HUNCULAR:Türkün Tarihi >

 
www.huncular.com
E-Posta

www.suBRosa.com.tr HUNCULAR www.suBRosa.com.tr 
Aksın Kanım Kefenime Renk Olsun, Al Kefenim Bayrağıma Denk Olsun

Hepsi ve daha fazlası için www.suBRosa.com.tr tıklayınız

Baş Yazı
Güncel
Köşe Yazıları
Politika-Siyaset
Ekonomi
Gizli İlimler
Tarihtekiler
Tarihi Mekanlar
Belgeler
Kültür-Sanat
Faideli Bilgiler
Kitaplarımız
Sorun Söyleyelim
İÇİNDEKİLER

Gerçekten Okumak İsteyen

Başarısız Gençlere Burs Veriyoruz

www.bursaraniyor.com


ŞEHİT VEZİR NİZAMÜL MÜLK , Oya Alpan

 

Uluslar arası ilişkiler ve siyaset denince, akla ilk olarak bir büyük Türk'ün ismi gelir, tıpkı matemetik, astronomi, fen bilimlerin de olduğu gibi siyasete de Türkler damgalarını vurmuşlardır. Tüm zamanların en büyük siyasetçilerinden biri de tartışmasız, şehit vezir NİZAM-ÜL MÜLK tür. Aradan 1000 yıl geçmesine rağmen yazdığı zamanlar üstü kitabı, SİYASETNAME pek çok dünya diline çevrilmiş ve siyasetçilerin başucu kitabı olmaya devam etmiştir. Bugünkü sohbetimde size bu büyük Türk'ün padişahlara yani bugüne uyarlarsak parti liderlerine verdiği öğütlerin bir bölümünü anlatacağım;

Bakın büyük Türk ne demiş

 

PADİŞAHLARIN DEVLET İŞLERİNDE ALİMLERE DANIŞMALARI

( Parti Liderlerinin Kurmaylarına Danışmaları)


 

 

Hıristiyanlık tarihinde üçlü anlayışını (Thrinity, Ekanim-i Selase- Üç Uknum) reddeden mezhep ve akımlar içinde Ebonitler, Erken Hıristiyanlık döneminde ilk cemaatlerden önemli bir grubu oluşturdukları için dikkate alınması, derinlemesine incelenmesi gereken bir yapı arz etmektedirler.

Erken Dönem Yahudi-Hıristiyan İnancasında Tevhid ve Teslis Mücadelesini anlatan Sn.Lütfü Özşahin'in yazdığı EBİONİZM kitabı seçkin yayınevi ve kitapçılarda satışa sunulmuştur.

 

PAPA'NIN TÜRKİYE ZİYARETİ

Genelkurmay uyardı, Sezer değiştirdi…

Papa 16'ıncı Benedict'in Türkiye programı, Pazar Vatan'da yayınlanan Aytunç Altındal röportajı üzerine Genelkurmay Başkanlığı'nın bilgi vermesi sonucu Cumhurbaşkanı Sezer'in müdahalesiyle değiştirildi. Genelkurmay'dan teşekkür aldığını söyleyen Aytunç Altındal ile Papa'nın yeni programını

 


Arif Nihad Asya''dan Ezberlenecek Şiirler

Bayrak

Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü...
Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü
Işık ışık, dalga dalga bayrağım,
Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.

Sana benim gözümle bakmayanın
Mezarını kazacağım.
Seni selâmlamadan uçan kuşun
Yuvasını bozacağım.

Dalgalandığın yerde ne korku, ne keder...
Gölgende bana da, bana da yer ver!
Sabah olmasın, günler doğmasın, ne çıkar.
Yurda ay-yıldızının ışığı yeter.

Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün
Kızıllığında ısındık,
Dağlardan çöllere düşürdüğü gün
Gölgene sığındık.

Ey şimdi süzgün, rüzgârlarda dalgalı;
Barışın güvercini, savaşın kartalı...
Yüksek yerlerde açan çiçeğim;
Senin altında doğdum,
Senin dibinde öleceğim.

Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim;
Yeryüzünde yer beğen...
Nereye dikilmek istersen
Söyle, seni oraya dikeyim!


Ağıt

Ağlayın parmakları nur
Sularından kınalı kızlarım,
Ağlasın Meraga göklerinden
Meraga''ya bakıp yıldızlarım

Yollara Kürşat''lar uzanmış, ölü...
Ağlasın Akülke, ağlasın Sütgölü!

Yiğitlerim uyur gurbet ellerde...
Kimi Semerkant''ta bekler beni,
Kimi Caber''de...

Caber yok, Tiyanşan yok, Aral yok...
Ben nasıl varım?
Ağla, ey Tanrı dağlarından
İndirilmiş Tanrım!

Şu yakın suların
Kolu neden bükülmez?
Fırat niçin, Dicle niçin, Aras niçin
Benden doğar, bana dökülmez?

Ben ki ateşle konuşurdum, selle konuşurdum
İtil''le, Tuna''yla, Nil''le konuşurdum.
''Sangaryos''u ''Sakarya'' yapan,
''İkonyom''u ''Konya'' yapan
Dille konuşurdum.


Fetih Marşı

Yelkenler biçilecek, yelkenler dikilecek;
Dağlardan çekdiriler, kalyonlar çekilecek.
Kelpetenlerle sûrun dişleri sökülecek!
Yürü, hâlâ ne diye oyunda, oynaştasın?
Fatih''in İstanbul''u fethettiği yaştasın!

Sen de geçebilirsin yardan, anadan, serden...
Senin de destanını okuyalım ezberden...
Haberin yok gibidir taşıdığın değerden...
Elde sensin, dilde sen; gönüldesin, baştasın...
Fatih''in İstanbul''u fethettiği yaştasın''

Yüzüne çarpmak gerek zamânenin fendini!
Göster, kabaran sular nasıl yıkar bendini!
Küçük görme, hor görme-delikanlım-kendini!
Şu kırık âbideyi yükseltecek taştasın;
Fatih''in İstanbul''u fethettiği yaştasın!

Bu kitaplar Fatih''tir, Selim''dir, Süleyman''dır;
Şu mihrab Sinanüddin, şu minâre Sinan''dır;
Haydi artık, uyuyan destanını uyandır!
Bilmem, neden gündelik işlerle telâştasın...
Kızım, sen de Fatih''ler doğuracak yaştasın!

Delikanlım, işaret aldığın gün atandan
Yürüyeceksin...Millet yürüyecek arkandan!
Sana selâm getirdim Ulubatlı Hasan''dan...
Sen ki burçlara bayrak olacak kumaştasın;
Fatih''in İstanbul''u fethettiği yaştasın!

Bırak, bozuk saatler yalan, yanlış işlesin!
Çelebiler çekilip haremlerde kışlasın!
Yürü aslanım, fetih hazırlığı başlasın...
Yürü, hâlâ ne diye, kendinle savaştasın?
Fatih''in İstanbul''u fethettiği yaştasın!


AZINLIK VAKIFLARI MESELESİ AİHM 'de yeni sonuçlanan davalarla yeniden Gündemi oluşturacak. Bu konuda deteylı bilgi sahibi olmak için tıklayınız

Şimdi bu azınlık vakıfları meselesinde dikkat edilmesi gereken hususlardan birisi şu.

•  1936'dan 2002 yılına kadar azınlıklar adına kurulmuş olan vakıflarda, gayrimenkul edinebilme imkanı çıkıyor. 44. Maddenin değiştirilmesi ile oluşuyor bu iş . 2262 nolu kanunun 44. Maddesi değişikliği ile oluyor. Şimdi 44. Maddenin değiştirilmesi ile birlikte azınlık vakıfları adı altında çalışan kuruluşlarda bir defa sayıca bir artma oldu. Ben size bazı rakamlar getirdim. Bundan önce bu mantığı gösteren AB'nin empoze ettiği bir husus bu vakıflarla ilgili olaylar , tarih , gün saat belirtilerek iki tane olay anlatacağım.

İçinde bulunduğumuz bu ay i 10 Ağustos 1920 Sevr anlaşmasının 85. Yıl dönümü. Şimdi Sevr anlaşmasının içinde maddelerden bazılarını okuyacağım.

Kanaatı o el kaldırmış olan milletvekillerimize ve tabii ki milletimize bırakıyorum. Aynen okuyacağım maddeleri, Sevr anlaşmasının içinde yer alan 141, 142, 149

141 : Türkiyede yaşayan herkes , her inancın, dinin yada mezhebin gereklerini ister açıkta , ister özel olarak özgürce yerine getirmek hakkına sahip olacaktır. Bakın ne güzel bir madde, buna kimsenin hayır demesi mümkünmüdür? Değildir. Bu kadar güzel bie 141. madde var

142: ( Ambalajın İçi) 1 kasım 1914'den beri Türkiye'de bir terör rejimi bulunduğu için İslam dinine geçişlerin hiç biri olağan koşullar altında gerçekleşmiş olmayacağından 1 kasım 1914 ‘den önce müslüman olmayan kişilerin müslüman sayılmaları mümkün olmayacaktır. Osmanlı hükümeti devleti bu kişilere tazminat ödemeye mahkumdur.

149: ( Şekerler kutunun içinde, kutu madde 149) Osmanlı hükümeti, Türkiye'deki tüm soy azınlıkları kilise ve okul konularında özerkliğini tanımayı ve saygı göstermeyi yükümlenir. Osmanlı hükümetin çıkardığı bu konularda kısıtlamayı öngören tüm yasalar, kararnameler, yönetmelikler ve genelgeler bu tarihten itibaren geçersiz sayılmıştır.

Osmanlı adalet rejiminde yapılacak tüm değişikliklerde, soy azınlıkların ayrıcalıkları düşünülüp, sayılacaktır.

En Çok Okunanlar

  1. BOR-TORYUM-NEPTÜNYUM
  2. MUSA'NIN NECİP (!) EVLATLARI BİLSİNLER Kİ
  3. PROTESTAN SENDROMU VE ESKİ MİLLİ GÖRÜŞÇÜLER
  4. AB'nin Geleceği ve Türkiye
  5. Atatürk'ün Vasiyetini SAklamasınlar
  6. FARMASON MUSA EFENDİ
  7. HOŞGÖRÜCÜ FETHULLAH GÜLEN KINA YAKACAK MI (I)?
  8. HOŞGÖRÜCÜ FETHULLAH GÜLEN KINA YAKACAK MI (II)?
  9. ÇOK HAFİF OLURSAN ÇOK KUCAK GEZERSİN
  10. Dünya İklimindeki Yaşamı Tehdit Eden Değişim
  11. Deveye Sormuşlar: "Boynun Neden Eğri?" O da Demişki "Nerem Doğru?
  12. Abdullah Çatlı - Oral Çelik DELMİŞ ROMA'NIN KALBİNİ MIZRAK GİBİ HUNLAR
  13. Rumların Gayrimenkul Davaları Sonuçlandı

 

 

Hepsi ve daha fazlası için

www.suBRosa.com.tr

tıklayınız

 

 

 

Kosova’da Türkçenin yaşatılmasına Türkiye de destek veriyor

Kosova Cumhuriyeti Avrupa'nın ve dünyanın en genç devleti...

Bu ülkede yaşayan Türkler Kosova Türk Demokratik çatısı altında birleşmişler.

Kosova Türkleri, hükümette 1 bakan, 2 bakan yardımcısı, parlamentoda ise 3 milletvekili ile temsil ediliyorlar.

Yerel yönetimlerde ise Türkler, 1 belediye başkanlığı belediye başkan yardımcılıkları ve çok sayıda belediye meclis üyeliği ile varlıklarını sürdürmekteler.

Türklerin bu topraklardaki varlığının en güçlü dayanağı ise Türkçenin yaygın olarak kullanılmasıdır.

Osmanlı Devleti'nin 1912 yılında Rumeli'den çekilişinden sonra, Kosova’da yeniden Türkçe eğitim-öğretim 1951 yılında yapılmaya başladı.

20. yüzyılın ikinci yarısında çeşitli toplumsal-siyasi gelişmeler, baskılar ve diğer sebeplerden dolayı 1970’li yıllarda Kosova’da bazı yerleşim birimlerinde Türkçe sınıflar kapandı. 1999 yılındaki NATO müdahalesinden sonra ise yeniden açıldı.

Uluslararası antlaşmalar ve buna dayanarak çıkarılan Kosova Cumhuriyetı Anayasası ve Eğitim Yasası, azınlık topluluklarına anadilinde öğrenim görme ya da anadilini öğrenme hakkını tanımaktadır.

Bu yasalara dayanarak Prizren, Mamuşa, Priştine ve Gilan belediyelerinde yaşayan Türk toplulukları anadilinde okulöncesi ilk ve ortaöğretimi görme hakkından yararlanarak Türkçe eğitim ve öğretim yapmaktadırlar.

Kosova'da Türk varlığının devam etmesi ve çözülmemesi için Vuçitırn gibi kentlerde Türklerin ilk ve orta eğitimde Türkçe dersini görmelerini sağlamak gereklidir.

Kosova'daki Türklerin Parlamentodaki tek siyasi temsilcisi Kosova Türk Demokratik Partisi'nin iktidarda olması verilen bu mücadelenin daha başarılı olmasını sağlıyor.

Türkiye büyük öğrenci projesi ile Kosova'da Türkçenin yaşatılmasına büyük destekler sağlıyor.

Mamuşa, Arif Bütüç’ün belediye başkanlığında Türklerin temsil edildiği bir belediye...

Vuçitırın ve dolayısıyla Mitroviça'da da anadilde, öğrenim görme olanakları olduğundan Türkçe dersi için yetkili organlardan talepte bulunmak, öğrencileri belirlemek ve bu dersi verecek bir öğretmen bulmak gerekecektir.

Bu çalışmayı ise Vuçitırn ve diğer kentlerde faaliyette bulunan sivil toplum örgütleri ve Kosova Türk Demokratik Partisi'nin yapması yerinde olacaktır.

Türkçe basılan çocuk dergileri ve gazeteler yanında internet gazeteciliği de basarılı bir şekilde sürdürülüyor Kosova'da…

Kosova’da verilen mücadele neticesinde Türkçe belirli bir yere geldi ancak yeterli değil...

Kosova’da Türk toplumunun Türkçe ve Türkçe eğitim için verdiği mücadele daha güzel yarınların habercisi aslında...

Gelecek kuşakları bu yüzden güzel günler bekliyor. 29/10/2009

 

Tenkil, Harp, Muhârebe ve Savaş Üzerine Birkaç Başlık
Durmuş Hocaoğlu

Yeniçağ Gazetesi / 09.03.2008 Pazar
Son günlerde, üzerindeki tartışmaların hâlâ bitmediği – bitecek gibi de değil aslında - Kuzey Irak harekâtı dolayısıyla, "savaş" kelimesi çok sıklıkla ve hemen dâimâ - ve aynı zamanda çok kere de maksatlı - olduğu gibi yanlış şekilde kullanılır oldu; savaş ile ilgili terimlerin hemen çoğu yanlış isti'mâl ediliyor – diğerlerinde de olduğu gibi. Neresi yanlış derseniz, derim ki; ilkin, savaş, meşrû kuvvetler arasında olur; aksi hâlde, tıpkı, "PKK'ya karşı savaş" diye bir ifâde kullanıldığında PKK'nın meşrûlaştırılmış olması şeklinde, amacına zarar veren bir netîce hâsıl eder; en azından, meselâ, yakalanan teröristlere harp esiri muâmelesi yapmak zarûretinin hâsıl olması gibi. Hâlbuki, PKK bir çetedir; kanlı bir vahşet çetesi; çeteler ile savaşılmaz, bu, onlar için, hakketmedikleri bir taltîf olur; o gibiler ancak tenkîl edilir. Bir yanlış da şu: Her "savaş", "savaş" değildir: Harp (War, Guerre) başka, Muhârebe (Battle, Bataille) başka; her ikisine de savaş denince çok şey birbirine karışır: "İstiklâl Harbi"nin "Kurtuluş Savaşı"na dönüştürülmesindeki cehâlette olduğu gibi. "Savaş", daha umûmî bir ıstılah. Şimdi biz, savaş'ı "harp" kontekstinde kullanalım ve "savaş nedir" diye soralım. Savaş nedir ve nasıl bir şeydir? *** Hobbes'a göre, savaş, beşeriyetin tabiî hâlidir; Tabiî Devlet, aynı zamanda bir harp devletidir. Ayrıca, devletin olmadığı yerde herkes herkesle savaş hâlindedir ve bundan dolayıdır ki, en kötü devlet bile devletsizlikten evlâdır. Kant'a göre, insanlar arasındaki Tabiî Hâl ( status naturalis ) bir barış hâli değil, her ân patlamasa bile her ân patlayacakmış gibi duran bir savaş hâlidir; vazıyet bu kadar ciddî yâni. Zîra, insanoğlunun harbetmek için, husûsî bir sâike ihtiyâcı yoktur, onun kökleri insan rûhunun derinliklerine gömülüdür. Clausewitz'e göre, Savaş, düşmana irâdemizi zorla kabûle ettirmek demek olup, hâl-i harpte güç kullanımının bir sınırı yoktur ve yine, savaş, siyâsetten bağımsız, kendisi olarak bir anlam ifâde etmez; siyâsî bir eylemdir, siyâsetin başka vâsıtalarla sürdürülmesidir; Freud'e göre, savaşın sâiki, insanoğlunun, cibillî ve genetik olarak, birikmiş erilimlerini boşaltmak, liderliklerini isbat etmek, kendisinden önceki nesillerin yerini almak, kendilerine dayatılan yasaklardan kurtulmak veya sıkıntılarını defetmek gibi sebeplerden kaynaklanan saldırgan davranışlarıdır; Marksizm'e göre, savaş Clausewitz'in dediği gibidir: "Politikanın, orgütlenmiş silahlı güçler (ordu) aracılığıyla, zor araçları kullanılarak, belli ekonomik çıkarların ve politik hedeflerin kabul ettirilmesi amacıyla sürdürülen biçimi." C. Wright'a göre, savaş, birisinin, kendi siyâsî sisteminden ekonomik menfaatler ele geçirmenin bir yoludur. Savaşla ilgili materyaller yapan sanâyiciler ve kendilerinin bir "askerî-sınâî kompleks" içerisindeki müttehid güçlerinin değerlerini isbatlamanın bir fırsatı olarak telâkkî eden profesyonel savaşçıların kamunun görüşünü manüple etmeleri ve seçilmişleri savaş yolunda baskı altında tutmaları savaşın muharrik sâiklerindendir; Margaret Mead'e göre, savaş, bir kere öğrenildikten sonra nesilden nesile intikal eden bir insanlık îtiyâdıdır. Çocuklar, içlerinde şiddetin önemli bir unsur olduğu hikâyelerle büyütüldükleri, öğrenimlerinde şiddetin özendirildiği eylemlerle yetiştirildikleri ve büyüklerinin çatışmacı faaliyetlerini gayretle taklîd etmeye yönlendirildikleri takdirde, cemiyet(ler), diğer devletlerle olan ihtilâflarını harp vâsıtası ile halletme istikametinde yönelmiş olacaklardır. Makyavel'e göre ise, savaş çok ciddî bir şeydir ve binâenaleyh, ciddiye alınmalıdır; çünkü, Peygamber­lerden silâhlı ve kuvvetli olanları muzaffer ve silâhsızları makhur ve perîşan olmuşlardır. Troçki de ciddiyet konusunda aynı fikirdedir: Siz savaşla ilgilenmiyor olabilirsiniz, der, ama savaş sizinle ilgilenmektedir. Makyavel'i referans gösteren Erwin Rosenthal'a göre, Peygamberlerin de kılıca ihtiyâcı vardır ve nitekim, (Hz.) Îsâ başaramadı, çünkü kılıcı yoktu, (Hz.) Muhammed başardı; çünkü kılıcı vardı , der. Doğrudur; peygamberler de insandır ve insanoğlu da her zaman iyi sözden anlamaz, bâzan kafa kırmak, boyun koparmak îcap eder. Çünkü yine Hobbes'ca dersek, " kılıcın zoru olmadığı takdirde ahidler sâdece sözlerden ibâret kalır" . Ayrıca, savaş o kadar kötü birşey de değildir; nitekim, devletler arası münâsebetlerde barış yoluyla çözülemeyen problemlerin ancak savaş yolu ile çözülebileceğini, savaşın, en son ve en kesin çözüm şekli olduğunu söyleyen Hegel'e göre, savaş sâdece kötü olmayan değil ve fakat daha fazlası, iyi olan birşeydir de; barışın dumûra uğratıcı, gevşetici niteliğine karşılık, savaş dinamizm getirmektedir. Filhakîka, Brooke'a göre, savaş, normal barış zamanlarında açığa çıkmayan, kendisini aşan yüksek gayeler için gösterilmesi gereken fedâkârlık, cesâret, kahramanlık ve bağlılık gibi yüksek seviyedeki beşerî kalitelerin denenmesi açısından fırsatlar yaratır. *** Velhâsıl savaş çok ciddî birşey; lâubâlilik kaldırmaz.

