HUNCULAR

Faideli Bilgiler

  1. DEjavu
  2. Gilebor
  3. ÖSS'ye girecek üniversite adaylarına beslenme önerileri
  4. Güneş Gözlüğü Satın Almak İsteyenlere Tavsiyeler
  5. Gözlük Seçiminde Yüz Yapısına Göre Dikkat Edilecek Noktalar
  6. Şimdi Güneşlenme Zamanı
  7. Meme Kanseri
  8. Ülkemiz Çok Dinamik Bir Gençliğe Sahip Ülkemizin Kıymetini Bilelim
  9. Çocuk Felci
  10. Deniz Kızı Sendromu
  11. Kalp krizi riskini azaltan üzüm, bozulan cilde de iyi geliyor
  12. Klima Kullanırken Nelere Dikkat Etmeli
  13. Alzherimera'nın Devası Balık'ta Saklı
  14. Sağlıklı Güneşlenmek İçin Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar
  15. Masaj, Bebekle Duygusal Bağı Güçlendirir
  16. Dünya İklimindeki Yaşamı Tehdit Eden Değişim
  17. İnsan Embriyosundan İlk Kök Hücre Üretildi
  18. Çocuklar Balıkyağı Değil, Taze Balık Yemeli
  19. İyotlu Tuzun Faydaları
  20. Sentetik Giysiler Risk Taşıyor
  21. Küresel İklim Değişiklikleri ve Olası Sonuçları(I)
  22. Ayak Sağlığınız İçin Topuklarınıza Dikkat
  23. İnsan Embriyolarını Klonlamak İçin Hükümet İzni Alındı
  24. Kuşburnu C vitamininde Birinciİ
  25. Nasırın Bitkilerle Tedavisi
  26. Romatizma Tedavisi

 


 

Etik kaygısıyla gelen yasak

-KÖK HÜCRE-

 

Konunun detayına girmeden önce Kök Hücrenin ne demek olduğuna bir bakalım:

Kök hücre nedir?

Kök hücreler hayatın temel taşları ve insan vücudunu oluşturan ana hücrelerdir. Kök hücreler sınırsız bölünme, her türlü vücut hücresine dönüşme ve yeni görevler üstlenme imkanına sahip hücrelerdir.

İnsan vücudundaki cilt, kaslar, kemikler, sinirler ve kan hücreleri gibi tüm organlar bu kök hücrelerinden oluşur.

İnsan vücudunda hastalıklar ve yaralanmalar nedeniyle oluşan hasarları onarır ve iyileştirirler.

Hangi tip dokuya ihtiyaç varsa ona dönüşürler.

Genel olarak denilebilir ki, kök hücreler ne kadar gençse o kadar fazla gelişebilir ve farklı hücrelere dönüşebilirler. İnsan yaşlandıkça kök hücrelerinin sayısı azalır.

Kaç tür kök hücresi vardır?

İnsan oluşumundaki ilk hücreler oluşmakta olan çocuktaki kök hücrelerdir. Yumurta döllendikten sonraki ilk günlerde oluşurlar. Bu tip kök hücrelerin kullanımı, oluşmakta olan çocuğu korumak için, Almanya'da kesin olarak yasaklanmıştır.

Yetişkin vücutta az da olsa kök hücresi bulunur – Bunlar kanda ve kemik iliğinde bulunan yetişkin, kan üreten kök hücrelerdir.

Kök Hücre Çalışmaları Neden Durduruldu?

Embriyodan kök hücre alınması araştırmaları "Birey olabilecek embriyolar tıbbi malzeme olarak kullanılabilir" endişesiyle durduruldu. Bakanlık, tıp ve din bilginleri, konuyu değerlendirip iki ay içinde yasal altyapıyı hazırlayacak.

Sağlık Bakanlığı, yasal düzenleme çalışmaları yapılıncaya kadar "embriyonik kök hücre çalışmalarını" durdurdu. Kararın arkasında, tıpta, "sadece kök hücre almak amacıyla döllenmiş ve laboratuvarda oluşturulan" embriyolar kullanılmasına rağmen, sağlıklı doğabilecek bebeklerin de embriyo aşamasında "tıbbi malzeme olarak kullanılabileceği" endişesi yatıyor. Diyanet İşleri Başkanlığı'nın bilim adamlarının bu konudaki nihai kararını beklediği, insan sağlığı açısından yararı konusunda verilecek bilgiler ışığında, konuyla ilgili dini görüş belirteceği öğrenildi.

Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından valiliklere gönderilen bir genelge ile bakanlıkça yapılan çalışmalar sonuçlandırılıncaya kadar, embriyonik kök hücre araştırmalarının yapılmamasının istendiği belirterek, "embriyonik kök hücre" ile kök hücre amacıyla döllenmiş ve yaşamı sonlandırılmış veya bu amaçla laboratuar ortamında oluşturulmuş embriyonun kastedildiği bildirildi.

Bu embriyoların, yaşamını sürdürebilecek embriyolar olduğu konusunda tartışmalar yaşanmakla beraber konunun etik ve dini yönlerinin tüm detayıyla 1-2 ay içinde değerlendirerek neticeye bağlanacağı bildirdi. İnsan yaşamanın ne amaç uğruna olursa olsun sonlandırılmasının kabul edilemeyeceği vurgulanırken genelge dışına çıkan herkesin bunun sorumluğunu taşıyacağı belirtildi.

Bu arada; insandan alınan veya kordon kanından elde edilen "somatik kök hücre" çalışmalarıyla ilgili herhangi bir sıkıntı veya kısıtlamanın olmadığını da ayrı bir detay. Buraya kadar herhangi bir sorun yok. Şimdi ülkemin çok değerli akademisyenleri ve bilim adamlarının konuyla ilgili birbirinden tamamen zıt olan görüşlerine değinelim:

 

Türkiye'de embriyonik kök hücre çalışması yapılmadığını, ancak bazı üniversitelerde "bireysel çalışmalar" yapıldığını söyleyen A.Ü. Tıp Fakültesi Kemik İliği Transplantasyonu Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Taner Demirer'e göre "Embriyonik kök hücre çalışmalarını durdurmak doğru değil. Çünkü embri-yonik kök hücrelerden kas, beyin, kalp hücresi gibi değişik dokular yapma imkanı var. Bunun için anne karnındaki ceninlerin hayatına son verilmesi gibi bir durum söz konusu değil.

 

Sağlık Bakanlığı'nın kararını gec de olsa olumlu bir karar olarak nitelendiren uzmanlar, Ulusal Kök Hücreleri Araştırmaları Bilgi Bankası ve araştırmaların denetlenmesi için de bir üst kurul kurulmasını önerdiler. Dünya Hematoloji Kongresi Başkanı ve Türk Hematoloji Derneği'nin Başkanı olan Prof Dr. Osman İlhan, yurt dışından ve yurt içinden elde edilen embriyonik kök hücreleri ile üniversite dışı kurumlarda araştırma dışı, etik kurul onayı olmadan uygulamalar yapildığına işaret etti: Sağlık Bakanlığı'na ve bilimsel etik kurullara embriyonik kök hücre araştırması yapmak için gelen bir başvuru olmadığını hatırlatan Prof Dr. Osman İlhan sözlerini şöyle sürdürdü:
“ Embriyonik kök hücre konusunun geçen ay Sağlık Bakanlığı'nın komisyon toplantısında ele aldık. ‘O toplantıda embriyonik kök hücre için, konunun ahlaki ve etik boyutu olduğu ve tartışılması gerektiği yönünde görüşler dile getirildi. Özellikle insanların korktuğu klonlamayla ilgili. Çünkü bir hücreye ne kadar müdahale ederseniz, o kadar kontrolü kaçırıyorsunuz. Yine acaba o hücre isteğinize değil de başka bir şeye dönüşebilir mi? Eğer gerekli tedbirler daha önce alınsaydı, bu aşamada da altyapı hazırlansaydı, daha çok yol alır, zaman kazanırdık. Yıllardır mevzuat boşluğu var. Bakanlık otoritesinde bağımsız bir kuruluş kurulmalı, bu kuruluştan geçmeden hiçbir çalışmaya izin verilmemeli ve hükümet, bu konuda fon ayırmalı. Alt yapıyı, şartları ve denetlemeyi bakanlık yapmalı.”

