÜKRÜ Bey ( BLEDA ) in, Selanik'teki evidir. Bu fotografı ilk defa yayınlıyorum.

Bu evin içinde bayraklı zemin üzerinde Kuran-ı Kerim vardı. 3 kere öpülüp başa götürülürdü.

Bir elde masanın üzerindeki silahı tutardı. Aradan 4 yıl geçti, bir kısmı bayrağı, bir daha görmemek

üzere, başka memleketlere kaçtılar.

Bir kısmı da TÜRK ASKERİNE arkadan silah çektiler, kendi devletlerini kurdular.

Onların yüzünden Adriyatik'tan , Yemen'e , Filistin'den, Çanakkale'ye ne güneşler battı. Yüzbinlerce Türk Aslanı, kefensiz yattı.

Onun için TÜRK MİLLETİ uyuma, Her partinin peşinden gitme,

DEVLET'ine sahip çık.

Oya ALPAN


ERTESİ GÜN SENDROMU

Oya Alpan

 

Siyasetin hızlandığı bu günlerde önemli bir konuya gündeme getirmek istiyorum

 

Biliyorum ki her aday adyı ve aday bir sendrom veys bunalım yaşayacak. Bende buna bir isim buldum ‘ ERTESİ GÜN SENDROMU'i

 

Şimdi başlayalım;

 

Türkiye'nin nüfusu yaklaşık 70 milyon ve Millet Meclisine 550 milletvekili seçilecek. 22 Temmuz 2007 seçimlerine yaklaşık 20 parti katılacağını söylüyor. Basit bir yaklaşımla her parti 1 aday gösterse. ( Bağımsızlar hariç)

 

550 X 20 = 11.000 aday seçilmek için yarışacak

 

İşte esas problemde burada başlıyor, çünkü partilerde pek çok aday adayı başvuruyor. Ama sadece 550 kişi seçilecek.

 

Bugünkü verilere gören çok başvuru MHP ve AKAPA adlı partiye yapılmış. Yani neredeyse 35.000 kişiden bahsediyoruz. Aday adayı olmak isteyen 35000 kişi.

 

 

Kendi kanaatim pek çok aday adayının vekilliğe layık olduklarıdır. Buraya kadar her şey çok güzel. Sırayla şunlar olacak;

 

•  Aday adaylarının büyük çoğunluğu önce kendi iş, aile ve arkadaş çevresinde kulis yapacaklar, onların verdikleri gazla paraları yatırıp başvuru yapacaklar.

•  Bir kısım aday adayları ise nüfuslu tanıdıkları vasıtası ile parti içinde kulisler, yapacaklar, ziyaretler yapacaklar, hediyeler dağıtacaklar ve broşürler bastıracaklar v.b.

•  Başka bir grup aday adayı ise sırf çıkarları uğruna başvuru yapacak , ileride tayin yaptırmak, terfi etmek, hapise girmemek, ihale almak v.b

 

ÖYLE BÖYLE 4 HAZİRAN GELECEK

 

Küçük kıyamet kopmaya başlayacak. Birileri çok sevinecek, pek çok kişi ise sendrom yaşayacak. Sonuçta sıra ile şunlar olacak;

 

•  Birtakım aday adayı, kendini parti listesinin alt sıralarında görünce bunalıma girecek, Yaptığı onca kulisin, promosyonun işe yaramadığını anlayınca çok üzülecek. Hele birde tanıdıkları kendinden daha üst sırada listelerde yer almışsa hem söylenecek, hem bunalıma girecek

•  Bir kısım aday adayı ise parti listelerinde kendilerini hiç bulamayacaklar, işte bunların durumu çok fena. Listeleri yukarıdan aşağıya okuyacak ADI YOK , sonra aşağıdan yukarıya okuyacak ADI YOK. Ters çevirip okuyacak, ADI YİNE YOK. Başlayacak basır basır bağırmaya sağa sola iftira yağdıracak. Şakşakçılarıda onları teselli edecekler

Yok efendim, avanta istemişler, genel başkana yalakalık yapmışlar. Son anda

isimleri silinmiş …..