 

KARA HAREKATI PETROL İHRACATINI ETKİLEMEYECEK

 

Irak, sınır ötesi harekatın, Türkiye üzerinden yapılan petrol ihracatına engel oluşturmayacağını bildirdi.



 

Irak petrol bakanlığının bir yetkilisi, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin sınır ötesi harekatının boru hattından petrol sevkiyatını etkilemeyeceğini açıkladı.

Kerkük-Yumurtalık boru hattında güvenliğin sağlanmasından sonra, Irak'ın, petrol ihracatı geçen yıl yüzde 9,2 oranında arttı.

Yonca Bayrak

 

 

İRAN SINIRINDA ÖNLEM ALIYOR

 

Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Irak'ın kuzeyine yönelik harekatının ardından, İran da kendi sınırında önlem almaya başladı.

Tahran yönetimi, Irak sınırına takviye yaptığını açıkladı.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Muhammed Ali Hüseyni haftalık basın toplantısında, "Sınırımıza takviye için gerekli önlemleri alıyoruz" ifadesini kullandı.

Hüseyni, bölge ülkeleriyle güvenlik konusunda işbirliğini, PKK ve bölgedeki diğer terör örgütleriyle mücadelede en iyi yöntem olarak kabul ettiklerini de dile getirdi.

Bir süredir terör örgütü PKK'nın İran'daki kolu olan PJAK ile mücadele eden Tahran yönetiminin, Türkiye'nin düzenlediği harekatın ardından sınırdan topraklarına terörist sızmasına karşı önlem amacıyla bu takviyeyi yaptığı belirtiliyor.

Yonca Bayrak, 24.02.2008

 

 

HOCALI KATLIAMINI ANMA TORENI

 

Amerika Birleşik Devletleri'nin New York kentinde, Ermeniler tarafından 1992 yılında gerçekleştirilen Hocalı Katliamı'nı anma töreni ve paneli düzenlendi.

Ermeniler tarafından 1992'de Hocalı kentinde katledilen 613 Azeri Türkünün anıldığı gece, Türkevi'nde yapıldı.

New York Başkonsolos Yardımcısı Başar Şen açılış konuşmasında, Yukarı Karabağ'da bulunan Hocalı kasabasının Ermeniler tarafından yok edildiğini anlatarak, Hocalı'nın, Azeri Türkleri'ne nasıl vahşet uygulandığını gösteren acı bir simge haline dönüştüğünü anlattı.

Ermenilerin, Hocalı katliamının sorumlusu olarak kabul edilmeleri ve Azerbaycan'a ait topraklardan çekilmeleri için uluslararası topluma yapılan başvuruların devam ettiğini anlatan Şen, yeni kuşakların Hocalı katliamını unutmaması gerektiğini belirtti.

Yonca Bayrak, 24.02.2008

 

 

 

KIBRIS RUM KESİMİNDE SEÇİM

 

Kıbrıs Rum Kesimi'nde liderlik seçiminin ikinci turu yapılıyor.

Seçimin ikinci turunda 516 bin seçmen sandık başına gidiyor.

Seçime, ilk turun galiplerinden AKEL Partisi Genel Sekreteri ve Rum Meclisi Başkanı Dimitris Hristofyas ile sağın bağımsız adayı Yannis Kasulidis katılıyor.

Kassulidis ve Hristofyas'tan hangisinin yeni lider olacağı Papadopulos'un oylarının nasıl dağılacağına bağlı.

Kilit konuma gelen Papadopulos'un partisi DİKO Hristofyas'ı, Kilise de Kassulidis'i destekleme kararı aldı.

DİKO içinden bazı bakanların Kassulidis'e desteklerini açıklamaları parti içinde oy kaymaları yaşanacağı sinyali veriyor.

Papadopulos yandaşlarının görüş bildirmediği son kamuoyu yoklamasında Hristofyas yüzde 48, Kassulidis ise, yüzde 47 oy potansiyeline sahip görünüyor. Kıbrıs Rum Kesimi'nde liderlik seçiminin ikinci turu yapılıyor.

Seçimin ikinci turunda 516 bin seçmen sandık başına gidiyor.

Seçime, ilk turun galiplerinden AKEL Partisi Genel Sekreteri ve Rum Meclisi Başkanı Dimitris Hristofyas ile sağın bağımsız adayı Yannis Kasulidis katılıyor.

Kassulidis ve Hristofyas'tan hangisinin yeni lider olacağı Papadopulos'un oylarının nasıl dağılacağına bağlı.

Kilit konuma gelen Papadopulos'un partisi DİKO Hristofyas'ı, Kilise de Kassulidis'i destekleme kararı aldı.

DİKO içinden bazı bakanların Kassulidis'e desteklerini açıklamaları parti içinde oy kaymaları yaşanacağı sinyali veriyor.

Papadopulos yandaşlarının görüş bildirmediği son kamuoyu yoklamasında Hristofyas yüzde 48, Kassulidis ise, yüzde 47 oy potansiyeline sahip görünüyor.

Yonca Bayrak, 24.02.2008

 

 

KARA HAREKATININ 3. GUNU

 

Mehmetçik'in Irak'ın kuzeyine yönelik kara harekatı sürüyor. Harekatın 3 günlük bilançosu terör örgütü için ağır oldu. Harekatın başlamasından bu yana 112 terörist öldürüldü, 63 hedef vuruldu.

Teröristler panik halinde güneye doğru kaçıyor.

Bugünkü (24.02.2008) çatışmalarda 8 asker şehit oldu.

Mehmetçik'in sınır ötesindeki terör yuvalarına yönelik harekatı aralıksız sürüyor.

Genelkurmay Başkanlığı internet sitesinde yaptığı son açıklamayla, Perşembe günü başlayan hakettaki son durumu anlattı.

Dört ayrı bölgede teröristlerle sağlanan sıcak temas aralıklarla devam ediyor.

Harekat sırasında, bazı ağır silahlarla desteklenen terörist yuvaları, uçaklar, silahlı helikopterler ve kara ateş destek vasıtaları ile yoğun ve etkili bir şekilde ateş altına alınarak dağıtıldı.

Genelkurmay Başkanlığı'ndan yapılan açıklamada şunlara yer verildi;

"İlerleme istikametleri üzerindeki terörist unsurlar, birliklerimizin etkili manevraları ve çok yakın mesafeli çatışmalarla saf dışı bırakılmıştır.

Harekat ilerledikçe tespit edilen çok sayıda terörist barınma ve lojistik tesisi, içlerindeki silah, mühimmat ve malzeme ile birlikte tahrip edilmiştir. Geçilen bölgelerde terörist altyapıyı teşkil eden doğal ve yapay tüm tesisler, kısa sürede yeniden onarılamayacak şekilde kullanılamaz hale getirilmektedir."

63 Hedef Yerlebir Edildi
Türk jetleri her birinde teröristlerin bulunduğu kesin olarak tespit edilen 63 hedefi yerlebir etti.

Panik yaşayan teröristler birbirine düştü.

Açıklamada, "Harekat bölgesinde elde edilen hassas kaynak istihbaratından, çaresizlik içindeki örgüt mensuplarının birbirini ajanlıkla suçladıkları, bir kısmının Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı koymak istemediği; bazı gruplar arasında çıkan iç çatışmalarda ise ölen ve yaralananlar olduğu öğrenilmiştir. Harekat bölgesindeki mukavemetleri büyük oranda kırılan teröristler, çatışmalarda ölen arkadaşlarının cesetlerini tuzaklamak ve ilerleme yollarına el yapımı patlayıcı ve mayın döşemek suretiyle zaman kazanmaya ve yer yer panik halinde güneye doğru kaçmaya çalışmaktadırlar." denildi.

Iraklı Yerel Gruplar Uyarıldı
Açıklamada, Iraklı yerel gruplar, PKK terör örgütü mensuplarının bölgelerine girmemeleri ve orada himaye görmemeleri konusunda uyarıldı.

Harekatın üçüncü gününde yaşanan çatışmalarda, içlerinde sözde lider kadroların da bulunduğu değerlendirilen 33 terörist etkisiz hale getirildi.

Gün boyunca meydana gelen çatışmalarda 8 asker şehit düştü.

Operasyonun başından itibaren şehit olan asker sayısı 15 oldu.

Bir helikopter ise bilinmeyen bir nedenle, sınıra yakın bölgede kırıma uğradı.

Sıcak temasın üç ayrı bölgede sürmekte olduğu belirtilen açıklamada, "Harekat, planlanan hedeflere ulaşılıncaya kadar aynı kahramanlık ve kararlılıkla devam edecek" denildi.

 

Yonca Bayrak, 24.02.2008

 

İran, Türkmenistan'ın yılın en soğuk günlerinde gaz akışını kesmesini ahlak dışı olarak nitelendirdi.

İran Petrol Bakan Yardımcısı Akbar Torkan, devlet radyosuna yaptığı açıklamada, Türkmenistan'ın olağan dışı soğuk günlerde doğal gaz ihracatını kesmesini ahlak dışı bulduğunu belirterek, Türkmenistan'ın iki ülke arasındaki doğal gaz arzına ilişkin anlaşmayı değiştirmek istediğini öne sürdü.

Türkmenistan, İran'a doğal gaz sevkıyatını, 1 Ocak itibariyle boru hattının bakıma ihtiyacı olduğu gerekçesiyle kesmiş, İran'ın doğal gaz ödemelerini aksatmasının boru hattındaki tamiratı yavaşlattığını duyurmuştu.

İran ise Türkmenistan'ın aslında doğal gazın fiyatını artırmak istediğini öne sürmüştü.

 

İRAN'IN, ULUSLARARASI ATOM ENERJİSİ KURUMUNA BİLGİ VERECEK

 

İran, geçmişteki nükleer etkinliklerine ilişkin olarak, akıllarda kalan tüm sorulara açıklık getireceğini duyurdu...

Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammed El Baradey'in 2 gün süren Tahran ziyareti başarıyla sonuçlandı.

İran yönetimi nükleer programa ilişkin ortada kalan sorulara 4 hafta içinde cevap vermeyi kabul etti.

İran, El Baradey'e son nesil santrifüjlerle ilgili yeni bilgiler de verdi.

El Baradey, İran'ın nükleer programının barış amaçlı olup olmadığı yolundaki sorulara Mart ayında yayımlayacağı raporunda açıklık getirecek.

Öte yandan, Amerikan yönetimi, İran'ın, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu ile anlaşmasının olumlu, ancak yetersiz olduğunu, hassas nükleer faaliyetlerini de durdurması gerektiğini açıkladı.

 

Yonca Bayrak 14.01.2008

 

TÜRKİYE'DE 2006 YILI SONU İTİBARİYLE ELEKTRİKTEKİ KAYIP-KAÇAK ORANININ YÜZDE 15,8 OLDUĞU BİLDİRİLDİ.

CHP Kırklareli Milletvekili Tansel Barış'ın soru önergesini cevaplayan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler, Türkiye'nin elektrik enerjisi üretiminin 2006 yılında 176,3 milyar kilovatsaat olarak gerçekleştiğini belirtti.

Güler, "2006 yılı sonu itibariyle elektrikteki kayıp-kaçak değeri yüzde 15,8'dir. İletim hatlarının bakımsızlığı ve eksikliği söz konusu değildir. İletim kaybımız dünya standartları seviyesinde yüzde 3 civarındadır" dedi.

 

Yonca Bayrak 14.01.2008

Elektrikte perakende tarife belirlendi.

Elektriğin kilovatsaat ücreti konutlarda yüzde 19 buçuk artışla 12,40 Kuruştan 14,83 Kuruşa yükseldi.

Bakanlar Kurulunun elektrikte satışa esas temel fiyatı konutlarda yüzde 15, sanayide yüzde 10 olarak belirlemesinin ardından, Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu, "dağıtım, iletim ve perakende satış hizmet bedellerini" ekleyerek yeni tarifeleri açıkladı.

Buna göre, tüketiciye dönük elektriğin kilowatsaat ücreti konutlarda yüzde 19 buçuk artarak 12,40 kuruştan 14,83 kuruşa yükseldi.

Aynı şekilde sanayide kullanılan elektriğin kilowatsaat ücreti de yüzde 14 buçuk artarak 11,69 Kuruştan 13,28 kuruşa çıktı.

Ticarethaneler ise elektriğin kilowatsaatine yüzde 18,8'lik bir artışla 14,50 kuruş yerine 13,28 kuruş ödeyecek.

Elektriğin kilowatsaat fiyatı kalkınmada öncelikli illerdeki meskenlerde yüzde 19,7 artışla 11,60 kuruştan 13 YTL 89 kuruşa çıkarken, tarımsal sulamada kullanılan elektriğin fiyatı yüzde 14,9 artışla 11,19 Kuruştan 12,85 kuruşa yükseldi.

Zamlı tarife 1 Ocak'tan itibaren geçerli olacak.

 

Kanserle mücadelede nanoteknoloji dönemi / 24 kasım 2007

Bilimadamları, kanserle mücadelede kemoterapiye alternatif yöntem geliştirdi. Araştırmacılar, nano partikülleri kanserli hücrelerle savaşta kullandı.

Dünyanın en önemli araştırma enstitülerinden MIT'den yapılan açıklamada, bilimadamları, ilaç taşıyan nano partikülleri kanserli hücrelere ulaştırabildi.

Buna göre, araştırmacılar, damardan enjekte edilebilen ve kan içerisinde yol alarak tümörlü bölgelere ulaşabilen çok amaçlı nano partiküller geliştirdi.

Süper manyetik partiküller, üzerlerine uygulanan elektro manyetik alan sayesinde, beraberinde taşıdıkları iyileştirici ilacı hastalıklı alana bırakıyor.

Tanecikleri düşük frekanslı elektromanyetik alana maruz bırakmak, taneciklerin ısı yaymasına neden oluyor ve bu ısı da nano parçalar ile taşıdığı ilaç arasındaki bağı eriterek ilacı ortaya çıkarıyor.

Manyetik dalgalar, radyo dalgaları gibi 350 ve 400 kilohertz arasında gönderiliyor ve vücuda zarar vermeden, vücudun içinden geçiyor ve sadece nano partikülleri ısıtıyor.

Parçalar, kanserli hücreleri manyetik rezonans cihazları ile daha rahat görünür hale de getiriyor.
Yonca Bayrak

 

LİDERLER, KURBAN BAYRAMI DOLAYISIYLA BİRER MESAJ YAYINLADI.

Mesajlarda birlik beraberlik vurgusu ve Türkiye'nin geleceğine duyulan güven öne çıktı.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Kurban Bayramı mesajında, Türkiye'nin, ekonomik ve sosyal sorunlarını büyük ölçüde aşan, "muasır medeniyet" hedeflerini kararlılıkla gerçekleştiren büyük bir ülke olduğunu ifade etti.

Gül şunları söyledi: "Türkiye, insan hak ve hürriyetlerinde demokrasi ve adalet çıtasını her geçen gün yükselterek, bütün vatandaşlarını kucaklayarak, demokratik hak ve özgürlükleri herkese şamil kılarak emniyet içinde geleceğe yürümektedir. "

TBMM Başkanı Köksal Toptan
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Köksal Toptan da mesajında, özgür, mutlu ve güçlü bir ülke olmak için ayrım yapmaksızın tüm milletin el ele vermesi gerektiğini belirtti.

Toptan,"Farklılıklarımızı çatışma ve kavga nedeni olarak değil, zenginlik kaynağı olarak görmeli ve toplumsal uzlaşmamızı artırmaya gayret etmeliyiz" dedi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Kurban Bayramı mesajında da millet olma iredesinin önemini vurguladı.

Erdoğan, "Bugün karşı karşıya bulunduğumuz zorlukları, birlik ve beraberliğimize kasteden terör belasını aştığımız takdirde, bizi cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün gösterdiği medeniyet hedeflerinden alıkoyacak hiç bir engel yoktur, olmayacaktır." diye konuştu.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Deniz Baykal ise mesajında, "Bizim bayramlarımız, barış, kardeşlik, dostluk, hoşgörü, yardımlaşma, paylaşma, dayanışma bayramlarıdır. Bu değerler ancak ve ancak özgür, demokratik ve laik cumhuriyetlerde yaşatılabilir, savunulup korunabilir" dedi.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli
Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli de mesajında, "Türk milleti, bugün içine düştüğü yokluk, yoksulluk, gerilim ve çatışma ortamının üstesinden gelerek, dostluk ve barış içinde gelecek yüzyıllara birlikte ulaşacaktır." dedi.