Embriyonik kök hücre araştırmalarının ümit verse de henüz bilinmeyen birçok konu olduğunu hatırlatan kongrenin ve Türk Hematoloji Derneği Genel Sekreteri Prof Dr Muhit Özcan ise, bilim adamları olarak her türlü yasaklamanın karşısında olduklarını belirterek şöyle konuştu: “Element ile nükleer element arasında ne kadar fark varsa, bizim kullandığımız kök hücre ile embriyonik kök hücre arasında da o kadar fark var. Birisi nükleer element gibi son derece doğru kullanılırsa, çok iyi şeylere yönlendirebilirsiniz. Yanlış ellerde çok kötü sonuçlara yol açabilirsiniz. Embriyonik kök hücre de böyle. ABD'de, Japonya'da bunun finansal yönü, yol açabileceği sakıncalar tartışılıyor. Ucube yaratıklar elde edebilirsiniz. Bu çalışmalar henüz deneyseldir. İnsanlar aya 36 yıl önce ayak basmasına rağmen uçaklarla aya seyahat edebiliyor musunuz? Trafik kuralları belirlenmeden trafiğe çıkılmamalı. Sağlık Bakanlığı'nın yapması gereken de kuralları belirlemek.”

Levent GENÇ, 03.10.2005

 


 

UNUTKANLIK

 

Beyin en karmaşık bir bilgisayarla kıyaslanmayacak kadar

üstündür. Sürekli değişen yüzlerce ayrı olayı, hedefi aynı anda denetleyebilir. Anılar, notlar beynin belirli bölgelerinde bir teyp gibi kaydedilip saklanır.

Unutkanlık beynin aşırı yorulmasına, çok daha önemli sorunların öncelik taşımasına, kişinin ruhsal yapısına ya da unutmaması gereken şeye yeteri kadar önem vermemesinden kaynaklanır. Bu gibi durumlar hiçbir hastalığa bağlı bulunmadan gelişen olaylardır v e aşağıdaki öneriler de bu gibi durumlar içindir.

 

 

KELLİK

 

Bütün yaşta ya da belli bir bölgede saç kaybıdır.

 

Akut ateşli hastalıklara sonrası, troid hastalığında, ikinci devre frengide veya veremde saç kaybı ve kellik olabilir, ancak hastalık geçtikten sonra genellikle saçlar yeniden çıkar. İleri yaşlarda görülen kellik ise kalıtımla ve hormon dengesiyle ilişkili olup, hadımlarda kellik görülmez. Alopecia areata denen durumda, başta kel alanlar belirip, bunların birleşmesiyle bütün baş kel kalır. Vakarlın %99'unda tedavi ile veya kendi halinde saç yeniden çıkar.

 

 

ŞEKER HASTALIĞI

 

(Diyabet): Kanda glikozun artması sonucu, idrarda şeker bulunmasıdır. İki türü vardır.

  1. Şekersiz Diyabet (Diabetes insipidus): Bu durumda, hasta bol miktarda, çok seyreltik idrar çıkarmaktadır.

Hipofiz bezinin arka kısmınca salgılanan vazopressin hormonunun yetmezliğidir.

  1. Şekerli Diyabet (Diabetes mellitus): Bilinen şeker hastalığıdır.

Nedeni: pankreas tarafından salgılanan insülün hormonu azlığıdır.

 

Hastalık, orta yaşlarda, çok hafif bir şekilde başlayabilir ve teşhis edilmesi ancak genel bir muayene esnasında olur. Şeker hastalığı aynı zamanda atar damar hastalıklarıyla da ilgilidir. Kadınlardaki ilk şikayet, dış üreme organlarındaki kaşıntıdır.

Hastalık yaşamın erken döneminde başlarsa, daha ağır seyreder. Hasta, gittikçe artan susuzluk duygusu, halsizlik ve kilo kaybından şikayet eder, sık ve az idrar çıkartır. Kadınlarda adetler kesilebilir ve dış üreme organlarında kaşıntı başlar, erkeklerde ise cinsel güç azalabilir. Dişetleri iltahabına sık rastlanır ve tekrarlayan çıbanlar, geceleri gelen bacak krampları, el ve ayaklarda karıncalanma ve uyuşma, diyabetin sık rastlanan ön belirtileridir. İdrarda şeker boldur ve ağır şeker vakalarında, hastanın soluğu aseton kokar.