 

İŞTE BUNLARIN DURUMLARI ÇOK KÖTÜ

 

•  Başka bir grup aday adayı ise kendi kendine gelin güvey olanlar, hiç kimseye danışmadan memuriyetinden makamından istifa edenler, Bunların durumu tamamen FACİA olacak. Aynı kurumda çalıştığı, arkadaşlarının yanına döndüklerinde karizma yerlerde sürünecek.

•  Emekli paşa, emniyet müdürü, vali, savcı…..gibiler ise listelerde isimlerini göremeyince sudan çıkmış balığa dönecekler. Çünkü pek çoğu resmi hayatlarında halkı, milleti tanımıyorlardı. Onlar etraflarındaki küçük çembere inanmışlardı. EMRET KOMUTANIM, EMREDERSİNİZ MÜDÜRÜM, SAYIN VALİM HOŞGELDİNİZ gibi lafların sivil hayatta kolay kolay söylenmediğini görecekler. Çünkü milletin gözünde İTİBAR makamla, ünvanla olmaz. GÖNÜLLE, SEVGİ İLE olur.İşte bu grup listelerde isimlerini göremeyince veya alt sıralarda görünecek ŞAPLAK YEMİŞ ten beter olacaklar. Ama bu onlar için hayırlıdır. Çünkü gaflet uykusundan uyanacaklar.

Bütün bu olacaklara ‘ERTESİ GÜN SENDROMU ‘ denir.

Tedavisi basittir. 4 Haziran 2007 günü saat 17.00 da bir adet aspirin alınacak,

üstüne buz gibi SOĞUK SU içilecek. Mümkünse kirazda yenebilir. ( Kanı

sulandırır, kalp krizini önler)

ŞİMDİ BEN BU YAZILARI NİYE YAZDIM

 

Adamın biri berbere gitmiş

Berber berber, saçımda ak var mı demiş.

Berberde; biraz sonra keserim önüne düşünce görürsün demiş.

 

 

Türkiye'deki siyasi partilerin pek çoğunun belde teşkilatı var, ilçe teşkilati var, il teşkilatları var, kadın kolları, gençlik kolları var. Yani var ALLAH var. Siz aday adayları bu kadar insanı pas ederek , ‘‘bu kadar emek çekmiş, zahmet çekmiş, pek çoğunuz evinde mışıl mışıl uyurken, memleket için koşturan , partisi için yıpranmış'' kendi başınıza hareket ederseniz sizi de pas ederler .

 

Pek muhterem adaylar , siz değerli insanlar olabilirsiniz. Fakat partiniz, sizinle aynı konuda uzman, ihtisas sahibi bir başka arkadaşınızla yola çıkma kararı almış olabilir. Bunda kızacak ya da üzülecek, kırılacak hiçbir şey yok.

Yani biraz mantıklı düşünmek lazım. Bütün takım doktorlardan, hukukçulardan, askerlerden, polislerden, müteahhitlerden oluşacak değil ya, En büyük zenginlik, çeşitlilik değilmidir.

 

ŞİMDİ SÖZÜM MHP ADAY ADAYLARINA

 

Birkaç gündür, bir kısım medya da MHP'ye, adaylık başvurusunda bulunup red edilen kişiler ile ilgili yazılar çıkıyor. Bu zatlarda eğer gazetelerde yazılan haberler doğru ise atıp tutuyorlar.

 

AYIP BU AYIP

 

Türkiye'de pek çok parti vardır ama bir tek MİLLİYETÇİ HAREKET vardır. Bu öyle bir harekettir ki; kökleri CHP'ye Demokrat Parti'ye (1930'lu 1950'li) yıllara dayanmaz. Kökleri 2200 yıl önceye kadar gider, yani O büyük Türk'ün dediği gibi ‘' Tarihten önce vardık, Tarihten sonra varız. ''

 

Siz iki lakırdı yaparak aslında bütün hareketin geçmişine, davanın temeline hakaret ediyorsunuz.