 

Yonca Bayrak, 20.12.2007

 

BM KIBRIS RAPORU

 

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-Moon, Kıbrıs'ta taraflar arasındaki 8 Temmuz 2006 anlaşmasının uygulanmasında ilerleme sağlanamamasının, siyasi irade eksikliğinden kaynaklandığını vurguladı.

Genel Sekreterin Kıbrıs'taki barış gücü konusunda yayımladığı raporda, adada Türklere uygulanan izolasyonların kaldırılmasının önemine değinen Ban ki-Moon, tartışmanın bir tanınma polemiğine dönüşmesinden üzüntü duyduğunu vurguladı.

Raporda, sorunun çözümüne yönelik son 6 ayda bir ilerleme sağlanmadığı kaydedildi.

Ban Ki-Mun, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum lider Tasos Papadopulos'un 5 Eylül'de yaptıkları görüşmeden somut sonuç alınamamasının hayal kırıklığına yolaçtığını da belirtti.

Genel sekreter, 16 Ekim'deki görüşmesinde de, Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonun kaldırılmasını ve Lokmacı geçişinin açılmasını da talep ettiğini bildirdi.

Rumlara Yönelik Eleştiriler Rumları Kızdırdı
Raporda, Gambari sürecinden sonuç alınamamasında üstü kapalı olarak Rumların sorumlu tutulması, Rumların tepkisini çekti.

Rum tarafı, rapordaki izolasyonların kaldırılması isteğini de olumsuz bir unsur olarak niteledi.

 

Yonca Bayrak, 05.12.2007

 

İRAN NÜKLEER TEHDİT Mİ?

 

İran'ın nükleer silah programı yürüttüğü iddiasında ısrar eden Washington, kendi istihbarat örgütlerinin hazırladığı sürpriz raporu da dinlemiyor.

Ahmedinejad ise, Tahran yönetiminin nükleer silah programını dört yıl önce durdurduğu sonucuna varan raporun, İran'ın zaferinin ilanı olduğunu belirtti.

İran'ın nükleer faaliyetleri konusunda Bush yönetiminin söylemleriyle çelişen Ulusal İstihbarat Tahmini Raporu, Tahran yönetiminin nükleer silah programını 2003 yılında durdurduğu bilgisini içeriyor.

Ancak rapor, İran'ın nükleer silah geliştirmek için çalıştığını öne süren Washington'un yaklaşımını değiştirmedi.

Başkan Bush düzenlendiği basın toplantısında, raporun, İran'ın hala nükleer teknoloji geliştirdiğini ortaya koyduğunu savundu.

İran'ın hala tehlikeli olduğunu savunan Bush, bu ülke üzerindeki uluslararası baskının devam etmesi gerektiğini belirtti.

Fransa, İngiltere ve İsrail de Bu Görüşte... İran ise söz konusu rapordan memnun...

Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, istihbarat raporunun uluslararası güçlere karşı İran'ın zaferinin ilanı olduğunu kaydetti.

Ahmedinejad, ülkesinin yürüttüğü barışçı nükleer programdan vazgeçmeyeceğini de yineledi.

Rusya da bu raporun İran ile ilgili Birleşmiş Milletler yaptırımları tartışmalarında önemli bir unsur olacağı açıklamasını yaptı.

 

Yonca Bayrak, 05.12.2007

 

 

 

 

IRAK VE İRAN ARASINDA UÇUŞ SEFERLERİ BAŞLADI

 

Tahran ile Bağdat arasında 30 yıl aradan sonra, doğrudan ilk uçak seferi, bugün yapılacak.

Amerika Birleşik Devletleri'nin karşı çıkmasına karşın, alınan kararla, 30 yıl aradan sonra İran ile Irak arasında doğrudan ilk uçak seferi bugün başlayacak.

İki başkent arasında doğrudan uçuş konulması "İran'ın Irak'taki siyasal başarılarından biri" olarak değerlendiriliyor.

Uçuş kararı, iki ülke havacılık yetkililerinin 17 Kasım'da yaptıkları anlaşma doğrultusunda alınmıştı.

 

Yonca Bayrak, 03.12.2007

 

SAĞLIK PERSONEL ATAMA DÜZENLEMESİ

 

Eşi ölen sözleşmeli sağlık personeli, müracaat etmesi halinde, durumuna uygun boş sözleşmeli sağlık personeli pozisyonlarına atanabilecek.

Sözleşmeli Sağlık Personeli Atama ve Nakil Yönetmeliği'nde değişiklik yapılmasına dair yönetmelik, Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Yönetmeliğin 8. maddesinin 1. fıkrasının (k) bendinde yapılan değişikliğe göre, eşi ölen sözleşmeli sağlık personeli, eşinin ölümünden itibaren 6 ay içerisinde müracaat etmesi halinde, durumuna uygun boş sözleşmeli sağlık personeli pozisyonlarına Merkez Sınav Kura Komisyonu kararı doğrultusunda ilgili İl Sınav ve Kura Komisyonu tarafından atanabilecek.

Aynı yönetmeliğin Geçici 2. maddesi de şu şekilde değiştirildi:
"Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce eşi ölmüş olan sözleşmeli sağlık personelinin, bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 30 gün içerisinde müracaat etmesi halinde nakilleri, 8. maddenin 1. fıkrasının (k) bendi hükümlerine göre yapılır."

 

Yonca Bayrak, 03.12.2007

Isparta yakınında düşen yolcu uçağında bulunan 7 mürettebat ve 49 yolcunun isimleri açıklandı.

Mürettebattın isimleri şöyle;

Kaptan pilot Serhat Özdemir, ikinci pilot Tahir Aksoy, kabin amiri Çağatay Şirin, kabin memurları Mana Topçu, Sinem Hatice Vurgun ve Mümine Bulut, Teknisyen Alaaddin Çelik Gürtürk.

49 yolcunun isimleri de şöyle:

Özlem Karataş, Nuri Tığlı, Bahri Öndürücü, M.Rafi Taşkent, Muhsin Öndürücü, Şakir Özsoy, Kasım Mehmet Saygılı, Perihan Kutlu, Sinem Kutlu, Aysun Fatime Balcı, Mustafa Zengi, Davut Demirkurt, Hayri Tokgöz, Tevfik Büyükçaylı, Mehmet Yiğitbaşı, Zeliha Yiğitbaşı, Özgen Berkol Doğan, Engin Abat, Engin Arık, Sibel Uysal, Mehmet Yılmaz, Necati Kartal, Saniye Kartal, Hakan Ulutaş, İskender Hikmet, Senel Fatma Boydağ, Sadettin Oğurlu, Özcan Oğurlu, Hakan Yakup Tullu, Alp Tezcan, Oğuz Cafer Çiftçi, Yusuf Çiftçi, Nazire Kurnaz, Gözen Polat, Mustafa Fidan, Doğan Göktaş, Hazal Kaynak, İsa Çobankaya, Saniye Çobankaya, Yaşar Çobankaya, Burhan Tepebaşı, Ruşen Mustafa Hamzahemreli, Fuat Güler, Mustafa Çalışkan, Kenan Büyük, Süleyman Hilal, Ayşe Cantürk, Melike Ceylan, Sadettin Baysal.

 

Yonca Bayrak, 30/11/2007

 

TELEKOM GREVİ SONA ERDİ

Kamuoyu gündeminde bir süredir önemli yer tutan Telekom grevinde uzlaşma sağlandı.

Taraflar, aralarındaki sorunları giderdi ve grevdeki Telekom görevlileri bugünden itibaren işbaşında...

Türk Telekom'da 16 Ekim'de başlayan grev, 44 günün ardından taraflar arasında sağlanan uzlaşmayla sona erdi.

PTT Ahlatlıbel tesislerinde biraraya gelen taraflar son ana kadar çetin bir pazarlık sürdürdüler ve kapsam ile ücret maddelerinde yaşanan anlaşmazlık giderildi.

Haber İş Sendikası Başkanı Ali Akcan bir yandan uzlaşma metnini imzaladı bir yandan da grevdeki Telekom çalışanlarının sabah işbaşı yapmaları talimatını verdi.

Anlaşma metnine konan imzaların ardından Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım ayrıntıları açıkladı.

Binali Yıldırım, "Sözleşme ile ücretlere ilk yıl yüzde 10, ikinci yıl yüzde 6 buçuk artı enflasyon farkı ve ayrıca toplam skalalardaki farklılıkları gidermeye yönelik de gerekli ilaveler ücretlere yapılacak 30 milyon YTL civarında bir miktar da bu ediyor. Çalışanlarımızın yaklaşan Bayram dolayısıyla bu anlaşma şartlarından ayrı olarak da bir Bayram ödemesi yapmaya da karar verdik. Her bir çalışanın sendikalı sendikasız ayırımı yapmadan 200 YTL seyyanen Bayram üzeri bir ödeme yapılacaktır." dedi.

Mutlu bir şekilde sonlanan greve ilişkin anlaşmanın hemen ardından Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım TRT'ye konuk oldu ve anlaşmayı değerlendirdi.

Yıldırım, "45 gündür devam eden bu grev bugün mutlu sona geldi. Türk Telekom çalışanlarının bundan böyle bugünden itibaren işyerlerinde çalışmaya başlayacak, hem grevde geçen bu süre içinde biriken işleri süratle yapacaklar, hem de vatandaşımıza daha iyi hizmet vermek için gerekli gayreti gösterecekler." şeklinde konuştu.

Bu krizin sona ermesinde tarafların karşılıklı anlayış içerisinde ortak akıl çerçevesinde biraraya gelmelerinin büyük rolü olduğunu belirten Yıldırım, "Bu yüzden emeği geçen tüm arkadaşları işveren temsilcilerini, çalışan temsilcilerini tebrik ediyorum. Grev sonucunda gerek çalışanlarımız gerekse Telekom iki tarafı da tatmin edecek bir sonuç elde edilmiştir." diye belirtti.

Yonca Bayrak,29.11.2007

 

PARİS' DE ÇATIŞMA

 

Fransa'nın başkenti Paris'in dış mahallelerinde, iki gündür polisle gençler arasında çatışmalar yaşanıyor.

Çatışmalarda, beşi ağır 64 polisin yaralandığı bildirildi.

Polise taş ve molotof kokteyli ile saldıran gençlerin, 63 araç ve 5 binayı kundakladığı haber veriliyor. Yakılan araçlar arasında çöp kamyonları ve polis otoları da bulunuyor.

Polis de kalabalığa karşı gözyaşartıcı bomba ve plastik mermi kullandı.

Pazar gecesi çıkan çatışmalarda da 1 polis karakolu ve 4 bina ateşe verilmişti.Olaylar sırasında 20 polis yaralanmış, sekiz kişi gözaltına alınmıştı.

Muhalefet, olaylara Sarkozy yönetiminin politikalarının yol açtığını savunuyor. Yoksul ve işsiz gençlerin sorunlarına çözüm aranmadığını öne sürüyor.

Çin ziyaretini sürdüren Cumhurbaşkanı Nicholas Sarkozy ise halka itidal çağrısında bulundu.

Paris'teki olaylar, pazar günü (25.11.2007) polis otosuna çarpan motosikletteki iki gencin hayatını kaybetmesi üzerine başlamıştı. Mahalle sakinleri, polisin, yaralanan gençleri olay yerinde bırakarak gittiklerini iddia ediyor.

  

Yonca Bayrak, 27.11.2007

 

ORTADOĞU KONFERANSI

 

Amerika Birleşik Devletleri, Annapolis'te düzenlemeyi planladığı Ortadoğu Konferansı'nın tarihini ve katılımcılarını belirledi.

27 Kasım'da yapılacak toplantıya Türkiye'nin yanı sıra Suriye ile Suudi Arabistan'ın da davet edildiği bildirildi.

Amerikan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Sean McCormack, toplantıya Türkiye'nin de aralarında bulunduğu 49 ülke ve kuruluştan, 100 kadar katılımcının çağrıldığını duyurdu.

İsrail'i tanımayan Suriye ile Suudi Arabistan'ın davete olumlu cevap verip vermeyecekleri henüz bilinmiyor.

Suudi Arabistan'ın desteğinin büyük ölçüde Arap dünyasının desteğini temsil ettiği, böylece Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas'ın İsrail ile uzlaşmasının daha kolay hale geleceği belirtiliyor.

Bu arada, Arap ülkelerinin, yarın (22.11.2007) ve cuma günü (23.11.2007) zirveye katılıp katılmama konusunu görüşmek üzere Kahire'de toplanacakları bildirildi.

 

Yonca Bayrak, 21.11.2007

 

EMEKLİ GENERALLERE KONUŞMA YASAĞI

 

Genelkurmay Başkanlığı, İç Hizmet Yönetmeliğinde yapılan son düzenlemenin "Emekli generallere konuşma yasağı getirildiği" şeklinde yorumlanmaması gerektiğini vurguladı.

Yorumların yanlı ve maksatlı yapıldığını bildiren Genelkurmay Başkanlığı, bu yöndeki beyanların "tamamen gerçek dışı" olduğunu kaydetti.

Genelkurmay ayrıca, belli kişilerin, şahsi tatminsizlik ve irticai görüşlerin etkisiyle, kin ve nefretle Türk Silahlı Kuvvetleri'ne saldırdıklarını kaydetti.

Genelkurmay Başkanlığı, yönetmelik değişikliğine ilişkin haber ve yorumlara internet sitesinde yeralan basın bildirisiyle yanıt verdi.

Değişikliğin zamanlamasıyla ilgili olarak hayali senaryoların dile getirildiği belirtilirken, düzenlemeye yönelik "emekli generallere konuşma yasağı getirildi " gibi tamamen gerçekdışı beyanlarda bulunulduğuna dikkat çekildi.

Değişikliğin Genelkurmay Başkanlığı'nca, Milli Savunma Bakanlığı'na, 30 Nisan 2007'de gönderildiği belirtilirken, "Maddeye eklenen 'ç' bendi, kişilerin fikirlerini beyan etme özgürlüğünü kısıtlamayı değil, Türk Silahlı Kuvvetlerinde varolan silah arkadaşlığı ve ahde vefa geleneğini korumayı amaçlamaktadır ve kanun niteliğinde değil, yönetmelik kapsamı içindedir " denildi.

Açıklamada, yapılan değişikliğin esas itibariyle emekli askeri personele yönelik genel bir kısıtlama içermediği kaydedildi.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin kendisine yıllarca hizmet etmiş bu kişilere, saygıdan ve vefa duygusundan başka bir duygu beslemesinin mümkün olmadığı vurgulanan basın bildirisinde; "Ancak sayıları çok az olmakla birlikte, şahsi tatminsizlik ve bazen maalesef irticai görüşlerin etkisiyle, belli kişiler ve basın yayın kuruluşlarından, Türk Silahlı Kuvvetlerine akıl almaz ve kabul edilemez bir şekilde kin ve nefretle saldıranlar da mevcuttur. Muvazzaflık döneminde alınan görevler ve sahip olunan bilgiler hakkında saptırılmış veya gerçek dışı beyanlarda bulunarak astlık-üstlük ilişkilerini zedeleyen, amir ve komutanlara karşı güven hissini yok etmeye yönelik aşağılayıcı söz ve davranıştaki bu kişilerin Türk Silahlı Kuvvetlerinden uzak tutulmaları, doğal bir kurumsal korunma tedbiridir "

Yönetmelik değişikliği ile ilgili maksatlı yorumların Türk Silahlı Kuvvetlerini hedef aldığı ve kınandığı vurgulanırken, bunu yapan kişi ve basın yayın organları hakkında yasal yollara başvurulacağı da kaydedildi.

 

YONCA BAYRAK, 19.11.2007

 

İRAN BÜYÜKELÇİLİĞİ: İSRAİL, TERÖRÜN DESTEKÇİSİDİR

 

 

Peres'in, "İran terörü destekliyor" açıklamasına Tahran yönetiminden hemen yanıt geldi.

İsrail Lideri Şimon Peres'in İran'a yönelik sözlerinin gerçek dışı olduğu belirtilerek, "İsrail, nükleer silahlara sahiptir, bunların denetimine izin vermemektedir ve terörizmi de desteklemektedir" denildi.

İran'ın Ankara Büyükelçiliği'nden yapılan açıklamada, İsrail'in terörizmin savunucusu ve destekçisi olduğu iddia edildi.

Filistin halkına yönelik uygulamaların ve Suriye topraklarının İsrail uçaklarınca bombalanmasının hatırlatıldığı açıklamada, "Terör ve saldırı, siyonist rejimin en belirgin yöntemidir. İsrail'in Bakanlar Kurulu'nda Filistinli yetkililerin öldürülmesine ilişkin karara verilen onay da bunun en bariz kanıtıdır" sözlerine yer verildi.

 

Açıklamada, İran'ın nükleer faaliyetlerinin barışçıl amaçlı olduğu, İsrail'in ise denetimden kaçtığı savunuldu.

 

Yonca Bayrak, 13.11.2007

 

8 ASKER TUTUKLANDI

 

Hakkari Dağlıca'da 21 Ekim'de yaşanan çatışmada irtibat kesilen ve sonra birliklerine katılan 8 askerin tutuklandığı iddia edildi.

Askerlerin avukatı Ramazan Korkmaz, müvekkillerinin Van Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı'nda ifadelerinin alınmasının ardından tutuklama talebiyle Askeri Mahkeme'ye sevk edildiğini duyurdu.

Avukat Korkmaz'ın verdiği bilgiye göre, Mahkeme, askerlerden birinin "Memuriyet görevinin gereklerine aykırı hareket etmek.", 5'inin "emre itaatsizlikte ısrar." suçlarını işledikleri iddiasıyla tutuklanmalarına karar verdi.

Askerlerden ikisi hakkında bu suça ek olarak yurt dışına firar suçunun işlendiği iddiası yer aldı.

 

Yonca Bayrak, 12.11.2007

 

PAKİSTAN'DA SİYASİ KRİZ

 

Pakistan'da Devlet Başkanı Pervez Müşerref'in olağanüstü hal ilan etmesiyle başlayan siyasi kriz derinleşiyor.

Ocak ortasında yapılması planlanan genel seçimlerin şubat ayına ertelendiği bildirildi.