Bu konuda uzman bir doktora danışılmasında fayda vardır, tedavi edilmezse bilinç kaybı ve şeker koması görülür. Bu hastalık, akciğer veremi gibi, diğer bir kronik hastalıkla bir arada bulunabilir.

Tedavi uzman bir doktor tarafından yapılmalıdır. Bazen sadece perhizle idare edilebilir, perhizle birlikte ağızdan anti-diyabetik ilaç alınabilir veya daha ağır vakalarda, insülin kullanılması da gerekebilir. Ağır vakalarda, düşük şeker düzeyinden ötürü, koma tehlikesi olduğu gibi, bazen de çok yüksek kan şeker ve keton (vücutta, yağ ve proteinlerin tam olmayan oksitlenmesi sonucu ortaya çıkan maddeler) düzeyinden ötürü koma (şeker koması) olasılığı vardır.

  1. Düşük kan şekeri düzeyi koması (Hipoglisemik koma): Yüksek doz insülin almaktan, bir öğün atlamaktan veya şiddetli idman yapmaktan ötürü, kan şeker düzeyinin düşmesidir.

Önceleri iyi olan bir hastada, ani başlaması tipiktir. Öncü belirtiler, huzursuzluk, bayılma duygusu, kalp çarpıntısı, soğuk terleme ve açlık duygusudur. Hasta, genellikle belirtileri tanır ve nöbeti bir miktar şeker yiyerek atlatır. Bunu önleyemezse, sarhoşmuş gibi yürür, konuşur, bayılır ve komaya girer.

  1. Şeker koması: Kanda artmış şeker düzeyi ve ketonların varlığıdır. Bilinen şeker hastalarında, bir doz insülinin ihmal edilmesi, gereğinden az insülin kullanılması, akut zerk veya ruhsal sıkıntı hali bu komaya neden olabilir. Bir de tedavi edilmemiş şeker hastalığı vakaları bu komayla sonuçlanır.

Bu koma hali yavaş yavaş belirir. Hastanın iştahı azalır, bulantı ve kusma başlar. Karında ağrı ve uyuklama da görülebilir. Deri kurur ve kötü kokuludur, kan basıncı düşer ve nabız hızlı ve zayıf atar. Solunum derindir.

İnsülin kullanan diyabetliler, yanlarında şeker taşımalı ve üstlerinde bulundurdukları bir kartta da kişinin şeker hastası olduğu ve neresinde şeker bulunduğu yazılı olmalıdır.

Şeker hastaları doktor tarafından kendilerine verilen diyete mutlaka uymak zorundadırlar.

 

NEZLE

 

Üst solunum yollarının bir enfeksiyonudur.

Etken virüslerin haricinde diğer birçok virüs bu hastalığa neden olurlar.

 

 

İSHAL

 

Yumuşak dışkının çok sık olarak vücut dışına atılmasıdır.

 

 

İŞEMEDE YANMA

 

İdrara çıkma esnasında ağrılı ya da ağrısız penisin uç kısmında oluşan ve yanma hissini veren bir rahatsızlıktır.İdrar torbası iltahabı, bel soğukluğu, prostat iltahabı, gibi üretra hastalıkları neden olur.

 

 

KOLESTEROL

 

Karaciğer tarafından ayrıştırılan ve besinlerle de alınan bir maddedir. Tek otumlu bir alkol olup, hayvansal ve bitkisel yağların içinde bulunur. Safra taşlarının büyük bir bölümü bu maddeden, bazen de bu maddenin safra boyalarıyla karışmasından oluşur. Atardamar hastalığında ve özellikle kalp atardamarlarının bozulmasında rolü önemlidir.

 

 

 

SİRKENİN FAYDALARI

 

Sirke sadece yemeklere lezzet vermek için değil, birçok amaçla kullanılıyor.

Bir zamanlar Romalı askerlerin tek içkisi olan sirkenin sağlıklı bir yaşam sofranın dışında da kullanılması tavsiye ediliyor. Sirke vücut bakımından ev temizliğine, hayvan bakımından bahçe temizliğine kadar pek çok yerde rol üstlenebiliyor. Yemeklere ekşilik vermek için kullanılan ve ekşimiş üzüm suyu olarak tanımlanan sirkenin yeni kullanım alanlarını öğrenmek, doğal ve ucuz yolla, sağlıklı bir yaşamın kapılarını açıyor.