 

Tüm kalbimle inanarak söylüyorum ki:: Milliyetçi Harekette, her şey okadar yerli yerine oturmuştur ki, örneğin adaylar başka partilerde olduğu gibi bir hafta kala, yok efendim Tusiad kulisi ile, bilmem ne lobisi ile , para ile, pul ile belli olmaz

 

Milliyetçi Hareketin adayları ince elenip, sık dokunarak seçilir, bu adayların tamamı işinin ehli insanlardır, kalblerinde hizmet aşkı vardır, yani kısaca milletin bizzat kendisidir.

 

Bilmeliydiniz ki sizin gibi seviyesiz, makam hırsına sahip, ünvan meraklısı insanlara ihtiyaç yok.

 

Onun için Türk Milleti,

DEVLET 'ine sahip çık.

 

OYA ALPAN

 


 

CUMHUR VE CUMHURBAŞKANI

Dr.Tahir Tamer Kumkale

 

Anayasa'nın 104 üncü maddesi Cumhurbaşkanının görev ve yetkilerini düzenlemiştir. Buna göre; “ Cumhurbaşkanı devletin başıdır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk milletinin birliğini temsil eder; Anayasanın uygulanmasını, devlet organlarının uyumlu çalışmasını gözetir.
        İster cumhur tarafından doğrudan seçilsin ve isterse halkın temsilcilerinin oluşturduğu TBMM tarafından seçilsin bu görev çok kapsamlı ve çok kutsaldır. Sıradan kişilerin yürütebileceği bir görev değildir. İnsanlarda doğuştan var olan liderlik kabiliyetini ve bütün milleti kucaklayabilme gücünü gerektirir.
        27 Mayıs 1960 darbesini müteakip Cumhurbaşkanlığı seçimleri hep sancılı olmuştur. Toplum her seferinde lüzumsuz şekilde gerilmiş ve seçimler bu makamın seviyesine yakışmayan siyasi çatışmalara sahne olmuştur. 12 Eylül 1980 askeri darbesinin esas sebebin TBMM'nin Cumhurbaşkanını seçememiş olmasıdır.
Demokrasi tarihimizde ilk defa sorunsuz bir şekilde tek başına Cumhurbaşkanı seçebilecek bir meclis çoğunluğuna sahip Ak Parti bu gücünü beceriksizce harcayarak tarihi bir hata yapmıştır. Sonunda TBMM'nin kendi üyeleri içinden cumhurbaşkanı seçmesini imkânsız hale getirmiştir.
        Şimdi acele Anayasa değişiklikleriyle üzerinde yeterince tartışılmadan “Cumhurbaşkanı seçimi ve yetkileri” üzerinde tehlikeli girişimlerde bulunulmaktadır.  Cumhurbaşkanlığı üzerinde kavram kargaşası ve soru işaretlerinin bulunması sadece bu makama seçilen şahsı bağlamaz, ülkenin bugününü ve geleceğini zorlar. Ülkeyi altından kalkamayacağı karmaşaya sokar. Cumhurbaşkanlığı makamı üzerinde bugün takip etmekte zorlandığımız gelişmeleri bu gözle değerlendirmek gerekmektedir.
Türkiye'nin gündemi Cumhurbaşkanlığı ile milletvekili seçimlerine kilitlenmiştir. Aslında bunlar demokrasinin gerekleridir ve cumhuriyet rejiminin sağlıklı işlemesi için kaçınılmaz gelişmelerdir.