Amerikan Başkanı George Bush'un, telefonla görüştüğü Devlet Başkanı Pervez Müşerref'ten genelkurmay başkanlığından ayrılmasını istediği bildirildi.

Bush'un, Müşerref'e, "Aynı zamanda hem devlet başkanı, hem de ordu komutanı olamazsınız" dediği belirtildi.

Bu arada, Başyargıç Malik Muhammed Kayyum, "Seçimlerin şubatta yapılmasına karar verildiğini, altıncı gününe giren olağanüstü halin 1-2 ay içinde kaldırılacağını söyledi.

Eski başbakanlardan Pakistan Halk Partisi lideri Benazir Butto, Devlet Başkanı'na genelkurmay başkanlığından çekilmesi ve seçimlerin zamanında yapılması için cuma gününe kadar süre tanımıştı.

Butto, aksi taktirde, Salı gününden itibaren sokak gösterilerinin başlayacağını ve Lahor'dan İslamabad'a uzun yürüyüş düzenleneceğini açıklamıştı.

Pencap'taki operasyonlarda, 800 Butto yandaşının gözaltına alındığı belirtiliyor.

 

Yonca Bayrak, 08.11.2007

 

GÜRCİSTAN'DA OLAĞANÜSTÜ HAL

 

Gürcistan'da 15 gün süreyle olağanüstü hal ilan edildi. Olağanüstü hal kararı Ekonomi Bakanı Georgy Arveladze tarafından açıklandı.

Açıklamada, "Olağanüstü hal boyunca bağımsız radyo ve televizyonların haber programlarına izin verilmeyecektir. Bu sınırlama yazılı basın için geçerli değildir" denildi.

Cumhurbaşkanı Mihail Saakaşvili, ülkede bir süredir devam eden gerginliğin arkasında Rus istihbaratının olduğunu söylerken, Başbakan Zurab Nogaydili de bir darbenin önlendiğini belirtti.

Tiflis yönetimi, Moskova'daki büyükelçisini geri çekti, Gürcistan'daki 3 Rus diplomat da sınırdışı edildi.

Kremlin ise Saakaşvili'nin iddiasını yalanladı ve uygun karşılığın verileceğini açıkladı.

Tiflis'te, hükümet karşıtı gösteriler dün (07.11.2007) de sürdü.

Polis, parlamento önünde toplanan göstericelere gözyaşartıcı gaz ve basınçlı suyla müdahale etti. Bazı göstericiler dövülerek meydandan uzaklaştırılırken, çok sayıda kişi de yaralandı.

Gerginliğin giderek tırmandığı ülkede, önde gelen muhalefet liderleri de gözaltına alınıyor.

Bu arada, özel kuvvetler, Gürcistan'da uluslararası yayın yapan İmedi televizyon kanalının Tiflis'teki merkez binasına baskın yaparak yayını durdurdu.

 

Yonca Bayrak, 08.11.2007

 

ABD'nin  PKK İle Göstermelik Mücadelesi

 

Amerikan Temsilciler Meclisi'ne, yönetimi terör örgütü PKK ile mücadeleye çağıran, Türk halkı ve hükümetiyle dayanışmayı vurgulayan bir tasarı sunuldu.

 

3 milletvekilinin imzasını taşıyan tasarıda, Bush yönetimi, Irak hükümeti ve Irak'ın kuzeyindeki bölgesel yönetim, terör örgütü PKK'nın saldırılarını durdurmaya çağrılıyor.

Tasarı ayrıca Türk halkı ve Türk hükümetiyle dayanışma duygularını vurgularken, terör örgütü PKK ile mücadele özel temsilciliğine yeni bir isim atanmasını da istiyor.

Tasarıda imzası bulunan Demokrat Parti Florida Milletvekili Robert Wexler; "Bugüne dek Bush yönetimi, Türkiye'nin endişelerine gereken yanıtı vermekte yetersiz kaldı. Kuzey Irak kaynaklı terör saldırıları, Türkiye'yi tehdit ettiği gibi, Irak'ın daha fazla istikrarsızlaşmasına yol açabilir. Irak topraklarından terör örgütü PKK'yı temizleme yönünde mümkün olan her önlemin alınmasının zamanı geldi" dedi.

Tasarıda imzası bulunan milletvekillerinden Alcee Hastings de; "Türkiye'nin, bu terörist örgütün döktüğü kan yüzünden acı çeken halkını koruma yönünde meşru müdafaa hakkını destekliyorum" diye konuştu.

Bağlayıcılığı olmayan, ancak kongrenin hassasiyetini sergileyen tasarıda, Amerika Birleşik Devletleri ve Türkiye arasındaki uzun dönemli ortaklık da teyit edildi.

 

Yonca Bayrak, 7.11.2007

 

8 Türk Askeri Kurtarıldı

 

Genelkurmay Başkanlığı, Hakkari Dağlıca'da, teröristlerle yaşanan çatışma sonrasında, irtibat kesilen 8 askerin, Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesine katıldığını açıkladı.

Genelkurmay Başkanlığı'nın internet sitesinde yer alan açıklamada, Hakkari - Dağlıca'da PKK terör örgütü mensupları ile meydana gelen çatışmada, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin 8 personeli ile irtibatın kesildiği hatırlatıldı.

Açıklamada, "Anılan 8 personel 4 Kasım 2007 tarihi itibarıyla Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesine katılmış bulunmaktadır." denildi.

Yonca Bayrak,05.11.2007

 

ANKARA'DA YOĞUN DİPLOMATİK GÖRÜŞMELER

 

Irak'a komşu ülkeler toplantısı öncesi Ankara'ya kritik bir ziyaret gerçekleştiren Condoleezza Rice ilk olarak Başbakan Erdoğan ile biraraya geldi.

Askeri yetkililerin de katıldığı bir buçuk saatlik görüşmenin ardından Rice Dışişleri Bakanı Ali Babacan ile görüştü.

Görüşmede Babacan terör örgütüyle mücadelede durumu sivrisinekleri yok etmek yeterli değil, bataklığın kurutulması önemli sözleriyle özetledi.

Ortak basın toplantısında gündem PKK terör örgütü ile mücadelede atılacak adımlardı.

Ali Babacan Türkiye'nin kararlılığını net ifadelerle ortaya koydu. Babacan, "Önemli olan bundan sonraki dönemde ABD'de yönetimin en üst seviyesinde bu konuya olan doğrudan ilginin artan şekilde sürmesi, çok farklı enstrümanlarla, çok farklı metotlar kullanarak bu terör örgütüyle mücadelede dayanışma ve işbirliği. Sözlerin bittiği aksiyonun başlaması gereken yerdeyiz." diye konuştu.

Condoleezza Rice da "Ortak düşmanımız" dediği PKK terör örgütüne karşı etkili bir adım atılması gerektiği konusunda mutabık kaldıklarını söyledi.

Amerikan yönetimi olarak çabalarını iki katına çıkarmaya kararlı olduklarını belirten Rice, kimsenin hükümetinin verdiği sözlerden şüphe duymaması gerektiğini vurguladı.

Rice, Başbakan Erdoğan'la yaptığı görüşmede ele alınan noktaların Başkan Bush'la 5 Kasım'da yapılacak görüşmede daha geniş bir şekilde değerlendirileceğini ifade etti.

Irak'ın kuzey bölgesi için "Kürdistan" ifadesini kullandığının hatırlatılması üzerine Rıce,"Irak'ın bölünmesini kesinlikle desteklemiyoruz." diye konuştu.

Amerikan Kongresine getirilen 1915 olaylarıyla ilgili tasarı konusunda ise Rice, tasarının geçmesinin çok da iyi bir amaca hizmet etmeyeceğini bildiklerini, bu nedenle tasarıya karşı olduklarını belirtti.

Rice, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından da kabul edildi.

 

Yonca Bayrak, 03.11.2007

 

ANKARA'DA ÖNEMLİ GÖRÜŞMELER

5 Kasım'daki Bush-Erdoğan buluşması öncesinde Ankara ve İstanbul'da önemli görüşmeler olacak.

Bugün (02.10.2007) Ankara'ya gelecek olan Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'a Türkiye'nin beklentileri net olarak anlatılacak.

Yarın da (03.11.2007) İstanbul, Genişletilmiş Irak'a Komşu Ülkeler toplantısına ev sahipliği yapacak.

Orada da Türkiye'nin terörle mücadelede hedefinin Irak olmadığı uluslararası topluma bir kez daha anlatılacak.

Condoleezza Rice, Ankara'ya gelerek Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ali Babacan'la görüşecek.

Sabrı tükenen Ankara'nın beklentisi, daha önce Başbakan Erdoğan'dan, süre isteyen Rice'ın, Türkiye ile terörle mücadele alanında Washington'un somut işbirliği kararlılığını ortaya koyması...

Ali Babacan, "Türkiye olarak aynı hataları tekrarlamayız. Daha önce denenmiş ve çalışmayan mekanizmaların tekrar tekrar denenmesine karşıyız." dedi.

Dışişleri Bakanı Babacan, bu sözlerle, hem Bağdat'a hem de Washington'a, "üçlü mekanizmalarla, heyetlerle oyalanacak vaktimiz yok, kaybedecek zamanımız yok" mesajını açıkça verdi.

Bu çerçevede, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban ki Moon'un da, toplantı öncesinde Ankara'da temaslarda bulunacak olması büyük önem taşıyor.

Irak da İstanbul toplantısında üst düzeyde temsil edilecek. Irak Başbakanı Maliki bugün (02.11.2007) Türkiye'ye geliyor.

Yonca Bayrak, 02.10.2007

 

RUSYA'DAN TÜRKİYE'YE DESTEK

 

Rusya, Türkiye'nin PKK terörü konusundaki kaygılarını anlayışla karşıladığını ancak durumu daha da kötüleştirecek adımlar atmaktan kaçınmasını istedi.

Kremlin Sözcüsü Dmitry Peskov Moskova'da yaptığı açıklamada, "Türkiye'nin güneydoğusunda yaşadığı, bazıları sınır ötesi kaynaklı terörist faaliyetler konusundaki kaygılarını paylaşıyoruz" dedi.

Peskov, "Türkiye'nin bir bölge devleti olmaktan kaynaklanan sorumlulukları çerçevesinde durumu daha da kötüleştirecek şeyler yapmaktan kaçınması gerekir" dedi.

 

 

Yonca Bayrak, 01.11.2007

 

 

ZEBARİ; İLK DEFA PKK ‘YI KISITLAMAKTAN BAHSETTİ

Irak Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari, terör örgütü PKK'nın sınırdaki hareketlerini kısıtlamak için daha fazla kontrol noktası oluşturulduğunu iddia etti.

 Zebari, teröristlerin yuvalandığı dağlık bölgelere giden ikmal hatlarını kesmeye çalıştıklarını da savundu.

Hoşyar Zebari, İran Dışişleri Bakanı Mutteki ile Bağdat'ta düzenlediği ortak basın toplantısında, "PKK'ya daha fazla gıda ve yakıt gitmemesi için kontrol noktalarının sayısı artırılıyor. PKK'nın yoğun nüfusun bulunduğu kentlere ulaşmasını engellemek için de önlemler alınıyor" dedi.

 

Zebari, irtibat kurulamayan 8 Türk askerinin bulunması için yoğun çaba gösterildiğini de iddia etti.

Iraklı bir Kürt olan ve Barzani'ye açık destek veren Zebari, İstanbul'da yapılacak Irak'a Komşu Ülkeler Konferansı'nın "sınırdaki gerginlikten etkilenmeden Irak'taki güvenlik durumuna odaklanması gerektiğini" de söyledi.

 

Yonca Bayrak, 01.11.2007

 

ABD, IRAK KONUSUNDA ÇEKİMSER DAVRANIYOR

 

Terörist saldırılar sebebiyle, Türkiye'nin sabrı tükenirken, Washington'dan PKK ile mücadele konusunda topu Irak'a atan ve Ankara'yı yatıştırmaya yönelik açıklamalar gelmeye devam ediyor.

Bu arada PKK terörünü kınayan bir karar tasarısının da Amerikan Senatosu'na sunulduğu bildirildi.

McCormack: "İlişkilerde Hiçbir Gerginlik Yok"
Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü McCormack, Türk veya Amerikan kamuoyundaki yaygın kanaatin aksine, çok iyi iki müttefik olan ülkesi ile Türkiye arasında, "siyasi düzeydeki ilişkilerde hiçbir gerginlik bulunmadığını" savundu.

Konuya Irak ve Türkiye ile "diplomatik çözüm" aradıklarını belirten McCormack'ın, bu doğrultuda ilk "adımı" "başka PKK saldırıları olmaması" olarak nitelemesi de dikkat çekti.

Bryza: "Terör Örgütüne Karşı Mücadele Irak Hükümetinin Sorumluluğu"
Öte yandan Türkiye'nin Washington Büyükelçiliği'nde verilen 29 Ekim resepsiyonuna başta Savunma Bakanı Robert Gates olmak üzere Amerikan tarafından üst düzeyde katılım gözlendi.

Amerikan Dışişleri Bakanlığı'ndan Avrupa-Avrasya sorumlusu Matt Bryza resepsiyonda, "Cumhurbaşkanı sayın Abdullah Gül, Türkiye'nin sabrının kalmadığını açıkladı. Bu açıklamasında kesinlikle haklıdır" dedi.

Ancak Bryza diğer yandan da, terör örgütüne karşı mücadelenin Irak hükümetinin sorumluluğu olduğunu savunarak, Bağdat'a bu yönde baskıyı sürdüreceklerinin sinyalini verdi.

Amerikalı yetkili, "Ayrıntı veremem. Ancak planlama ve bilgi paylaşımı var. Şunu da biliyoruz ki üzerimize düşeni yapmazsak Türk dostlarımız nezdinde itibarımız kalmayacaktır " diye konuştu.

Terörü Kınayan Tasarı Sunuldu
Öte yandan biri Demokrat diğeri Cumhuriyetçi Amerikalı 2 senatör, Kongre'ye Türk-Amerikan dostluğunu vurgulayıp terörü kınayan ancak bağlayıcılığı olmayan bir karar tasarısı sundu.

Tasarı metninde, "Senato, son 20 yıldır PKK'nın yaptığı şiddet saldırılarını kınıyor. Irak'taki Kürt liderleri, teröristlere güvenli barınak sağlamayı reddetmeye ve Irak ile Türkiye arasında terörizme karşı işbirliği yönündeki ikili anlaşmaları tanımaya çağırıyor" ifadesi yer aldı.

 

Yonca Bayrak, 30.10.2007

 

 

AVRUPALI TÜRKLER TERÖRÜ KINADI

 

Avrupa'daki Türkler terör örgütüne karşı sesini giderek yükseltiyor.

Dün de Hollanda, Avusturya ve Almanya'da onbinlerce Türk terörü akşam saatlerine dek terörü lanetledi.

Berlin'de, "Türk-Kürt kardeştir, ayrım yapan kalleştir" sloganıyla düzenlenen mitinge binden fazla kişi katıldı. Mehter takımının da katıldığı yürüyüşte, İstiklal Marşı'nın söylendi ve şehit askerler için dua okundu.

Mitinge katılan bir grubun bir Kürt derneği önünde yaptığı gösteri iki grup arasında söz düellosuna dönüştü. Polisin yürüyüş yapmak isteyen gençlere müdahelesi nedeniyle büyüyen olaylarda 15 kişi gözaltına alındı.

Almanya'nın Köln ve Dortmund kentlerinde de yüzlerce Türk terörü protesto etti. Köln'de terör örgütü yandaşları, gösteri düzenleyen Türklere saldırdı. Polisin müdahelesiyle olaylar güçlükle yatıştırıldı.

Öte yandan, terör Avusturya'nın Salzburg kentinde de 3 bin 500'den fazla Türk'ün katılımıyla lanetlendi.

Hollanda'nın Utrecht kentinde de binlerce Türk PKK'nın terör eylemlerini büyük bir yürüyüş gerçekleştirerek protesto etti. Bu ülkedeki "Erkin" adlı Türk öğrenci derneğinin öncülüğündeki yürüyüşte, "Şehitler ölmez" "Vatan bütündür" sloganları atıldı. Şehit olan askerler için "temsili yoklama" da yapılan yürüyüş olaysız sona erdi.

 

Yonca Bayrak, 29.10.2007

 

ZEBARİ, OPERASYON İSTEMİYORMUŞ

 

 

Irak Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari, Türkiye'nin Irak'ın kuzeyine olası bir operasyonunun her iki ülkedeki istikrar için yıkıcı sonuçları olabileceğini iddia etti.

Zebari, İngiliz yayın kuruluşu BBC'ye verdiği demeçte, Türkiye'yi, terör örgütü PKK konusunda hiçbir şeyin durduramayacağını söyledi.

Irak Dışişleri Bakanı Zebari, Türk ordusunun sınır bölgesine büyük çaplı takviyesinin daha geniş kapsamlı bir operasyon planladığı endişelerini doğurduğunu belirtti.

Zebari, böyle bir adımın her iki ülkedeki istikrar için "yıkıcı sonuçları" olabileceğini savundu.

Bunun tek taraflı bir karar olduğunu savunan Zebari, Irak hükümetinin ve halkının, dost bir komşu ülke tarafından egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün bozulduğunu görmemek için birlik olduğunu ifade etti.

Türkiye'nin, Irak'tan terör örgütünün üst düzey üyelerini teslim etmesini istemesi konusundaysa Zebari, bunun yerine getirilmesi imkansız bir istek olduğunu, örgüt üyelerinin kendi denetimlerinde olmadığını, dağlarda ve silahlı olduklarını söyledi.

 

Yonca Bayrak, 29.10.2007

 

 

IRAK HEYETİ

 

Terörle mücadele konusunda çözüm önerilerini iletmek üzere Ankara'ya gelen Irak Heyeti, temaslarını tamamlayarak Türkiye'den ayrıldı.

Türkiye, terör örgütü PKK ile mücadelede önerilerini yeterli bulmadığı, Irak'tan 153 teröristin iadesini istedi.

Somut öneriler sunacağı beklenen Irak heyeti, koordinasyon mekanizmasının yeniden kurulması, siyasi görüşmelerin yanı sıra askeri alanda da görüşmeler yapılması, sınır güvenliğinin koalisyon güçleriyle birlikte sağlanması gibi teklifleri gündeme getirdi.

Irak'lı yetkililer kayıp Türk askerlerinin Irak topraklarında bulunmaları durumunda Türkiye'ye verileceğini de belirtti. Ancak, Türkiye bu önerileri yeterli bulmadı.