Deja-vu Nedir?

Nörologlar bu küçük yanılsamalar olan Deja-vu'nun zihin işleyişine ilişkin önemli bir içgörü sağladığını düşünüyorlar.

 

Focus dergisinde yayınlanan makalede,Deja- vu ile ilgili yapılan çalışmalarda gelinen son nokta; Diyelim ki daha önce hiç gitmediğiniz, küçük kentin kalabalık ana caddesinde arabanızla ilerliyorsunuz. Aniden sol tarafınızda beliriveren yaşlı bir kadının karşıdan karşıya geçmek için kırmızı ışığın yanmasını beklediğini gördünüz. İçinizi bu kente daha önce geldiğiniz hissi kaplıyor. Bir arabadaydınız, aynı kavşakta bulunuyordunuz ve aynı yaşlı kadın kaldırımdan iniyordu. Ancak kadın arabanızın ön tamponuna kadar geldiği anda, hatırladıklarınızla o onda yaşadıklarınızın uyuşmadığını fark ediyorsunuz. Tanıdıklık, önceden yaşanmışlık hissi bir anda yok oluyor...

Çeşitli araştırmaların ortaya koyduğuna göre, insanların % 50 'sinden fazlası, hayatları boyunca en az bir kez böyle bir deja-vu anını yaşamış. İçinizde uyanan belli belirsiz bir his o anı her ayrıntısyla yaşadığınızı söylüyor ama kimse tam olarak hangisinin daha önce olduğunu bilmiyor. Önceden yaşanmışlık hissi genelde bir kaç saniye sürüyor. Yaşlılara oranla gençler ve genç yetişkinler daha sık bu rüyamsı hayata düşseler de, her yaştan insan deja-vu yaşıyor.

Deja-vu özellikle stress nedeniyle çok bitkin ya da aşırı uyarılma hallerinde görülüyor. Buna karşıklık, çok az insanda da rastlansa, bunun tersi "Jamais-vu"yaşanabiliyor.Bu durumdaki kişiler tanıdıkları, bildiklerindeki bir yere gittiklerinde ya da tanıdık birisi ile karşılaştıklarında o yeri ya da o kişiyi hiç görmediklerini söylüyorlar. Beynin bir çok bölgesi dejavu üretiminde etkili olabilir. Bireye kendinden ve çevresinden yabancılaştığını , zaman duygusunu kaybettiğini hissettiren bu duygu tarafından tetiklenen dejavu çok karmaşık bir sürecin işlemekte olduğunu ortaya koyuyor.

Derya Sarı

21.06.2005

Tansiyon Düzenleyici Bitki Gilebor


Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Ordu Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölüm Başkanı Prof. Dr. Turan Karadeniz, "kartopu" olarak da bilinen gilebor bitkisinin, Türkiye'de batı, iç, kuzey ve Doğu Anadolu bölgelerinde bulunduğunu, park ve bahçelerde süs bitkisi olarak da yetiştirildiğini belirtti.

Başkanı Prof. Dr. Turan Karadeniz ‘ Mayıs-Haziran aylarında, beyaz renkli çiçekler açan gileborun daha çok hendek kenarlarında, sulak yerlerde görülmektedir.Olgun meyvesi kırmızı renkli ve küre şeklindedir. Olgun meyvelerin sıkılması ile elde edilen usare, içecek olarak kullanılmaktadır. Norveç ve İsveç'te unlu mamullere katılmaktadır. Kanada'da jöle benzeri tatlı yapımında kullanılmaktadır.Gilebor meyvelerinin vitaminler, mineraller ve diğer bioaktif maddeler içermektedir.Gilebor, tansiyonu düzeltir. Hipertansiyonda kalp-damar sistemini rahatlatır ve tansiyona bağlı olarak meydana gelen kabızlığa iyi gelir 'dedi.