        Yüksek Seçim Kurulu, 21 siyasi partinin seçimlere katılabileceği açıklamıştır. Oysa kurulu parti sayısı altmış civarındadır.
 "Şef çok, fakat Kızılderili yok" şeklinde çok bilinen bir söz vardır. Herkes Kızılderili değil, şef olmak istiyor. Bu maksatla dükkân açar gibi parti açılıyor.
        Pek çoğu şimdiden kâğıt üzerinde kalmış. Bir kısmı parti genel merkezi tabelalarını dahi asamamışlar ama her parti genel başkanı otomatik olarak kendini lider görüyor. Tutum ve davranışı da buna göre daha havalı ve fiyakalı bir hale geliyor.
        Hâlbuki bir yere atanmakla veya parası olduğu için dükkân değil parti kuran kişilerin lider sözünü ağzına almaları abestir. Çünkü lider olunmaz. Lider doğulur. Liderlik kişinin doğuştan taşıdığı temel karakterlerinden biridir. Bu karakter nadir kişilerde bulunur. Aslında gerçek liderler kendilerine lider demezler. Çünkü onların liderliklerini çevresi belirler. Çevresi onu lider olarak kabul eder ve lider gibi davranmaya zorlar.
        Atatürk gibi tarihin yetiştirdiği gerçek bir lidere sahip olmak milletimiz için çok gurur vericidir. Fakat Atatürk liderlik kavramının en üst derecede örneğidir. Doğuştan lider ve dahi kişiliğe sahip olan Atatürk'ten sonra gelen yöneticiler için iyi bir örnek değildir. Çünkü ona erişmek, ona benzemek ve onun yaptıklarını yapabilmek hiç de kolay değildir. Çünkü o benzersizdir.
        O halde liderler birilerine benzemek zorunda olmadıklarını bilmeli ve kendi liderlik vasıflarını ortaya çıkartıp geliştirmeye çalışmalıdır. Ancak bu sayede başarılı olabilecekleri bilincini taşımalıdır.
        Ülkemizde Atatürk'ten sonra da liderler çıkmış ve kitleleri kendisine inandırıp peşinden sürüklemesini bilmiştir. Bunların isimlerini saymaya gerek yoktur. Çünkü halkımız bunları iyi tanımaktadır. Çeşitli sebeplerle görevden almalar, makamdan indirmeler ve cezalandırmalar gerçek liderlerin liderlik vasıflarını asla düşürmez. Hatta bu uygulamalar onları daha da güçlü kılar. İnanan ve güvenenlerinin sayısını arttırır.
        Bu coğrafyada, stratejik konuma sahip bu topraklarda, cihan imparatorluğu kurmuş 73 milyonluk Anadolu Türklerinin yönetimi basit ve kolay bir iş değildir. Bu ülkenin yöneticisi sıradan bir kişi olamaz. Olmamalıdır.
        Peki, Türkiye'yi yönetecek kişiler ne gibi özelliklere sahip olmalıdır?
        Bu başka bir yazı konusudur.