Görüşmelerin ardından Dışişleri Bakanlığı, PKK terör örgütü ile mücadele için Irak'ın önerilerinin uzun zaman gerektirdiğini, Türkiye'nin ise acil eylem beklediği açıklamasını yaptı.

Dışişleri Bakanlığı Irak'tan terör örgütüyle mücadelede acil ve kararlı adım beklendiğini bir kez daha vurguladı.

Türkiye, Irak'tan, aralarında terör örgütü elebaşılarının da bulunduğu 153 kişinin iadesini istedi.

Yonca Bayrak, 28.10.2007

 

 

ABD'NİN 29 EKİM KUTLAMASI

 

Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulduğu 29 Ekim gününün Amerika Birleşik Devletleri'nde kutlanması için Amerikan Temsilciler Meclisi'ne bir karar tasarısı sunuldu.

Tasarı, Cumhuriyetçi ve Demokrat partiden 5 milletvekili tarafından sunuldu. Edinilen bilgiye göre 23 Ekim tarihinde sunulan tasarıya şu ana kadar 21 milletvekili destek verdi.

Tasarıyı destekleyenler arasında, kongredeki Türk dostluk grubunun kurucu milletvekillerinden Robert Wexler'ın yanı sıra Ermeni tasarısını destekleyen Sheila Jackson Lee gibi milletvekillerinin yer aldığı görüldü.

Önce Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi'nde görüşülecek tasarıda, Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri'nin yarım yüzyıldan fazla zamandır yakın dost ve müttefik oldukları, Türkiye'nin Afganistan'da önemli rol oynamayı sürdürdüğü ve Irak'ta Amerikan güçlerine lojistik destek sağlanmasında "hayati rol oynadığı" belirtildi.

Tasarıda ayrıca "Temsilciler Meclisi, Türkiye'nin, Amerika Birleşik Devletleri'nin en önemli stratejik ortaklarından biri olduğunu tanıyor. Türk hükümeti ve halkını, bölgede demokrasisini güçlendirerek bir istikrar kaynağı olmasını takdir ediyor. Türkiye'nin küresel terörizme karşı çabalarını takdirini ifade ediyor. Cumhuriyeti kutlayan Türk hükümeti ve halkını tebrik ediyor" ifadeleri kullanıldı.

 

Yonca Bayrak, 26.10.2006

SÖZDE SOYKIRIM

Ahmedinejad'ın programında "sözde soykırım" anıtına fidan dikilmesi vardı.

Ekonomik ilişkilerin ele alındığı Ermenistan ziyareti sırasında 1915 olaylarını "soykırım" olarak adlandırmamaya özen gösteren Ahmedinejad, ziyaret programının ikinci gününü iptal etti.

Ahmedinejad'ın ziyaret programında Ermeni Parlamentosu'na hitaben konuşma ve Erivan'daki sözde soykırım anıtına fidan dikilmesi programı bulunuyordu.

Ermenistan ya da İran tarafından henüz konuya ilişkin bir açıklama gelmedi.

Yonca Bayrak, 23.10.2007

 

 

ABD KUZEY IRAK'TA PKK'YA MUDAHALE EDECEKMİŞ

 

Amerika Birleşik Devletleri'nde yayımlanan Chicago Tribune gazetesi Bush yönetiminin, Irak'ın kuzeyinde yuvalanan terör örgütü PKK'ya karşı hava saldırısı düzenlemeyi düşündüğünü yazdı.

Gazetenin haberine göre, Amerikan Başkanı Bush, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile bir telefon görüşmesi yaptı.

Görüşmeye tanık olan yetkili, Bush'un Abdullah Gül'e, Washington'un, bölücü terör örgütünün saldırılarını durdurmak için diplomasi dışındaki seçenekleri ciddi olarak değerlendirdiğini iletti.

Yetkili, artık aynı sözleri tekrarlamak yerine bir şey yapılması gerektiğini söyledi.

Gazete, yetkililere dayanarak, terör örgütüne karşı Amerikan askerlerinin kara harekatının son seçenek olduğunu ilk aşamada bölücü terör örgütünün yuvalarına hava saldırısı düzenlenmesinin düşünüldüğünü yazdı.

Gazete, hava saldırısının, Irak hava sahasının Amerikan kontrolünde olması imkanından yararlanılarak savaş uçakları ile düzenlenmesinin planlandığını kaydetti.

Gazeteye bilgi veren yetkili, Türkiye'nin Irak'ın kuzeyine girmesi yerine, Amerikan yönetiminin harekete geçmesinin, bölgedeki istikrarsızlık endişesinin giderilmesi açısından, daha az riskli olduğunu kaydetti.

Yonca Bayrak, 23.10.2007

 

 

SINIRÖTESİ OPERASYON

 

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Türkiye'nin terörle mücadelede ödeyecek bedelinin artık kalmadığını söyleyerek, hükümeti sınır ötesi operasyon için derhal harekete geçmeye çağırdı.

Bahçeli, "Daha kaç şehit vermemiz gerekli? Şimdi bedel ödeme değil ödettirme zamanıdır" dedi.

Devlet Bahçeli, partisinin Meclis grup toplantısında, hükümeti, terörle mücadele için toplum desteğini de arkasına alarak derhal hareket geçmeye çağırdı.

Bahçeli, "Bir harekatın yapılabilmesi için daha ne kadar şehit vermek gerekmektedir? Bunun hükümet nezdinde ve AKP zihniyetinde bir sınırı var mıdır? Bizim ödeyeceğimiz bir bedel artık kalmamıştır. Şimdi bu bedeli ödemek sırası başkalarındadır. Şimdi bedel ödeme zamanı değil bedel ödettirme zamanıdır." diye konuştu.

Halka Sağduyu Çağrısı
Halka da tahrik ve tacizlere karşın itidal ve sağduyu çağrısı yapan Bahçeli, terör örgütünün yönetiminin İmralı'dan çıktığını söyledi.

Devlet Bahçeli, "Ülkemizdeki bölücülük ve terörün elebaşı artık Barzani denen çete reisidir. Türklere 'bir kedisini bile vermeyeceğini' zırvalayan zihniyete Türk milleti ile alay etmenin ne demek olduğu ayrıca hatırlatılmalıdır." dedi.

 

İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, Ermenistan'a yaptığı ziyareti yarıda keserek ülkesine döndü.

Yonca Bayrak, 23.10.2007

 

ZOR GELEN KINAMA

AB ve NATO'dan Geciken Kınama
Avrupa Birliği ve NATO, Hakkari'deki son terör saldırılarını gecikmeli de olsa kınadı.

Avrupa Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn'in sözcüsü Krisztina Nagy, Birlik'in Türkiye'deki terör saldırılarını kınadığını açıkladı.

Nagy, Türkiye'nin konu hakkında Iraklı yetkililerle işbirliği yapması yönündeki Komisyon görüşünü tekrarladı.

NATO da bir açıklama yayınlayarak, saldırıyı kınadı.

Avrupa Birliği'nin, son saldırının üzerinden bir günden fazla bir süre geçmesine rağmen, sadece sorulan bir soru nedeniyle saldırıyı kınaması dikkat çekti.

Almanya ve Belçika'dan da Kınama
Hain saldırıları kınayan Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier de hükümet adına yaptığı açıklamada, şehit edilen askerlerin yakınlarıyla, Türk devletine başsağlığı diledi.

Steinmeier, Türkiye ve Irak'ın ortak bir güvenlik anlaşması imzaladığını hatırlatarak, tarafların sözkonusu anlaşmadan doğan sorumlulukları yerine getirmeleri gerektiğini bildirdi.

Belçika Savunma Bakanı Andre Flahaut, Türk ordusunun Irak'ın kuzeyine girme olasılığından ve Türkiye-Irak sınırındaki gelişmelerden "endişe" duyduğunu söyledi.

Belçika'nın terörizmle ortak mücadelede "genel pasif tavrı", Ankara ve diğer bazı başkentler tarafından uzun yıllardır eleştiriliyor.

 

Yonca Bayrak, 22.10.2007

İRAN'DAN TÜRKİYE İLE IRAK'A DİYALOG ÇAĞRISI

Bölücü terör örgütüne karşı Türkiye'nin Irak'ın kuzeyine yapacağı askeri müdahaleyi desteklediği iddialarını yalanlayan İran, iki ülkeye diyalog çağrısında bulundu.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Muhammed Ali Hüseyni, ülkesinin Türkiye ile Irak arasındaki sorunun çözümünde, diplomasi yöntemlerinin kullanılmasından yana olduğunu söyledi.

Sözcü, terörist gruplara karşı mücadele edilmesini savunmakla birlikte, bölgede gerilimi artıracak her türlü girişimin Irak'ın kuzeyindeki durumu daha da zorlaştıracağına inandıklarını belirtti.

 

Yonca Bayrak, 21.10.2007

 

IRAK PARLAMENTOSU

 

Irak Parlamentosu, Türkiye'nin Irak'ın kuzeyine operasyon düzenleme ihtimalini reddden karar tasarısını kabul etti.

Tasarı Parlamento'nun 275 üyesinden 184'ünün oyuyla kabul edildi.

Kararda, "Parlamento, sorunun çözümü için güç kullanma ihtimalini, ikili ilişkilerin gelişmesine yardımcı olmayacağını düşünerek reddeder." denildi.

 

Yonca Bayrak, 21.10.2007

 

ELEKTİRİK ZAMMI GELİYOR

Enerji ve ekonomi bürokratlarının yarın (21.09.2007) yapacağı toplantıda belirlenecek zam oranı, öneri olarak Bakanlar Kurulu'na sunulacak.

Enerji Zirvesi'nde elektrik zammı da görüşülmüş, ancak oran konusunda bir değerlendirme yapılmamıştı.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler, kurumlar bazında hesaplamaların yapıldığını, ancak açıklanacak hale gelmediğini bildirmişti.

Elektrik fiyatlarına yapılacak olası zam ile ilgili olarak yarın (21.09.2007) bürokratların katılımıyla teknik bir toplantı daha düzenlenecek.

Toplantıda belirlenecek zam oranı, öneri olarak Bakanlar Kurulu'na sunulacak.

TEDAŞ yetkililerinin, Enerji Zirvesi'nde yüzde 14-15 düzeyinde bir zam yapılması halinde 2008 yılını zarar etmeden kapatabileceklerini ifade ettikleri öğrenildi.

 

Yonca Bayrak, 20.09.2007

AVRUPA ORTAK PARA BİRİMİ AVRO, AMERİKAN DOLARI KARŞISINDA DEĞER KAZANMAYA DEVAM EDİYOR

Amerikan Merkez Bankası'nın faiz oranlarında beklenenin üzerinde indirim yapmasının uluslararası piyasalardaki etkisi sürüyor.

Dolar avro paritesi 1,40 ile yeni bir rekor kırdı.

Dolar avro paritesi, dün (19.09.2007) 1,39 seviyesinde seyretmişti.

Avrupa borsaları güne düşüşle başladı.

Londra borsasında 0.11, Paris borsasında 0.76 ve Frankfurt borsasında 0.28 düşüş yaşandı.

Asya borsalarında ise yükseliş eğilimi sürüyor.

Asya borsalarında petrol ise 82 doların altında işlem görüyor.

 

Yonca Bayrak, 20.09.2007

 

FİSKOBİRLİK 2007 YILI ÜRÜNÜ FINDIK BEDELLERİNİ ÖDEMEYE BAŞLADI.

Birlik, ilk etapta, Toprak Mahsulleri Ofisi'ne sattığı 800 ton fındıktan elde ettiği geliri üreticiye dağıtacak.

Fiskobirlik Yönetim Kurulu Başkanı Yaşar Pamuk, fındığın piyasada gerçek değerine ulaşması için Toprak Mahsulleri Ofisi'yle birlikte hareket ettiklerinin altını çizdi.

Birkaç yıldır finansman sıkıntısı yaşayan Fiskobirlik, üreticiye olan 2005 yılı borcunu banka kredisi kullanarak kapatmıştı. Birliğin, 2006 yılından üreticiye 130 milyon YTL borcu bulunuyor.

Birlik, bankalara ve üreticiye olan borcunu, stoklarında bulunan ve önceki yıllardan kalan 80 bin ton fındığı Toprak Mahsulleri Ofisi'ne satarak kapatmayı planlıyor.

 

Yonca Bayrak, 20.09.2007

 

AZERBAYCAN GEBELE RADAR ÜSSÜ

Rusya'ya kiralanan Azerbaycan'daki Gebele radar üssünün Amerika Birleşik Devletleri ile ortak kullanımı konusundaki görüşmeler, Bakü'de sürüyor.

Bu çerçevede, 3 ülkeden uzmanlar, üste incelemelerde bulundu.

Amerikan heyetine başkanlık eden Savunma Bakanlığı Füze Savunma Ajansı (DMA) Direktör Yardımcısı Tuğgeneral Patrik Onelli, Rusya'nın Gebele Üssü'nü birlikte kullanma önerisi nedeniyle, üssün teknik özelliklerini görmeyi amaçladıklarını belirtti.

Onelli, üssün birlikte kullanımıyla ilgili konunun, Rus tarafıyla 10 Ekim'de Moskova'da yapılacak ikili görüşmelerde ele alınacağını söyledi.

Rus heyeti başkanı Hava ve Füze Kuvvetleri Komutan Yardımcısı Tümgeneral Aleksandr Yakuşin de, Amerikan tarafına üssün imkanlarını tam olarak anlatmak için çalıştıklarını söyledi.

Gözlemcilere göre Rusya, bu ziyaretle İran'ın füze ve uçak hareketlerinin Gebele'den izlenebileceğini ve Amerika Birleşik devletleri'nin, bölgeye yakın başka bir ülkede füze savunma sistemi kurmasına gerek olmadığını göstermeyi amaçlıyor.

Yonca Bayrak, 19.09.2007

KEMOTERAPİ İLAÇLARININ YAN ETKİSİNİ KINA ORTADAN KALDIRIYOR

Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi'nde yapılan bir çalışmada, meme ve bağırsak kanseri tedavisinde kullanılan bazı ilaçların yan etkisi olarak meydana gelen el ve ayak yaraları kına ile tedavi ediliyor.

OMÜ Tıp Fakültesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi İç Hastalıkları ve Tıbbı Onkoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. İdris Yücel, AA muhabirine yaptığı açıklamada, meme ve kalın bağırsak kanseri tedavisinde kullanılan fluoropirimidin grubu ilaçların yan etkisi olan el ve ayak yaralarını kına ile tedavi ettiklerini söyledi.

Kanser hastalarının tedavisinde kullandıkları kemoterapi ilaçlarının bazılarının hastalar üzerinde yan etki meydana getirdiğinin bilindiğini belirten Yücel, şunları kaydetti: "Meme ve kalın bağırsak tedavisinde etkili ve önemli olan fluoropirimidin grubu ilaçları kullanıyoruz. Bu ilaçlar hastaların üçte birinde el ve ayak yaralarının oluşmasına neden oluyor. Hastalar ayaklarının üzerine basamaz, elleriyle de herhangi bir cisim tutamaz hale geliyor. Hekimler ise tek çözüm olarak ya ilacın dozunu azaltıyor ya da ilacı kesiyor. Böyle olunca da kanser tedavisi yarım kalmış oluyor."

Yaklaşık 9 ay boyunca el ve ayaklarında yara meydana gelen 20 hastaya kına yakarak yaralarını iyileştirdiklerini kaydeden Yücel, bu süre içinde hastaların ilaçlarını da düzenli olarak verdiklerini ifade etti.

Uygulamayı tesadüfen ortaya çıkardıklarını belirten Yücel, şunları söyledi: "Tedavi için bir kadın hastam geldi. Kullandığımız ilaçların yan etkisi olarak ayaklarında yaralar çıktığını ve kendisine bir daha ilaç verilmemesini istedi. Elinde olup olmadığına baktım. Kınalı olan ellerinde yara yoktu. Normal şartlarda elinde de olması gerekiyordu. Hemen ayaklarına da kına yakmasını istedim. 3 hafta sonra geldiğinde hastamın ayaklarında da yara yoktu. Böylece düzenli olarak bu şekilde olan bütün hastalarımızın ellerine ve ayaklarına kına yaktık. Kına olduğu sürece el ve ayaklarda yara olmadığını gözlemledik. Böylece uyguladığımız fluoropirimidin grubu ilaçları vermeye devam ettik. Yaptığımız çalışmada kınanın kanserli hastaların tedavisinde kullanılabileceğini de bilimsel olarak ispatladık."

Latince ismi "lawsonia inermis" olan kına, Kuzey Afrika, Orta Doğu ve Hindistan gibi yörelerde yetiştirilen odunsu bir bitkiden elde ediliyor.

Doğal saç boyaları arasında en fazla bilinenlerin başında gelen kına, ülkemizde de bazı yörelerimizde yaygın olarak el ve ayaklara "yakılıyor".

 

Yonca Bayrak, 19.09.2007

 

YENİ ANAYASA TASLAĞI

 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, saat 15.00'te yeni Anayasa çalışmalarıyla ilgili basın toplantısı düzenleyecek.

Başbakan Erdoğan'ın AK Parti Genel Merkezi'nde düzenleyeceği basın toplantısında, çalışmaları süren yeni anayasa taslağına ilişkin değerlendirmelerde bulunması bekleniyor.

 

Yonca Bayrak, 19.09.2007

 

DÜNYANIN EN KİRLİ KENTLERİ

 

 

Amerikan bağımsız çevre kuruluşu Blacksmith Institute, sakinlerinin yaşamlarının tehlikede olduğu dünyanın en kirli 10 kentinin listesini yayınladı. Listede Rusya, Çin ve Hindistan'dan ikişer kent bulunurken, Çernobil kirliliği ile en korkutan kent oldu.

Eski Sovyet cumhuriyetleri ile Rusya, Çin ve Hindistan'ın yanı sıra Peru ile Zambiya'dan da yerleşim bölgelerinin bulunduğu listenin yer aldığı raporda, 12 milyon kadar insanın, özellikle kimya, metal ve maden endüstrisinin neden olduğu ciddi boyutlardaki çevre kirliliğinden olumsuz etkilendiği belirtildi.

Kronik hastalıklar ve prematüre doğumların çevre kirliliğinin muhtemel yan etkileri olarak belirtildiği rapordaki en kirli kentler listesi İngilizce alfabetik sıraya göre yapıldı.