Gileborun teskin edici, uyku verici, idrar söktürücü etkilerinin de olduğuna dikkati çeken Karadeniz, " Gilebor ayrıca adale tutulmalarını ve spazmı hafifletir. Adale krampları, yumurtalık, rahim ve kas problemlerine faydalıdır. Çocuk düşürme, rahim ve adet kanamalarında ortaya çıkan krampları ortadan kaldırır. Aynı zamanda menopoza bağlı olarak, özellikle kanama dönemlerinde, damarlarda büzücü bir rol oynayarak kan kaybını azaltır " dedi.

Prof. Dr. Karadeniz, ABD'de, gileborun meyvesinin yanı sıra gövde kabuklarından da sinir hastalıkları, halsizlik, kramp, sara, tetanos, romatizma gibi hastalıkların tedavisinde başarıyla yararlanıldığını kaydetti.

Derya Sarı

23.06.2005

 

ÖSS'ye girecek üniversite adaylarına beslenme önerileri

Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mualla Aykut, ÖSS'ye girecek üniversite adaylarına beslenme önerilerinde bulundu.

Aykut, AA muhabirine yaptığı açıklamada, insan yaşamının temel gereksinimlerinin başında gelen beslenmenin, yaşamın çeşitli dönemlerinde ve çeşitli çalışma koşullarında daha da önem kazandığını, ÖSS gibi önemli bir sınava girecekler için de beslenmenin büyük önem taşıdığını belirtti.

Sağlıklı ve doğru beslenmenin sınav öncesi ve sınav sırasında performansın artmasında etkili olduğunu ifade eden Aykut, vücuttaki besin yedeklerinin dolu tutulması için yeterli ve dengeli beslenmenin sağlanması gerektiğini kaydetti.

Yeterli ve dengeli beslenme için insanların et, yumurta ve kuru baklagiller grubu, süt ve süt mamulleri grubu, tahıl ve tahıl mamulleri grubu, yağlar ve şekerler grubu ile sebzeler ve meyveler grubu besinlerden gerektiği kadar tüketmeleri gerektiğini vurgulayan Aykut, ÖSS adaylarından da yeterli ve dengeli beslenme ilkelerini sürdürmelerini istedi.

Sınav Öncesi
Sınav öncesi alınacak besinlerin özenle seçilmesi gerektiğine dikkati çeken Aykut, şu önerilerde bulundu:

"Sınav öncesi akşam yemeğinde yağda kızartılmış veya yağlı yiyecekler, acılı ve baharatlı yiyecekler alınmamalıdır. Önceden alışık olunmayan gıdalar kesinlikle yenmemelidir. Normalde hiçbir zararı olmayan besinler, alışık olunmadığı durumlarda, alerji, bulantı, kusma, su kaybı, tiksinme ve performans kaybına yol açabilir. Dışardan açıkta satılan gıdalardan uzak durulmalıdır."

Sınav Sabahı ve Sınav Sırası
Sabah kahvaltısının yeterli ve dengeli beslenme için büyük önem taşıdığını hatırlatan Aykut, sınav sabahı yapılacak iyi ve uygun kahvaltının performansı artıracağını bildirdi.

İyi bir kahvaltıda adayların peynir, haşlanmış yumurta, reçel, bal, pekmez veya tahin, zeytin, kabuğu soyulmuş domates, ekmek veya kek açık çay, süt veya meyve suyundan oluşan kahvaltı yapmalarının uygun olacağını belirten Aykut, kahvaltıda da alışık olunmayan gıdaların yenmemesi tavsiyesinde bulundu.

Sınav öncesi ve sınav sırasında dikkat edilecek bazı hususların performansı ve başarıyı etkileyeceğini kaydeden Aykut, şöyle devam etti:

"Sınav öncesi sucuk, pastırma, salam, sosis gibi baharatlı ve tuzlu gıdaların yenmesi sınav sırasında susuzluk hissini artırır. Fazla miktarda su içilmesi de sınav sırasında sık tuvalet ihtiyacına neden olabilir. Kola gibi asitli içecekler içilmesi sindirim bozukluğuna neden olabilir. Kahvaltıda proteini zengin besinlerin fazla miktarda alınması da idrar çıkışını artırır. Sınav öncesi fazla miktarda şekerli besin alınması kan şekerini geçici olarak yükseltir, insülün salgılanması ile birlikte bu kez kan şekeri ani düşebilir. Ancak, sınav öncesi yerine sınav ortalarında alınacak az miktarda sade çikolata veya şekerleme, kan şekerinin düşmesini engeller. Sınav sırasında kola, bisküvi gibi yiyecekler alınmamalı, adaylar yanlarına sadece yarım litre su almalıdır."