 

11 MAYIS 2007, GÜNBOYU Gazetesi


KÜLTÜR BAKANLIĞININ SKANDAL KİTABI

Kitap, Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi’ni ‘ekümenik patrikhane’, papazı da ‘Cihan patriği’ olarak niteliyor.


Kültür ve Turizm Bakanlığı, Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi papazı Bartholomeos’un ekmeğine yağ sürdü. Papaz Bartholomeos, yıllardır kendini ’ekümenik’gibi göstermek için çalmadık kapı bırakmamıştı. Gerek Ruhban Okulu’nun açılması için, gerekse ‘Ekümeniklik’ sebebiyle defalarca Türkiye’yi AB’ye şikayet eden ve Anayasa’yı ihlal eden papaz, devletin bir kurumu tarafından ’ekümenik’gösterildi. İstanbul Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nün ’İstanbul Kültür Turizm 2006 Değerlendirmesi’isimli İstanbul tanıtım kitabında, Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi’nden ’Ekümenik Patrikhane’papazından da ’Cihan Patriği’olarak bahsedildi. Patriği seçen Sen-Sinod Meclisi için de ’kutsal meclis’tabiri kullanıldı.

Kutsalmış!

400 sayfalık İstanbul tanıtım kitabının, 267’inci sayfasında,  ‘Haliç’te Kültürel Bir Gezi: Fener’ başlıklı makale kaleme alan Boğaziçi Üniversitesi Turizm İşletmeciliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Şükrü Yarcan, Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi için aynen şu ifadeleri kullanıyor: “Fener Patrikhanesi yönetsel olarak İstanbul ile sınırlı olmakla birlikte, nitelik olarak ekümenik yani evrensel özellik taşır. Patrik cihan patriğidir ve tüm Ortodoks patrikleri arasında eşit olmakla birlikte, Fener Patriği eşitler arasında birinci (primus inter pares) sıradadır. Patrik kutsal sinod meclisi tarafından seçilir, İstanbul Valiliği’nce onaylanır...”  Çok tartışılacak bu ifadelerin kitaba nasıl konduğu, kitabın ve içindeki makalelerin denetimden geçip geçmediği merak ediliyor.  Özellikle, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) kapsamında, Fener Patrikhanesi üzerinde plan yaparken, resmi bir kurumun ’İstanbul tanıtım kitabında’bir turizmciye makale yazdırarak, bu plana uygun ifadelere yer vermesi dikkati çekiyor.  Kitabın sunuş yazısının altında İstanbul Kültür ve Turizm Müdürü Doç. Dr. Ahmet E. Bilgili’nin imzası var. Bilgili, ‘Küresel Başkent istanbul’ başlıklı önsözünde, “İstanbul’un geleceğini tasarlamaya yönelik yeni bir açılım getirmek dünyanın bu çok özel bu aziz şehri için en iyi başlangıç olacaktır...” diyor. Bu cümle bile, yapılanın bir hata değil, büyük bir skandal olduğunu açıkca gösteriyor.

Lozan’a aykırı

Türkiye’nin imza attığı Lozan Antlaşması’na göre, Fener Rum Patrikhanesi’nin görevi, sadece Türkiye’deki ve münhasıran İstanbul’daki Rumların cenaze, düğün gibi dini vecibelerini yerine getirmek. Fener Rum Patrikhanesi ve Avrupa, Lozan’ı delebilmek için Türkiye’ye çeşitli yollardan baskı yapıyor. Böyle bir ortamda, Kültür Bakanlığı’na bağlı İstanbul Kültür ve Turizm müdürlüğü’nün, Türkiye’nin dış politikasına da zarar verebilecek bir çalışmaya imza atması tepkileri de beraberinde getiriyor. Bazı uzmanlar, resmi bir kurumun bu tür bir hata yapamayacağını, Lozan’a ve Anayasa’ya aykırı bir durum meydana geldiğinin altını çiziyor. Uzmanların endişelerinden biri de, papazın bu kitabı örnek göstererek, ‘tüzel kişilik’ iddiasında bulunması.


Koç, rezaleti böyle tanıtmıştı
Kültür ve Turizm Bakanı  Koç, skandal yayını tanıtırken “Yaptığımız her şeyi yüreğimizi koyarak yapıyoruz” ifadesini kullanmıştı
İçindeki bilgilerle büyük bir skandala dönüşen kitap ile ilgili 6 Mart 2007 tarihinde yapılan tanıtım toplantısına Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç da katılmıştı. Bu yıl ikincisi hazırlanan “İstanbul Kültür-İstanbul Turizm” kitabının tanıtımında bakanın yanı sıra TUREP Başkanı Şerif Yener, kitabın hazırlanmasına katkı sağlayan Denizbank CEO’su Hakan Ateş, belediye başkanları ve turizmciler de hazır bulunmuştu.

60 yazar birlikte çalışmış

Toplantının açılış konuşmasını yapan İstanbul Kültür ve Turizm İl Müdürü Ahmet Bilgili, kitabın bilgi! üretmek istedikleri bir çalışma anlamına geldiğini söyleyerek “Bu, geçen yıl başlattığımız bir kitap. Bunu bir geleneğin başlangıcı olarak gördüğümüzü belirtmek istiyorum. 60 yazarımız ile birlikte ortak ürettik. Amacımız Türkiye ve İstanbul’u en iyi şekilde tanıtmaktır.” demişti. Turizm Bakanı Atilla Koç ise “Bu kitapların okunması, okunabilmesi için de tanıtmamız gerekiyor. Bunun için buradayız. Burada 60 yazarın bilgisinden faydalandık. Gece 03’e kadar kitapla haşır neşir olmayı ibadet addediyorum. İstanbul Kültür Müdürlüğü’müzün bu çalışması benim için çok önemlidir.” ifadelerini kullanmıştı. Skandal dolu kitabı övmeye devam eden Bakan Atilla Koç, basın mensuplarını da karşısında görmenin verdiği heyecanla sözlerine şöyle devam etmişti;

İcraatlarını övdü!