Çevre kirliğinden en kötü etkilenen 10 kent ve olumsuz etkilenen kişi sayısı şöyle:

Sumgayıt, Azerbaycan (275 bin kişi) Linfen, Çin (3 milyon kişi) Tianying, Çin (140 bin kişi) Sukinda, Hindistan (2,6 milyon kişi) Vapi, Hindistan (71 bin kişi) La Oroya , Peru (35 bin kişi) Dzerzhinsk, Rusya (300 bin kişi) Norilsk, Rusya (134 bin kişi) Çernobil, Ukrayna (5,5 milyon kişi) Kabwe, Zambia (255 bin kişi)

Raporda, Çin'in Tianying kentindeki geniş çaplı kurşun üretimi yüzünden 140 bin kişinin kurşun zehirlenmesi tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğu, Hindistan'ın Sukinda kentinde kontrolsüz işletilen 12 madenin su kaynaklarına tehlikeli kimyasallar bıraktığı belirtildi.

Azerbaycan'ın Sumgayıt kentinde de eski Sovyet sanayi tesislerinin çevreyi endüstriyel atıklar ve ağır metallerle kirlettiği belirtilen raporda, Sumgayıt'taki kanser vakaları oranının ulusal ortalamadan yüzde 51 fazla olduğu, genetik mutasyon ile sakat ve ölü doğumların yaygın olduğu vurgulandı.

 

Yonca Bayrak, 18.09.2007

 

JAPON İŞADAMLARI TÜRKİYE'DE YATIRIM YAPACAK

 

Japonya Ticaret ve Sanayi Odası (JCCI) Başkanı Nobuo Yamaguchi ve Japon iş adamlarından oluşan bir heyet, 26-29 Eylül 2007 tarihleri arasında, iş dünyası ile çeşitli temaslarda bulunmak üzere Türkiye'yi ziyaret edecek.

Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu'ndan (DEİK) yapılan yazılı açıklamada, Türk-Japon İş Konseyi tarafından İstanbul'da ağırlanacak olan Japonya Ticaret ve Sanayi Odası'nın, Japon iş dünyasının yatırım potansiyeli açısından ilgi gösterdiği bölge ve ülkelerde yerinde inceleme yapmak ve görüş alış verişinde bulunmak amacıyla yılda bir kez gerçekleştirdiği ülke incelemeleri kapsamında bu yıl ilk defa Türkiye'yi ziyaret edeceği bildirildi.

Açıklamada, söz konusu ziyaret kapsamında Türkiye'ye daha fazla Japon yatırımı için atılması gereken adımların görüşüleceği, DEİK'in Japon heyete Türkiye'deki iş ve yatırım ortamını özetleyen sunumlar gerçekleştireceği kaydedildi.

 

Yonca Bayrak, 18.09.2007

 

KIRSAL İŞSİZLİK ARTTI

Türkiye'de Haziran 2007 dönemi itibarıyla işsizlik oranı, yüzde 8.8 olarak hesaplandı.

Bu yıl işsiz sayısı geçen yılın aynı dönemine göre 40 bin kişi artarak 2 milyon 285 bin kişi oldu.

İşsizlik oranı kentte azalırken, kırsalda arttı.

Türkiye İstatistik Kurumu, üçer aylık dönemler itibarıyla her ay duyurduğu Hanehalkı İşgücü Anketinin, "Mayıs-Haziran-Temmuz 2007" dönemine ait sonuçlarını açıkladı.

Türkiye genelinde işsiz sayısı geçen yılın aynı dönemine göre 40 bin kişi artarak 2 milyon 285 bin kişiye yükseldi.

İşsizlik oranı kentlerde yüzde 11.1, kırsal kesimde yüzde 5.5 olarak belirlendi.

İşsizlik oranı ise 2006'nın aynı dönemine göre değişmedi ve bu yıl da Haziran döneminde yüzde 8.8 seviyesinde gerçekleşti.

Ankete göre, İstihdam edilenlerin yüzde 57.2'si ücretli, maaşlı ve yevmiyeli, yüzde 27.5'i kendi hesabına ve işveren, yüzde 15.3'ü ücretsiz aile işçisi konumunda.

İstihdam edilenlerin yüzde 3'ünün de ek bir işi bulunuyor.

 

Yonca Bayrak, 18.09.2007

 

 

PROTESTAN SENDROMU VE ESKİ MİLLİ GÖRÜŞÇÜLER

Eski Milli Görüşçülerle, protestanların ve özellikle protestan sendromunun ne alakası var demeyiniz!!! Bilakis pek çok benzerlik var. Bu konunun anlaşılması için biraz açmak istiyorum.

İlk kez Amerika'da ortaya çıkan bu sendrom 1960'lı yıllarda görüldü. Sizin de bildiğiniz gibi Amerika Birleşik Devletler başkanları biri hariç (Kenedy) protestandılar. Ve yine ABD'de üst düzey kamu yönetiminde neredeyse bir protestan tekeli vardı. Katoliklerden de üst düzey kamu yönetiminde görev almak isteyenler oldu. Fakat önerilen çok ilginç bir teklifti; protestan olacaklardı!!!(Evanjelik Calvinist…)

Bazıları bu teklifi kabul ettiler. Yani inandıkları bütün dini temel esasları, görüşlerini bir kenara koydular. Bir anda bütün değer sistemleri değişti. Önce sakallar gitti, sonra kiliselerin adresleri değişti. O güne kadar öğrendikleri bütün değerlerin aslında yanlış olduğunu düşündüler. Bazıları buna ruhen inanmadı ama inanıyormuş gibi gözüktüler. Hatta Katolik kayıtlarından, kütüklerinden, nüfuslarından çıkarılmayı göze aldılar. İşte bu büyük bedellerin sonunda pekçoğunun kimyaları bozuldu. Ruh yapıları sarsıldı. Uyku düzenlerini kaybettiler. Çok garip ama peşinden cinselliklerini. Sonra …………. Sonrası çok vahim.

Uzman psikologlar, ruh bilimciler, nörologlar bu vakkaya Protestan Sendromu dediler.

İşte ABD'de 60'lı yıllarda ortaya çıkan protestan sendromu acaba ülkemizde de ortaya çıkacak mı? Benzerlikler çok fazla neredeyse herşey birebir uyuyor.

Türkiyedeki eski Milli Görüşçüler aynı yolda ilerliyorlar. Bir insan 45-50 yaşına kadar inandığı tüm değerlere bir anda ters dönüp küfretmeye başlarsa aklı başında olan herkes şunları düşünür:

1) Ya bu insanlar GERİZEKALIDIR çünkü hatalı olduklarını ancak 50 yaşında anlayabilmişlerdir. Ve bunlar birkaç kişi değil pekçok kişidirler. Bildiğiniz gibi tıpta bazı hastalıklar genetiktir. Babadan, anneden ve atadan miras alınan hastalıklar vardır (şizofreni gibi). O halde 50 yaşından sonra fikir değiştiren, görüş değiştiren bütün inandığı değerlere sırt çeviren bu insanların gelecekteki nesillerine de sorumluluk verilemez.

2) Ya da bu insanlar takiyye yapıyordurlar. Hani liderleri dedi ya “Musa Firavun'un sarayında yaşadı ama Firavun olmadı”. Eski fikir ve görüşlerinden hiçbirşey kaybetmemişler fakat modaya uyup Milli Görüş gömleğini çıkartarak Bilderberg Gömleğini giymişlerdir. Ama bunun pek inanılır tarafı yok; girdikleri yer Firavun'un sarayı ama onlar Hz. Musa değil!!!

Protestanlarla benzerlikleri çok fazla hatta şu an Dışişleri Bakanı olan Sayın Abdullah Gül 3 Kasım seçimlerinden önce seçim meydanlarında “Biz Anadolu WASP'çısıyız demiyormuydu? Allah kaderlerini benzetmesin. Çünkü pekçok belediye başkanı ve bazı milletvekilleri bir zamanlar (peygamberin sünneti) dedikleri olmazsa olmaz dedikleri sakalları kestiler. Hatta bazıları (yaşı ilerlemiş olanlar) saçları boyattılar çok komik ama bıyıkları kestiler. Duyduğumuza göre boşanma davaları da açılmaya başlanmış. Durum vahim ABD'de bunalıma girenler psikiyatristlere gider. İşin kötü tarafı Türkiye'de (adama deli derler) diye doktora da gidilmiyor!!!

ALLAH kolaylık versin. ALLAH beterinden saklasın.

Son Söz: Karga kekliği taklit ederken kendi yürüyüşünü unutur.

Oya Alpan , 22.02.2004


Şu Günlerde Türkeş'i Yıpratma Çalışmalarının Yapılması, Demokrat Partinin Yeniden Kurulması Nedeniyle Bazı Gerçekleri Vurgulamak İçin Aşağıdaki Yazıyı Yazmam Gerekti. Oya Alpan

TÜRKEŞ MENDERES'İN İDAMINA KARŞIYDI

Büyük TÜRK MİLLETİ her zaman kendine yakışır evlatlar yani Aslan'lar yetiştirmiştir. Bu KOCA TÜRK, bu büyük insan şüphesiz Rahmetli ALPARSLAN TÜRKEŞ'tir.

Rahmetli TÜRKEŞ birtakım kendini bilmez, Dönme, Devşirme, Mason, Kominist, Satanist tarafından iftiraya maruz kalmıştır. Bu iftira “Merhum Adnan Menderes'in asılmasında rolü olduğudur”.

Oysa bu bir iftiradır. Büyük Başbuğ, KOCA TÜRK, ALPARSLAN TÜRKEŞ idamlara sonuna kadar karşı olduğu gibi o sırada kendisini yurtdışına süren, 13 Kasım hareketini yapanlarla da mücadele ediyordu.

ARTIK HİÇBİRŞEY GİZLİ KALMAYACAK!!!

İşte CEMAL GÜRSEL'E HİNDİSTAN'DAN yazdığı mektubun tam metni. İşte iftiraya TOKAT gibi gelecek bir belge.

Orgeneralim,

Size asla yazmak niyetinde değil idim. Fakat bugün memleketin yüksek menfaatleri bakımından bazı hususların dikkatinize sunulması zaruri oldu. Şöyle ki:

Yüksek Adalet Divanı birkaç güne kadar eski iktidar mensupşarı hakkında hükmünü verecektir. Adaletin hükmüne müdahele etmemek ve daima hürmetkar bulunmak şarttır. Ancak, hükümlerin infazı yurtta mevcut durumun nezaketi göz önüne getirilince ayrıca incelenmeye değer görülmüştür.

Yüksek Adalet Divanı'nın vereceği cezalar içinde idam hükümleri mevcut bulunduğu takdirde bunların tadil edilerek hafifletilmek cihetine gidilmesi çok faydalı olacaktır. Çünkü:

a) İdam cezalarını infazı 13 Kasım'dan beri atılan çok hatalı adımlar dolayısı ile memlekette meydana gelmiş olan huzursuzluğu daha çok artıracaktır.

b) Ölüm cezalarının infazı, yurt dışında Milletimiz ve Devletimiz aleyhinde tepkilere yol açacaktır.

c) Ölüm cezalarının infazı halinde; Milletimizi bölen kin ve garaz duyguları şiddetlenecek ve 27 Mayıs'ın amacı olan Milli Birlik ruhunun geliştirilmesi güçleşecektir.

ç) Yukarıda sıralanan mahzurlarına karşılık, cezaların infazı ile memlekete sağlanacak hiçbir fayda yoktur.

Esasen siyasi suçlardan dolayı, ölüm cezaları verilmesi, bugünün insanlık duygularına uymamaktadır.

Buraya kadar sıralanan mütalaalara ilaveten, hukuk bakımından da şu hususların incelenmesi lüzumludur.

1) Yüksek Adalet Divanı'nın vereceği idam kararlarının nihai incelemesi, bununla ilgili kanunun yürürlüğe girdiği tarihte tek meşru yasama organı bulunan 27 MAYIS MİLLİ BİRLİK KOMİTESİ' ne ait idi.

2) Bugün ise, yasama organı yalnız başına 13 Kasım komitesi değil, Temsilciler Meclisi ile birlikte komiteden meydana gelen Kurucu Meclis'tir.

3) Türk Anayasasına göre, idam hükümlerinin nihai incelenmesi, yasama organlarına aittir. Şu halde, bugün Yüksek Divanın vereceği idam kararlarının yalnız 13 KASIM KOMİTESİ'nce incelenmesi hukuki ve meşru olamaz.

Aksi halde, millet ve tarih önünde sorumlu olacağınızı hatırlatırım.

Saygılarımla.”

Alparslan Türkeş 

Yeni Delhi – HİNDİSTAN

7 Eylül 1961

İşte sayın okuyucular: KOCA TÜRK ALPARSLAN TÜRKEŞ'in CEMAL GÜRSEL'e yazdığı belgenin orjinali. Zaten bu idamlar olduğunda Rahmetli TÜRKEŞ bırakın burada olmayı 13 Kasımcılar tarafından Hindistan'a sürgüne gönderilmişti.

Bu belgeyi Dönmeler, Devşirmeler, Masonlar, Koministler, Satanistler dönüp dönüp okusunlar.

“Güneş balçıkla sıvanmaz, sonra Takke düşer Kel görünüverir”.

Oya Alpan

 


Dersimiz Milliyetçilik: XXX, Millet: Bir 'Büyük Aile': 3
Durmuş Hocaoğlu

Yeniçağ Gazetesi / 18.05.2007 Cuma

Millet, hakîkaten bir Büyük Âile; lâkin, nasıl kurulur bu bağ? Kolay bir suâl olmasa gerek. Renan, mezkûr eserinde, "ırk, dil, din, menfaat birliği ve coğrafya"yı ele alarak [Bölüm: II] bunların herbirisinin bu (büyük) âilenin teşekkülünde payları bulunmakla berâber tek başlarına yeterli olmadıklarını ileri sürmekte ve asıl faktörü, bir önceki yazımızda aktardığımız son cümlesinden hemen bir sonrasındakindeki şu ifâdeyle hulâsa etmektedir. "Demek oluyor ki bir millet, birlikte katlanılan ve katlanmaya hazır bulunulan fedakârlıklar duygusunun yarattığı büyük bir karşılıklı bağ­lılıktır."

 

Şöyle de diyebiliriz, ezcümle: Bu Büyük Âile, birçok karmaşık bağın te'sis ettiği bir organik ve vital konstrüksiyondur ve bu "birçok bağ" da esas olarak ortak birtakım "şeyler" üzerine müesses büyük hissiyatlar ve tasavvurlar ile teşekkül etmektedir. İşbu ortak birtakım "şeyler"e daha sonra kısaca temas edeceğiz, ancak şu "âile" üzerinde birkaç cümlecik ile duralım.

 

Millet'in "âile"ye teşbîhi büyük bir ehemmiyet arzetmektedir: "Birlikte katlanılan ve katlanmaya hazır bulunulan fedakârlıklar duygusu"nu, daha da ileriye götürüp, "birlikte yaşanmış bir mâzî, birlikte yaşanacak bir istikbâl, birlikte var-olmak, birlikte ölmek" de eklenerek en ileri haddine götürdüğümüzde, bütün bu birlikteliklerin en yüksek şekline ancak "âile"de ulaşabildiğini farkederiz. Âile, yâni kan bağı, kardeşlik, aynı dil, aynı din, aynı hava, aynı su, aynı ekmek, aynı dost, aynı düşman, aynı sevinç, aynı keder, yâni bütün bir hayâtı hep birlikte, hep berâber yaşamak, bütün bir geleceği hep birlikte, hep berâber tasavvur etmek; hep birlikte, hep berâber sevinmek ve yerinmek, geçmişi, hâli ve geleceği hep birlikte, hep berâber kucaklamak: İşte âile", bütün bunları sağlayan, sun'i değil tabiî ve fıtrî, organik ve vital bağdır! Niçin ağlarsa anamız ağlar, gayrisi yalan ağlar; niçin babalar evlâdını evden kovmuş bile olsa her ân çıkıp gelmesini gizli gizli bekleyerek kapıyı açık tutar; niçin kardeş kardeşe son kertede – kerhen de olsa – arka çıkar ve niçin ateş düştüğü yeri yakar da eldeki yara duvardaki deliktir ve ilââhir "niçin"ler... Ciltler dolusu kitaba ne hâcet: Âileyiz de ondan! Bu kadar basit, yâni bu kadar sağlam.

 

Bunun için değil midir ki, en yüksek seviyedeki sağlamlığı hâiz müessesevî bağ için "âile" ve en yüksek seviyedeki sağlamlığı hâiz birlik duygusu için "kardeş" teşbîhi kullanılır; din tarafından bile: "Şüphesiz bütün mü'minler kardeştir" [ "İnneme'l-mu'mîne ıhwetun" (Hucurat: 10)] âyetinde olduğu gibi"; çünkü hiçbir bağ, âile ve kardeşlik bağından daha kuvvetli değildir de ondan. 

 

***

 

Ancak, bir soru mühim: Bu "Büyük Âile'de "dil"in yeri nedir?

 

Von Mises, 1919 tarihli Millet, Devlet ve Ekonomi' sinde [*] , Millet ve Milliyet kavramlarının, (bugün) bizim anladığımız mânâsının nisbeten yeni olduğunu, kelimenin çok eski olup Latince'den geldiğini ve bütün modern dillere erkence yayılmış bulunduğunu ve bilhassa onsekizinci asrın ikinci yarısından îtibâren bugünkü mânâsına gelmeye başladığını, adım-adım gelişerek artık günümüzde siyâsî düşüncenin merkezî kavramları hâline geldiğini, bir kelime ve kavram olarak, 'millet'in, tamâmiyle siyâsî ve felsefî ferdiyetçiliğin idealler küresine âit olduğunu ve modern demokratik hayat için de büyük bir ehemmiyet kazandığını; bir millete âit olmak için belirli bir devletin vatandaşı olmanın gerekmediğini, aksi hâlde de, bir devletin her vatandaşının da aynı millete mensub olamayacağını belirttikten sonra (s.34), milliyet kavramının devletten daha kullanışlı olduğunu, ırkın millet/milliyet için belirleyici olmadığını söylemekte ve sözü getirip milleti, Renan'ın aksine, "dil"e bağlayarak, Millet'i bir 'cemaat', bir "konuşma (dil) cemaati" olarak tanımlamakta (s.37), "dil cemaati, ilkin, orijininden bağımsız olarak etnik veya sosyal bir cemaatin netîcesidir ve kendisi belirli içtimâî münâsebetler yaratan yeni bir bağ olmuştur" demekte (s.38), ve aynı sayfada, bir misâl olarak "Alman"ı "Almanca düşünen ve konuşan kişi" olarak tanımlamaktadır.

 

[*] Ludwig von Mises., Nation, State, and Economy; Contributions to the Politics and History of Our Time ( Nation, Staat und Wirtschaft., 1919 )., Translated by Leland B. Yeager., New York University Press, 1983 (Online Ed.)