“Yapılan çalışmalarla 2006’da çeşitli dallarda 23 bin kitap basıldı. Bu, ülkenin kalkınmışlığını gösterir. Türkiye’de 305 Türk romancısı roman yazdı. Ülkemizin her yerinde bireyler yapılıyor. İki senedir uyur uyanır bir şeyler yaptık. Bu ülkenin Turizm Bakanlığı var, master planı yok. İki senedir çalıştım. Türkiye’nin artık turizm master planı var.”

Bakan’ın bombası patladı
AKP’li Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç kitabın tanıtımı öncesi basın mensuplarına günaydın diyerek “Haber sıkıntınız var mı? Yoksa bir bomba patlatalım” diye espri yapmıştı. Bakan Koç tanıtım sonrası ise kitabın yeni yayınından basın mensuplarına birer tane vermeyi de ihmal etmemişti.  Kitabın konuklara ise, Eminönü Belediye Başkanı Nevzat Er takdim etmişti.
Haber : Cevat KIŞLALI - Yeniçağ Gazetesi



                                       TEPKİ YAĞDI
Gözden kaçtığına inanmak istiyorum
* DYP Genel Başkan yardımcısı Nüzhet Kandemir 

“Bu kitabı unutkanlık ya da gözden kaçmış bir durum olarak görmek istiyorum. Bu konularda çok dikkatli davranılması gerekli. Kanunlarımıza aykırı ifadeler içeren bu tür bir basımı gerçekleştirenlerin umursamazlık içinde oldukları muhakkak. Ancak bu tür hataların yapılmaması düzeltilmesi için gereğinin de yapılması gerekiyor.” 

Nedense hep Türkiye’de oluyor
* Saadet Partisi Genel Başkan  Yardımcısı Mete Gündoğan

“AKP iktidarında bu tür hatalar artık hata olmaktan çıktı, iktidarın adeti haline geldi. Bakanlığınıza bağlı Genel Müdürlük bir yayın hazırlayacak ve hazırlanan bu yayında Türkiye Cumhuriyeti’nin değişmezleri konusunda hatalar olacak. Bu kabul edilemez bir şey olduğu gibi aynı zamanda hükümet edemediğinizi de açıkça ortaya koyar.”


İleride Türkiye’nin aleyhine kullanılabilir
*
Türk Eğitim-Sen Genel başkanı  Şuayip Özcan

“Küreselleşme yanlıları Türkiye üzerinde baskılarını arttırıyor. AKP’nin ise küreselleşme yanlılarının arzu ve isteklerine bakışı ortada. Bu durum bizlere bir yanlıştan çok bazı şeyleri teşvik eder nitelikte bir anlayışın ürünü gibi görünmekte. Bu ifadeler ileride Türkiye’nin aleyhine belge olarak kullanılabilir. Her şeyden önce buna dikkat edilmesi gerekirdi.”

Hükümet, milli değerleri hiçe sayıyor
* CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen

“Türkiye Cumhuriyeti’ni kuranların Lozan’da ekümenik sıfatının antlaşmaya girmemesi için çok büyük mücadele verdiklerini unutmamalıyız. AKP iktidarı Türkiye’de milli değerlere ilişkin tek bir katkıda bulunmadı. Başbakan’ın çizgisi ne ki sayın Koç’un çizgisi o olsun. Patrik sadece İstanbul’da bir din görevlisi olarak tanınmıştı.”          
*  Fatih ERBOZ


İP liderine destek için Lozan'da bulunan Denktaş, “Sakın Ermeniler sadece soykırım için üzerimize geliyor zannetmeyin” dedi

Sözde Ermeni soykırımının emperyalist bir yalan olduğunu söylediği için hakkında dava açılan İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek'in İsviçre'nin Lozan kentindeki duruşmasına dün bir gün ara verildi. Perinçek, kendisine destek vermek için Lozan'da bulunan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Talatpaşa Komitesi üyeleri ile birlikte İsviçre'nin Neuchetal kentinde “Lozan 2007 Konferansı” nda biraraya geldi. Buradaki konferansta konuşan Denktaş, bu davanın Perinçek değil Türkiye davası olduğunu söyledi. Kamuoyunun geniş ölçüde davayı sorgulamasının sevindirici olduğunu anlatan Denktaş, “Sakın Ermeniler sadece soykırım için üzerimize geliyor zannetmeyin; bunun altında toprak talebi var. Mahkemelerden çıkacak karar ne olursa olsun güneş balçıkla sıvanmaz” dedi.

Büyük yalan

İşçi Partisi lideri Doğu Perinçek ise, “Mehmet Akif'in bahsettiği hayasız akınla karşı karşıyayız” dedi. “Avrupa, asla ABD'den bağımsız bir tutum sergileyemiyor. Gerçekten Türkiye konusunda milletimizle hiç ilgisi olmayan taşlaşmış ön yargılardan biri de bu soykırım iddiası” diyen Perinçek ise, “Hayatımda gördüğüm en büyük yalan budur. Dava akademik toplantı havasında geçiyor; konuştuğumuz her şey tarih” ifadelerini kullandı. Avrupa'nın kendi değerlerini çiğnemeye başladığını anlatan Perinçek, “Bu, Türkiye davası olmanın ötesinde insanlık davasıdır; bunun bilinciyle hareket ediyoruz” dedi.

Doğu Perinçek:  Mehmet Akif'in bahsettiği hayasız akınla karşı karşıyayız. Hayatımda gördüğüm en büyük yalan sözde Ermeni soykırımı yalanıdır.