 


 

İLK ASKERİ DARBE

(Bu Belgeleri İlk Defa Yayınlıyorum)

 

Osmanlı'nın son dönemlerinde tartışmasız en güçlü kişi, ENVER PAŞA idi. İyisi ile, kötüsü ile Enver Paşa, bir döneme damgasını vurmuştur. Enver, aklıma her geldiğinde, Julius Sezar'ın o meşhur sözü aklıma gelir.

 

‘'Vay yenilenin Haline''

 

Sonuç itibarıyle, Enver Paşa'da yenildiği ve mağlup olduğu için kanaatimce, doğru anlaşılamamış olabilir. İşte ben size bugün, Osmanlı'da ilk darbeyi yapan, Enver Paşa'nın tebligatını yayınlıyorum.

 

 

Şimdi de bugünkü Türkçesini veriyorum

 

 

Kardeşlerim, yukarıda gördüğünüz belge orjinaldir. Ve ilk askeri darbenin belgesidir. Buradan nereye geleceğim; Türkiye Cumhuriyeti, 10- 15 yılda bir ya bir darbeye maruz kalıyor, yada muhtıra yiyiyor. Biz bunları hak etmiyoruz.

 

Enver Paşa, Babası Ahmet Bey, Kardeşi Nuri (Killigil)

 

Sizinde bildiğiniz gibi bu darbelerden de en çok milliyetçiler, vatanseverler etkileniyorlar. Sebebi her ne olursa olsun, bunlar iyi şeyler değil.

 

O halde böyle şeylere, zemin hazırlamamak için hepimize görevler düşüyor, memleket idaresine hırsıza, arsıza, işbirlikçiye, pazarlamacıya, peşmergeye, her türlü sataniste bırakmak istemiyorsan….

 

Ey Türk Gençliği

 

DEVLET'ine Sahip Çık

 

Oya ALPAN

 


OSMANLI'DA PARTİCİLİK

OSMANLI   İMPARATORLUĞUNU SAVAŞA GÖTÜRÜP PARÇALATAN

Bu satılmış 4 milletvekili, Osmanlı mebuslar meclisinde görev yapıyordu.

Bu hainleri sıra ile tanımak gerekirse

sol başta avukat EMANUEL KARASU, sağ başta Evronoszade RAHMİ (Aslan),

sol altta rum bulgar kırması YORGİ HONEOS,

sağ altta rum Selanik mebusu YORGAKİ ARTAS,

Bu dört vekili ortak noktası, İŞBİRLİKÇİ, PAZARLAMACI olmalarıydı.

Ecdadımız, gaflet uykusunda iken , şehit kanı ile sulanmış toprakları,

MEŞRUTİYET, HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ, İNSAN HAKLARI, İSTİBDAT

masalları ile bir güzel parçalattılar, böldüler.

Bir takım LİBOŞ yalakanın tıpkı bugün dediği gibi VER KURTUL- SAT KURTUL'un

gerçek fikir babaları bunlardır.

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİNE ENKAZ BIRAKAN

Şüphesiz bu satanistlerden en meşhuru EMANUEL KARASU'dur .

1898' de Abdülhamit Han'a ; bugünkü İsrail topraklarını içine alan

Kudüs Sancağını yani Çiftlikat-ı Hümayun'lar dan bir bölümünü

Osmanlı Devleti bütçesi kadar altın karşılığında satın almak

veya 99 sene müddetle kiralamak (Yap-İşlet-Devret) için gelen şerefsiz şahsiyettir.

Şimdi sıkı durun, EMANUEL KARASU'nun soyundan gelenler, süt ve süt ürünlerinde

dünya markası oldular. 2000'li yıllara kadar Türkiye Pazarına giremediler. Sonra bir holding ile anlaşıp, piyasaya girdiler. Bilin bakalım bu marka nedir???

Cevap veriyorum; DANONE

Geçenlerde bu yogurt markasını çocuklarda GERİ ZEKALILIK yaptığına dair söylentiler dolaştı durdu.

O kadar etkili olmuş kisatışlarında %35 gerileme olmuş. Bu konuda yazı yazan herkese dava açacaklarmış.

Şahsi kanaatim şu dur ki; ''Yeryüzündeki hiçbir yogurt ve süt ürünü GERİ ZEKALILIK yapmaz.

Çünkü yogurdu da, peyniri de TÜRKLER bulmuştur. Türk Milleti, en zeki millettir.''

Ben mümkün olduğunca yogurdu kendim yapıyorum. ( Benim yogurt yiyişim de farklıdır. )

Mümkün olduğunca yerli malı kullanmaya gayret ediyorum.

Lütfen sizde milli ekonomi için böyle yapınız. Şimdi size gerçekten geri zekalılık yapan bir şey söyleyeceğim,

İŞBİRLİKÇİLİK ve VATAN PAZARLAMASI

ne yazıkki bunun da tedavisi yok.....

İTTİHAT VE TERAKKİ MASONLARININ GİZLİ YEMİN TÖRENİ YAPTIKLARI SALON

 

 

 

 

 

 

 

 

 

MİTHAT ŞÜKRÜ (BLEDA) SELANİK’TEKİ EVİ

 

Ne yazıkki; İmparatorluğu kurtaracaklarını zaneden birkaç aklı evvel İttihat ve Terakki cemiyetini kurdular. Düşmanla emperyelizmle, siyonizmle uğraşacaklarına son büyük TÜRK Devleti ile uğraştılar. ( Aralarında birkaç iyi adam da vardı.) Sonra masonik yeminler, törenler amaçlarına da ulaştılar. İSTİBDAT bitmişti. Onlara göre, ÖZGÜRLÜK degelmişti. Bazı saflara göre, HALKLAR KARDEŞTİ. Gözlerini siyah örtü ile bağlatıp Selanik, sokaklarında dolaştırıldılar. Sonra gözlerini resim de gördüğünüz evde açtılar.

Bu ev MİTHAT ŞÜKRÜ Bey ( BLEDA ) in, Selanik'teki evidir. Bu fotografı ilk defa yayınlıyorum.

Bu evin içinde bayraklı zemin üzerinde Kuran-ı Kerim vardı. 3 kere öpülüp başa götürülürdü.

Bir elde masanın üzerindeki silahı tutardı. Aradan 4 yıl geçti, bir kısmı bayrağı, bir daha görmemek

üzere, başka memleketlere kaçtılar.

Bir kısmı da TÜRK ASKERİNE arkadan silah çektiler, kendi devletlerini kurdular.

Onların yüzünden Adriyatik'tan , Yemen'e , Filistin'den, Çanakkale'ye ne güneşler battı. Yüzbinlerce Türk Aslanı, kefensiz yattı.

Onun için TÜRK MİLLETİ uyuma, Her partinin peşinden gitme,

DEVLET'ine sahip çık.

Oya ALPAN


ERTESİ GÜN SENDROMU

Oya Alpan

 

Siyasetin hızlandığı bu günlerde önemli bir konuya gündeme getirmek istiyorum

 

Biliyorum ki her aday adyı ve aday bir sendrom veys bunalım yaşayacak. Bende buna bir isim buldum ‘ ERTESİ GÜN SENDROMU'i

 

Şimdi başlayalım;

 

Türkiye'nin nüfusu yaklaşık 70 milyon ve Millet Meclisine 550 milletvekili seçilecek. 22 Temmuz 2007 seçimlerine yaklaşık 20 parti katılacağını söylüyor. Basit bir yaklaşımla her parti 1 aday gösterse. ( Bağımsızlar hariç)

 

550 X 20 = 11.000 aday seçilmek için yarışacak

 

İşte esas problemde burada başlıyor, çünkü partilerde pek çok aday adayı başvuruyor. Ama sadece 550 kişi seçilecek.

 

Bugünkü verilere gören çok başvuru MHP ve AKAPA adlı partiye yapılmış. Yani neredeyse 35.000 kişiden bahsediyoruz. Aday adayı olmak isteyen 35000 kişi.

 

 

Kendi kanaatim pek çok aday adayının vekilliğe layık olduklarıdır. Buraya kadar her şey çok güzel. Sırayla şunlar olacak;

 

•  Aday adaylarının büyük çoğunluğu önce kendi iş, aile ve arkadaş çevresinde kulis yapacaklar, onların verdikleri gazla paraları yatırıp başvuru yapacaklar.

•  Bir kısım aday adayları ise nüfuslu tanıdıkları vasıtası ile parti içinde kulisler, yapacaklar, ziyaretler yapacaklar, hediyeler dağıtacaklar ve broşürler bastıracaklar v.b.

•  Başka bir grup aday adayı ise sırf çıkarları uğruna başvuru yapacak , ileride tayin yaptırmak, terfi etmek, hapise girmemek, ihale almak v.b

 

ÖYLE BÖYLE 4 HAZİRAN GELECEK

 

Küçük kıyamet kopmaya başlayacak. Birileri çok sevinecek, pek çok kişi ise sendrom yaşayacak. Sonuçta sıra ile şunlar olacak;

 

•  Birtakım aday adayı, kendini parti listesinin alt sıralarında görünce bunalıma girecek, Yaptığı onca kulisin, promosyonun işe yaramadığını anlayınca çok üzülecek. Hele birde tanıdıkları kendinden daha üst sırada listelerde yer almışsa hem söylenecek, hem bunalıma girecek

•  Bir kısım aday adayı ise parti listelerinde kendilerini hiç bulamayacaklar, işte bunların durumu çok fena. Listeleri yukarıdan aşağıya okuyacak ADI YOK , sonra aşağıdan yukarıya okuyacak ADI YOK. Ters çevirip okuyacak, ADI YİNE YOK. Başlayacak basır basır bağırmaya sağa sola iftira yağdıracak. Şakşakçılarıda onları teselli edecekler

Yok efendim, avanta istemişler, genel başkana yalakalık yapmışlar. Son anda

isimleri silinmiş …..

 

İŞTE BUNLARIN DURUMLARI ÇOK KÖTÜ

 

•  Başka bir grup aday adayı ise kendi kendine gelin güvey olanlar, hiç kimseye danışmadan memuriyetinden makamından istifa edenler, Bunların durumu tamamen FACİA olacak. Aynı kurumda çalıştığı, arkadaşlarının yanına döndüklerinde karizma yerlerde sürünecek.

•  Emekli paşa, emniyet müdürü, vali, savcı…..gibiler ise listelerde isimlerini göremeyince sudan çıkmış balığa dönecekler. Çünkü pek çoğu resmi hayatlarında halkı, milleti tanımıyorlardı. Onlar etraflarındaki küçük çembere inanmışlardı. EMRET KOMUTANIM, EMREDERSİNİZ MÜDÜRÜM, SAYIN VALİM HOŞGELDİNİZ gibi lafların sivil hayatta kolay kolay söylenmediğini görecekler. Çünkü milletin gözünde İTİBAR makamla, ünvanla olmaz. GÖNÜLLE, SEVGİ İLE olur.İşte bu grup listelerde isimlerini göremeyince veya alt sıralarda görünecek ŞAPLAK YEMİŞ ten beter olacaklar. Ama bu onlar için hayırlıdır. Çünkü gaflet uykusundan uyanacaklar.

Bütün bu olacaklara ‘ERTESİ GÜN SENDROMU ‘ denir.

Tedavisi basittir. 4 Haziran 2007 günü saat 17.00 da bir adet aspirin alınacak,

üstüne buz gibi SOĞUK SU içilecek. Mümkünse kirazda yenebilir. ( Kanı

sulandırır, kalp krizini önler)

ŞİMDİ BEN BU YAZILARI NİYE YAZDIM

 

Adamın biri berbere gitmiş

Berber berber, saçımda ak var mı demiş.

Berberde; biraz sonra keserim önüne düşünce görürsün demiş.

 

 

Türkiye'deki siyasi partilerin pek çoğunun belde teşkilatı var, ilçe teşkilati var, il teşkilatları var, kadın kolları, gençlik kolları var. Yani var ALLAH var. Siz aday adayları bu kadar insanı pas ederek , ‘‘bu kadar emek çekmiş, zahmet çekmiş, pek çoğunuz evinde mışıl mışıl uyurken, memleket için koşturan , partisi için yıpranmış'' kendi başınıza hareket ederseniz sizi de pas ederler .

 

Pek muhterem adaylar , siz değerli insanlar olabilirsiniz. Fakat partiniz, sizinle aynı konuda uzman, ihtisas sahibi bir başka arkadaşınızla yola çıkma kararı almış olabilir. Bunda kızacak ya da üzülecek, kırılacak hiçbir şey yok.

Yani biraz mantıklı düşünmek lazım. Bütün takım doktorlardan, hukukçulardan, askerlerden, polislerden, müteahhitlerden oluşacak değil ya, En büyük zenginlik, çeşitlilik değilmidir.

 

ŞİMDİ SÖZÜM MHP ADAY ADAYLARINA

 

Birkaç gündür, bir kısım medya da MHP'ye, adaylık başvurusunda bulunup red edilen kişiler ile ilgili yazılar çıkıyor. Bu zatlarda eğer gazetelerde yazılan haberler doğru ise atıp tutuyorlar.

 

AYIP BU AYIP

 

Türkiye'de pek çok parti vardır ama bir tek MİLLİYETÇİ HAREKET vardır. Bu öyle bir harekettir ki; kökleri CHP'ye Demokrat Parti'ye (1930'lu 1950'li) yıllara dayanmaz. Kökleri 2200 yıl önceye kadar gider, yani O büyük Türk'ün dediği gibi ‘' Tarihten önce vardık, Tarihten sonra varız. ''

 

Siz iki lakırdı yaparak aslında bütün hareketin geçmişine, davanın temeline hakaret ediyorsunuz.

 

Tüm kalbimle inanarak söylüyorum ki:: Milliyetçi Harekette, her şey okadar yerli yerine oturmuştur ki, örneğin adaylar başka partilerde olduğu gibi bir hafta kala, yok efendim Tusiad kulisi ile, bilmem ne lobisi ile , para ile, pul ile belli olmaz

 

Milliyetçi Hareketin adayları ince elenip, sık dokunarak seçilir, bu adayların tamamı işinin ehli insanlardır, kalblerinde hizmet aşkı vardır, yani kısaca milletin bizzat kendisidir.

 

Bilmeliydiniz ki sizin gibi seviyesiz, makam hırsına sahip, ünvan meraklısı insanlara ihtiyaç yok.

 

Onun için Türk Milleti,

DEVLET 'ine sahip çık.

 

OYA ALPAN

 


 

CUMHUR VE CUMHURBAŞKANI

Dr.Tahir Tamer Kumkale

 

Anayasa'nın 104 üncü maddesi Cumhurbaşkanının görev ve yetkilerini düzenlemiştir. Buna göre; “ Cumhurbaşkanı devletin başıdır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk milletinin birliğini temsil eder; Anayasanın uygulanmasını, devlet organlarının uyumlu çalışmasını gözetir.
        İster cumhur tarafından doğrudan seçilsin ve isterse halkın temsilcilerinin oluşturduğu TBMM tarafından seçilsin bu görev çok kapsamlı ve çok kutsaldır. Sıradan kişilerin yürütebileceği bir görev değildir. İnsanlarda doğuştan var olan liderlik kabiliyetini ve bütün milleti kucaklayabilme gücünü gerektirir.
        27 Mayıs 1960 darbesini müteakip Cumhurbaşkanlığı seçimleri hep sancılı olmuştur. Toplum her seferinde lüzumsuz şekilde gerilmiş ve seçimler bu makamın seviyesine yakışmayan siyasi çatışmalara sahne olmuştur. 12 Eylül 1980 askeri darbesinin esas sebebin TBMM'nin Cumhurbaşkanını seçememiş olmasıdır.
Demokrasi tarihimizde ilk defa sorunsuz bir şekilde tek başına Cumhurbaşkanı seçebilecek bir meclis çoğunluğuna sahip Ak Parti bu gücünü beceriksizce harcayarak tarihi bir hata yapmıştır. Sonunda TBMM'nin kendi üyeleri içinden cumhurbaşkanı seçmesini imkânsız hale getirmiştir.
        Şimdi acele Anayasa değişiklikleriyle üzerinde yeterince tartışılmadan “Cumhurbaşkanı seçimi ve yetkileri” üzerinde tehlikeli girişimlerde bulunulmaktadır.  Cumhurbaşkanlığı üzerinde kavram kargaşası ve soru işaretlerinin bulunması sadece bu makama seçilen şahsı bağlamaz, ülkenin bugününü ve geleceğini zorlar. Ülkeyi altından kalkamayacağı karmaşaya sokar. Cumhurbaşkanlığı makamı üzerinde bugün takip etmekte zorlandığımız gelişmeleri bu gözle değerlendirmek gerekmektedir.
Türkiye'nin gündemi Cumhurbaşkanlığı ile milletvekili seçimlerine kilitlenmiştir. Aslında bunlar demokrasinin gerekleridir ve cumhuriyet rejiminin sağlıklı işlemesi için kaçınılmaz gelişmelerdir.
        Yüksek Seçim Kurulu, 21 siyasi partinin seçimlere katılabileceği açıklamıştır. Oysa kurulu parti sayısı altmış civarındadır.
 "Şef çok, fakat Kızılderili yok" şeklinde çok bilinen bir söz vardır. Herkes Kızılderili değil, şef olmak istiyor. Bu maksatla dükkân açar gibi parti açılıyor.
        Pek çoğu şimdiden kâğıt üzerinde kalmış. Bir kısmı parti genel merkezi tabelalarını dahi asamamışlar ama her parti genel başkanı otomatik olarak kendini lider görüyor. Tutum ve davranışı da buna göre daha havalı ve fiyakalı bir hale geliyor.
        Hâlbuki bir yere atanmakla veya parası olduğu için dükkân değil parti kuran kişilerin lider sözünü ağzına almaları abestir. Çünkü lider olunmaz. Lider doğulur. Liderlik kişinin doğuştan taşıdığı temel karakterlerinden biridir. Bu karakter nadir kişilerde bulunur. Aslında gerçek liderler kendilerine lider demezler. Çünkü onların liderliklerini çevresi belirler. Çevresi onu lider olarak kabul eder ve lider gibi davranmaya zorlar.
        Atatürk gibi tarihin yetiştirdiği gerçek bir lidere sahip olmak milletimiz için çok gurur vericidir. Fakat Atatürk liderlik kavramının en üst derecede örneğidir. Doğuştan lider ve dahi kişiliğe sahip olan Atatürk'ten sonra gelen yöneticiler için iyi bir örnek değildir. Çünkü ona erişmek, ona benzemek ve onun yaptıklarını yapabilmek hiç de kolay değildir. Çünkü o benzersizdir.
        O halde liderler birilerine benzemek zorunda olmadıklarını bilmeli ve kendi liderlik vasıflarını ortaya çıkartıp geliştirmeye çalışmalıdır. Ancak bu sayede başarılı olabilecekleri bilincini taşımalıdır.
        Ülkemizde Atatürk'ten sonra da liderler çıkmış ve kitleleri kendisine inandırıp peşinden sürüklemesini bilmiştir. Bunların isimlerini saymaya gerek yoktur. Çünkü halkımız bunları iyi tanımaktadır. Çeşitli sebeplerle görevden almalar, makamdan indirmeler ve cezalandırmalar gerçek liderlerin liderlik vasıflarını asla düşürmez. Hatta bu uygulamalar onları daha da güçlü kılar. İnanan ve güvenenlerinin sayısını arttırır.
        Bu coğrafyada, stratejik konuma sahip bu topraklarda, cihan imparatorluğu kurmuş 73 milyonluk Anadolu Türklerinin yönetimi basit ve kolay bir iş değildir. Bu ülkenin yöneticisi sıradan bir kişi olamaz. Olmamalıdır.
        Peki, Türkiye'yi yönetecek kişiler ne gibi özelliklere sahip olmalıdır?
        Bu başka bir yazı konusudur.