Hablemitoğlu'nun yayınlanmayan kitabı

Az önce konuşmuştuk. Sesindeki yorgunluk içimde tuhaf bir tedirginlik yarattı. Ama fazla üzerinde durmadım. Kapı çalındığında ise geldiğini düşünerek gülen bir yüzle kapıyı açtım. Karşımda apartman görevlimizin küçük oğlu duruyordu, biraz ilerisinde de babası. Bana, “Şengül Abla yukarıda sizin arabanın yanında yerde bir adam yatıyor” dedi. Anlamadan boş boş birkaç saniye baktım. Hemen ardından salonda biri ders çalışan, diğeri de takımının atkısını boynuna sarmış maç izleyen kızlara “ben bir bakıp geleyim” dedim. Üzerime bir şeyler geçirerek fırladım. Merdivenleri kısa bir sürede çıktım çıkarken kalbim gövdemden fırlayacak gibi atıyordu. Bir yandan da “Allahım inşallah O değildir, inşallah hâlâ yaşıyordur, ölmemiştir, inşallah yaralıdır” diye dua ediyordum. Ben nasıl oldu da anlayıverdim. Aslında öyle kolaydı ki bunu anlamak. Park yerine ulaşmaya çalışırken apartmandaki birkaç kişi beni durdurmaya çalıştı. Ama ben yanına ulaştım, bir yandan da sessizce “...oldu işte, oldu işte...” diyordum. Benim canım, yerde arabasının yanında uyur gibi yatıyordu...
...Benim kocam böyle bir ülkede tabii ki öldürülürdü. Niye şaşırıyorum ki? Bugün tam da dört yılın sonunda ortalıktan toz duman çekilmişken şunu söyleyebilirim ki, Necip üç kuruşluk bir güç ve çıkar savaşı için öldürülmüştür. Kimin ya da kimlerin çıkarı için bunu bilmiyorum. Ben sadece ucundan çok da sıkı sıkıya tuttuğum bir tutam mutluluğu, kaybettim. Birçokları için burun kıvrılabilecek bir şey olabilir. Ama benim için tüm yaşamın ta kendisi idi..
...Buyurun size başka türlü bir 301. madde. Yazdıklarını, söylediklerini beğenmeyince öldürerek susturma; 301. maddenin bizim göremediğimiz alt yazısı galiba ya da orman kanunlarından biri. İşte size Türkiye'den fikir ve konuşma özgürlüğü manza-raları. Bu yüzden mahkemelere gidip gelenler diyorlar ki; korkarım bu madde giderek Türkiye'de bir linç kültürüne dönüşmek üzere...” Ah canım benim sen daha ne gördün ki, yakınıyorsun. Linç kültürünü geçeli çok oldu, senin haberin yok. Türkiye'de “...ben ülkemi seviyorum, yabancılar, tarikatlar, şeriatçı terör bunu bunu yapıyor, ben Kemalistim, Atatürk devrimlerinden yanayım...” gibi fikirleri olan insanlar yıllardır ya bombalanarak ya bir kaza gibi gösteri-lerek öldürülüyorlar. O zaman ne AB gözlemcisi geliyor, ne insan hakları savunucuları, ne de başkaları... Çünkü Türkiye'de yaşama hakkı bazı insanlar için savunulmaya değer... Uyanın artık, Türkiye'de belirli bir kesime yönelik bir öldürerek yok etme kültürü var. Üstelik öldürmek de yetmiyor, geride kalanlara eziyet ederek, bir çeşit şiddet uygulama ve öleni gidebilecekleri en son noktaya kadar bir karalama kültürü de var.
Bu satırlar,18 Aralık 2002'de eşi Necip Hablemitoğlu'nu bir suikast sonucu kaybeden Prof.Dr. Şengül Hablemitoğlu'nun yayınlanmamış kitabından. Hablemitoğlu'nun ölümü kuşkusuz tüm Türkiye'yi sarstı. Ama ateş en çok düştüğü yeri yakıyor. Şengül Hablemitoğlu'nun Sessiz Ağıt'ı tam da ateşin düştüğü yerden yükseliyor. Sessiz Ağıt, ölüme, aşkın ölümsüzlüğü ile meydan okurken, bir cinayet soruşturmasının nasıl yürütüleme-diğini de gözler önüne seriyor. Ancak ne hikmetse, bu kitap yayınlanmıyor, yayınlanamıyor... Hablemitoğlu, “çok fazla içinizi dökmüşsünüz” gibi gerekçelerle geri çevriliyor.
İfade özgürlüğü savunucularına duyurulur...

Lale SIVGIN


 

Dünya bor rezervlerinin yüzde 72'sini barındıran Türkiye, bor üretiminde de ABD'yi geride bıraktı. Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürü Orhan Yılmaz, "üretim, satış miktarları ve karlılıkta borda dünyanın sayılı ülkeleri arasında yer alan ABD'nin önüne geçmeyi başardık" dedi. Yılmaz, Roskill'in The Economisc Of Boron (2006) yayınını da referans gösterip, 2005 yılı gerçekleşmeleri ile dünya bor üretim ve ihracat pazarını elinde bulunduran ABD'nin önüne geçtiklerini belirterek, "Türkiye bu konuda artık lider ülke konumuna geldi. Üretim, satış miktarları ve karlılıkta ABD'yi geride bırakarak borda bir zoru başardık" diye konuştu. Ürünlerinin "yok" sattığını bildiren Yılmaz, bor ürünlerinde talepleri karşılamak amacı ile mevcut tesislerde kapasite artırımına yönelik projeler ile ürün çeşitliliğini artırmaya yönelik katma değeri yüksek yeni rafine bor ürünleri projelerini gündemlerine aldıklarını ve yatırım sürecinin hızla devam ettiğini belirtti. Bor ürünleri ihracatının 2002 yılında 186 milyon dolar düzeyinde gerçekleştiğini hatırlatan Yılmaz, bu tutarın 2005 yılında 300 milyon dolar olduğunu, 2006 yılında ise 360 milyon dolar düzeyinde olacağını söyledi.


 

Diğer Haberler İçin www.suBRosa.com.tr Tıklayınız