 

11 MAYIS 2007, GÜNBOYU Gazetesi


KÜLTÜR BAKANLIĞININ SKANDAL KİTABI

Kitap, Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi’ni ‘ekümenik patrikhane’, papazı da ‘Cihan patriği’ olarak niteliyor.


Kültür ve Turizm Bakanlığı, Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi papazı Bartholomeos’un ekmeğine yağ sürdü. Papaz Bartholomeos, yıllardır kendini ’ekümenik’gibi göstermek için çalmadık kapı bırakmamıştı. Gerek Ruhban Okulu’nun açılması için, gerekse ‘Ekümeniklik’ sebebiyle defalarca Türkiye’yi AB’ye şikayet eden ve Anayasa’yı ihlal eden papaz, devletin bir kurumu tarafından ’ekümenik’gösterildi. İstanbul Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nün ’İstanbul Kültür Turizm 2006 Değerlendirmesi’isimli İstanbul tanıtım kitabında, Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi’nden ’Ekümenik Patrikhane’papazından da ’Cihan Patriği’olarak bahsedildi. Patriği seçen Sen-Sinod Meclisi için de ’kutsal meclis’tabiri kullanıldı.

Kutsalmış!

400 sayfalık İstanbul tanıtım kitabının, 267’inci sayfasında,  ‘Haliç’te Kültürel Bir Gezi: Fener’ başlıklı makale kaleme alan Boğaziçi Üniversitesi Turizm İşletmeciliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Şükrü Yarcan, Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi için aynen şu ifadeleri kullanıyor: “Fener Patrikhanesi yönetsel olarak İstanbul ile sınırlı olmakla birlikte, nitelik olarak ekümenik yani evrensel özellik taşır. Patrik cihan patriğidir ve tüm Ortodoks patrikleri arasında eşit olmakla birlikte, Fener Patriği eşitler arasında birinci (primus inter pares) sıradadır. Patrik kutsal sinod meclisi tarafından seçilir, İstanbul Valiliği’nce onaylanır...”  Çok tartışılacak bu ifadelerin kitaba nasıl konduğu, kitabın ve içindeki makalelerin denetimden geçip geçmediği merak ediliyor.  Özellikle, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) kapsamında, Fener Patrikhanesi üzerinde plan yaparken, resmi bir kurumun ’İstanbul tanıtım kitabında’bir turizmciye makale yazdırarak, bu plana uygun ifadelere yer vermesi dikkati çekiyor.  Kitabın sunuş yazısının altında İstanbul Kültür ve Turizm Müdürü Doç. Dr. Ahmet E. Bilgili’nin imzası var. Bilgili, ‘Küresel Başkent istanbul’ başlıklı önsözünde, “İstanbul’un geleceğini tasarlamaya yönelik yeni bir açılım getirmek dünyanın bu çok özel bu aziz şehri için en iyi başlangıç olacaktır...” diyor. Bu cümle bile, yapılanın bir hata değil, büyük bir skandal olduğunu açıkca gösteriyor.

Lozan’a aykırı

Türkiye’nin imza attığı Lozan Antlaşması’na göre, Fener Rum Patrikhanesi’nin görevi, sadece Türkiye’deki ve münhasıran İstanbul’daki Rumların cenaze, düğün gibi dini vecibelerini yerine getirmek. Fener Rum Patrikhanesi ve Avrupa, Lozan’ı delebilmek için Türkiye’ye çeşitli yollardan baskı yapıyor. Böyle bir ortamda, Kültür Bakanlığı’na bağlı İstanbul Kültür ve Turizm müdürlüğü’nün, Türkiye’nin dış politikasına da zarar verebilecek bir çalışmaya imza atması tepkileri de beraberinde getiriyor. Bazı uzmanlar, resmi bir kurumun bu tür bir hata yapamayacağını, Lozan’a ve Anayasa’ya aykırı bir durum meydana geldiğinin altını çiziyor. Uzmanların endişelerinden biri de, papazın bu kitabı örnek göstererek, ‘tüzel kişilik’ iddiasında bulunması.


Koç, rezaleti böyle tanıtmıştı
Kültür ve Turizm Bakanı  Koç, skandal yayını tanıtırken “Yaptığımız her şeyi yüreğimizi koyarak yapıyoruz” ifadesini kullanmıştı
İçindeki bilgilerle büyük bir skandala dönüşen kitap ile ilgili 6 Mart 2007 tarihinde yapılan tanıtım toplantısına Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç da katılmıştı. Bu yıl ikincisi hazırlanan “İstanbul Kültür-İstanbul Turizm” kitabının tanıtımında bakanın yanı sıra TUREP Başkanı Şerif Yener, kitabın hazırlanmasına katkı sağlayan Denizbank CEO’su Hakan Ateş, belediye başkanları ve turizmciler de hazır bulunmuştu.

60 yazar birlikte çalışmış

Toplantının açılış konuşmasını yapan İstanbul Kültür ve Turizm İl Müdürü Ahmet Bilgili, kitabın bilgi! üretmek istedikleri bir çalışma anlamına geldiğini söyleyerek “Bu, geçen yıl başlattığımız bir kitap. Bunu bir geleneğin başlangıcı olarak gördüğümüzü belirtmek istiyorum. 60 yazarımız ile birlikte ortak ürettik. Amacımız Türkiye ve İstanbul’u en iyi şekilde tanıtmaktır.” demişti. Turizm Bakanı Atilla Koç ise “Bu kitapların okunması, okunabilmesi için de tanıtmamız gerekiyor. Bunun için buradayız. Burada 60 yazarın bilgisinden faydalandık. Gece 03’e kadar kitapla haşır neşir olmayı ibadet addediyorum. İstanbul Kültür Müdürlüğü’müzün bu çalışması benim için çok önemlidir.” ifadelerini kullanmıştı. Skandal dolu kitabı övmeye devam eden Bakan Atilla Koç, basın mensuplarını da karşısında görmenin verdiği heyecanla sözlerine şöyle devam etmişti;

İcraatlarını övdü!

“Yapılan çalışmalarla 2006’da çeşitli dallarda 23 bin kitap basıldı. Bu, ülkenin kalkınmışlığını gösterir. Türkiye’de 305 Türk romancısı roman yazdı. Ülkemizin her yerinde bireyler yapılıyor. İki senedir uyur uyanır bir şeyler yaptık. Bu ülkenin Turizm Bakanlığı var, master planı yok. İki senedir çalıştım. Türkiye’nin artık turizm master planı var.”

Bakan’ın bombası patladı
AKP’li Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç kitabın tanıtımı öncesi basın mensuplarına günaydın diyerek “Haber sıkıntınız var mı? Yoksa bir bomba patlatalım” diye espri yapmıştı. Bakan Koç tanıtım sonrası ise kitabın yeni yayınından basın mensuplarına birer tane vermeyi de ihmal etmemişti.  Kitabın konuklara ise, Eminönü Belediye Başkanı Nevzat Er takdim etmişti.
Haber : Cevat KIŞLALI - Yeniçağ Gazetesi



                                       TEPKİ YAĞDI
Gözden kaçtığına inanmak istiyorum
* DYP Genel Başkan yardımcısı Nüzhet Kandemir 

“Bu kitabı unutkanlık ya da gözden kaçmış bir durum olarak görmek istiyorum. Bu konularda çok dikkatli davranılması gerekli. Kanunlarımıza aykırı ifadeler içeren bu tür bir basımı gerçekleştirenlerin umursamazlık içinde oldukları muhakkak. Ancak bu tür hataların yapılmaması düzeltilmesi için gereğinin de yapılması gerekiyor.” 

Nedense hep Türkiye’de oluyor
* Saadet Partisi Genel Başkan  Yardımcısı Mete Gündoğan

“AKP iktidarında bu tür hatalar artık hata olmaktan çıktı, iktidarın adeti haline geldi. Bakanlığınıza bağlı Genel Müdürlük bir yayın hazırlayacak ve hazırlanan bu yayında Türkiye Cumhuriyeti’nin değişmezleri konusunda hatalar olacak. Bu kabul edilemez bir şey olduğu gibi aynı zamanda hükümet edemediğinizi de açıkça ortaya koyar.”


İleride Türkiye’nin aleyhine kullanılabilir
*
Türk Eğitim-Sen Genel başkanı  Şuayip Özcan

“Küreselleşme yanlıları Türkiye üzerinde baskılarını arttırıyor. AKP’nin ise küreselleşme yanlılarının arzu ve isteklerine bakışı ortada. Bu durum bizlere bir yanlıştan çok bazı şeyleri teşvik eder nitelikte bir anlayışın ürünü gibi görünmekte. Bu ifadeler ileride Türkiye’nin aleyhine belge olarak kullanılabilir. Her şeyden önce buna dikkat edilmesi gerekirdi.”

Hükümet, milli değerleri hiçe sayıyor
* CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen

“Türkiye Cumhuriyeti’ni kuranların Lozan’da ekümenik sıfatının antlaşmaya girmemesi için çok büyük mücadele verdiklerini unutmamalıyız. AKP iktidarı Türkiye’de milli değerlere ilişkin tek bir katkıda bulunmadı. Başbakan’ın çizgisi ne ki sayın Koç’un çizgisi o olsun. Patrik sadece İstanbul’da bir din görevlisi olarak tanınmıştı.”          
*  Fatih ERBOZ


İP liderine destek için Lozan'da bulunan Denktaş, “Sakın Ermeniler sadece soykırım için üzerimize geliyor zannetmeyin” dedi

Sözde Ermeni soykırımının emperyalist bir yalan olduğunu söylediği için hakkında dava açılan İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek'in İsviçre'nin Lozan kentindeki duruşmasına dün bir gün ara verildi. Perinçek, kendisine destek vermek için Lozan'da bulunan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Talatpaşa Komitesi üyeleri ile birlikte İsviçre'nin Neuchetal kentinde “Lozan 2007 Konferansı” nda biraraya geldi. Buradaki konferansta konuşan Denktaş, bu davanın Perinçek değil Türkiye davası olduğunu söyledi. Kamuoyunun geniş ölçüde davayı sorgulamasının sevindirici olduğunu anlatan Denktaş, “Sakın Ermeniler sadece soykırım için üzerimize geliyor zannetmeyin; bunun altında toprak talebi var. Mahkemelerden çıkacak karar ne olursa olsun güneş balçıkla sıvanmaz” dedi.

Büyük yalan

İşçi Partisi lideri Doğu Perinçek ise, “Mehmet Akif'in bahsettiği hayasız akınla karşı karşıyayız” dedi. “Avrupa, asla ABD'den bağımsız bir tutum sergileyemiyor. Gerçekten Türkiye konusunda milletimizle hiç ilgisi olmayan taşlaşmış ön yargılardan biri de bu soykırım iddiası” diyen Perinçek ise, “Hayatımda gördüğüm en büyük yalan budur. Dava akademik toplantı havasında geçiyor; konuştuğumuz her şey tarih” ifadelerini kullandı. Avrupa'nın kendi değerlerini çiğnemeye başladığını anlatan Perinçek, “Bu, Türkiye davası olmanın ötesinde insanlık davasıdır; bunun bilinciyle hareket ediyoruz” dedi.

Doğu Perinçek:  Mehmet Akif'in bahsettiği hayasız akınla karşı karşıyayız. Hayatımda gördüğüm en büyük yalan sözde Ermeni soykırımı yalanıdır.


Hablemitoğlu'nun yayınlanmayan kitabı

Az önce konuşmuştuk. Sesindeki yorgunluk içimde tuhaf bir tedirginlik yarattı. Ama fazla üzerinde durmadım. Kapı çalındığında ise geldiğini düşünerek gülen bir yüzle kapıyı açtım. Karşımda apartman görevlimizin küçük oğlu duruyordu, biraz ilerisinde de babası. Bana, “Şengül Abla yukarıda sizin arabanın yanında yerde bir adam yatıyor” dedi. Anlamadan boş boş birkaç saniye baktım. Hemen ardından salonda biri ders çalışan, diğeri de takımının atkısını boynuna sarmış maç izleyen kızlara “ben bir bakıp geleyim” dedim. Üzerime bir şeyler geçirerek fırladım. Merdivenleri kısa bir sürede çıktım çıkarken kalbim gövdemden fırlayacak gibi atıyordu. Bir yandan da “Allahım inşallah O değildir, inşallah hâlâ yaşıyordur, ölmemiştir, inşallah yaralıdır” diye dua ediyordum. Ben nasıl oldu da anlayıverdim. Aslında öyle kolaydı ki bunu anlamak. Park yerine ulaşmaya çalışırken apartmandaki birkaç kişi beni durdurmaya çalıştı. Ama ben yanına ulaştım, bir yandan da sessizce “...oldu işte, oldu işte...” diyordum. Benim canım, yerde arabasının yanında uyur gibi yatıyordu...
...Benim kocam böyle bir ülkede tabii ki öldürülürdü. Niye şaşırıyorum ki? Bugün tam da dört yılın sonunda ortalıktan toz duman çekilmişken şunu söyleyebilirim ki, Necip üç kuruşluk bir güç ve çıkar savaşı için öldürülmüştür. Kimin ya da kimlerin çıkarı için bunu bilmiyorum. Ben sadece ucundan çok da sıkı sıkıya tuttuğum bir tutam mutluluğu, kaybettim. Birçokları için burun kıvrılabilecek bir şey olabilir. Ama benim için tüm yaşamın ta kendisi idi..
...Buyurun size başka türlü bir 301. madde. Yazdıklarını, söylediklerini beğenmeyince öldürerek susturma; 301. maddenin bizim göremediğimiz alt yazısı galiba ya da orman kanunlarından biri. İşte size Türkiye'den fikir ve konuşma özgürlüğü manza-raları. Bu yüzden mahkemelere gidip gelenler diyorlar ki; korkarım bu madde giderek Türkiye'de bir linç kültürüne dönüşmek üzere...” Ah canım benim sen daha ne gördün ki, yakınıyorsun. Linç kültürünü geçeli çok oldu, senin haberin yok. Türkiye'de “...ben ülkemi seviyorum, yabancılar, tarikatlar, şeriatçı terör bunu bunu yapıyor, ben Kemalistim, Atatürk devrimlerinden yanayım...” gibi fikirleri olan insanlar yıllardır ya bombalanarak ya bir kaza gibi gösteri-lerek öldürülüyorlar. O zaman ne AB gözlemcisi geliyor, ne insan hakları savunucuları, ne de başkaları... Çünkü Türkiye'de yaşama hakkı bazı insanlar için savunulmaya değer... Uyanın artık, Türkiye'de belirli bir kesime yönelik bir öldürerek yok etme kültürü var. Üstelik öldürmek de yetmiyor, geride kalanlara eziyet ederek, bir çeşit şiddet uygulama ve öleni gidebilecekleri en son noktaya kadar bir karalama kültürü de var.
Bu satırlar,18 Aralık 2002'de eşi Necip Hablemitoğlu'nu bir suikast sonucu kaybeden Prof.Dr. Şengül Hablemitoğlu'nun yayınlanmamış kitabından. Hablemitoğlu'nun ölümü kuşkusuz tüm Türkiye'yi sarstı. Ama ateş en çok düştüğü yeri yakıyor. Şengül Hablemitoğlu'nun Sessiz Ağıt'ı tam da ateşin düştüğü yerden yükseliyor. Sessiz Ağıt, ölüme, aşkın ölümsüzlüğü ile meydan okurken, bir cinayet soruşturmasının nasıl yürütüleme-diğini de gözler önüne seriyor. Ancak ne hikmetse, bu kitap yayınlanmıyor, yayınlanamıyor... Hablemitoğlu, “çok fazla içinizi dökmüşsünüz” gibi gerekçelerle geri çevriliyor.
İfade özgürlüğü savunucularına duyurulur...

Lale SIVGIN


 

Dünya bor rezervlerinin yüzde 72'sini barındıran Türkiye, bor üretiminde de ABD'yi geride bıraktı. Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürü Orhan Yılmaz, "üretim, satış miktarları ve karlılıkta borda dünyanın sayılı ülkeleri arasında yer alan ABD'nin önüne geçmeyi başardık" dedi. Yılmaz, Roskill'in The Economisc Of Boron (2006) yayınını da referans gösterip, 2005 yılı gerçekleşmeleri ile dünya bor üretim ve ihracat pazarını elinde bulunduran ABD'nin önüne geçtiklerini belirterek, "Türkiye bu konuda artık lider ülke konumuna geldi. Üretim, satış miktarları ve karlılıkta ABD'yi geride bırakarak borda bir zoru başardık" diye konuştu. Ürünlerinin "yok" sattığını bildiren Yılmaz, bor ürünlerinde talepleri karşılamak amacı ile mevcut tesislerde kapasite artırımına yönelik projeler ile ürün çeşitliliğini artırmaya yönelik katma değeri yüksek yeni rafine bor ürünleri projelerini gündemlerine aldıklarını ve yatırım sürecinin hızla devam ettiğini belirtti. Bor ürünleri ihracatının 2002 yılında 186 milyon dolar düzeyinde gerçekleştiğini hatırlatan Yılmaz, bu tutarın 2005 yılında 300 milyon dolar olduğunu, 2006 yılında ise 360 milyon dolar düzeyinde olacağını söyledi.


 

Diğer Haberler İçin www.suBRosa.com.tr Tıklayınız