 

Güneş Gözlüğü

 

Güneş gözlüğü, yaz mevsiminde gözleri zararlı güneş ışınlarına karşı korumaktadır.

Yüze uygun şekilde alınmayan ve işportadan alınan güneş gözlükleri, gözlere faydadan çok zarar vermektedir. Güneş gözlüğünün aksesuar olmaktan çok, göz sağlığı için gerekli bir araç olarak kabul edilmesi ve sağlık malzemesi olarak kullanılması gerekmektedir.Sadece gözü fazla ışıktan korumak veya şık görünmek için güneş gözlüğü kullanmanın son derece yanlış ve tehlikeli olmaktadır. Güneş gözlüğü alırken gözlüğün biçimi, materyali ve aksesuarlarının da önem verilmelidir.

Uzmanlar, orijinal polaroid güneş gözlüklerinin en önemli özelliğinin çok iyi görüş sağlamaları olduğunu vurgularken, polaroid polarizasyon filtresinin, zararlı UV (mor ötesi) ışınlara karşı yüzde 100 koruma sağladığını, ayrıca parlak yüzeylerde oluşan rahatsız edici parlama ve yansımaları da yüzde 99 oranında ortadan kaldırdığını belirtiyor.

Güneş Gözlüğü Satın Almak İsteyenlere Tavsiyeler
- Öncellikle, gözlüğü taktığınızda gözünüz bulanmamalı. Eğer bulanıyorsa camın kalitesiz olduğu kesindir.

- Cam rengi her yerinde aynı olmalıdır. Bazı yerleri koyu, bazı yerleri açıksa, o gözlüğü satın almayın. Bir rengin en koyusundan açığına doğru giden renk spekturumu söz konusu ise durum değişir. Bu türü tercih ettiyseniz, cam renginin üstte koyu, altta açık olmasına dikkat edin.

- Güneş gözlüklerinin üzerinde, mor ötesi ışınları kestiğine dair bir tescilin olması gerekir. Sağlık Bakanlığı, tüm güneş gözlükleri için sertifika mecburiyeti getirmiştir. Satın alırken gözlüğün sertifikasını mutlaka isteyin.

- Numaralı gözlük kullananlar, güneş gözlüğü almadan önce mutlaka göz hekimlerine danışmalıdır.

-Güneş gözlüğünü temizlemek için kağıt mendil yerine kuru ve pamuklu bir bez kullanılmamalıdır. Kağıt mendille gözlüğün camını ovuşturmak, kaplamasına zarar verebilir.

Gözlük Seçiminde Yüz Yapısına Göre Dikkat Edilecek Noktalar
- Kare Yüzler :Yüzünüz kare ya da kareye yakınsa, size kavisli çerçeveler yakışır.

- Uzun Yüzler :Uzun bir yüze sahipseniz, çerçeve yüzünüzde mümkün olduğunca geniş bir alan kaplamalıdır. Böylece gözlük yüzünüzü ikiye ayırdığı için, yüzünüzün normalden daha uzun görünmesini engeller.

- Yuvarlak Yüzler :Yüzünüz yuvarlak ise düz ya da açılı çerçeveleri tercih edin.

- Üçgen Yüzler :Üçgen bir yüze sahipseniz, çerçeve çizgilerinin düşey olmasına dikkat etmelisiniz.

-Oval Yüzler: Yüzünüz oval ise çerçeveleriniz mutlaka yüz büyüklüğüne orantılı olmalıdır.

 

Şimdi Güneşlenme Zamanı

 

Güneşin en etkili olduğu günleri yaşadığımız bu yaz günlerinde güneşten tamamen kaçmak yerine, fayda ve zararlarını bilerek güneşten yararlanmalıyız. Yaz ayların İngiltere'de yapılan bir araştırmada öğle saatlerinde 10 -15 dakika süreyle güneşte kalmanın sanıldığı gibi zararlı olmadığı belirtildi.

Güneş ışınlarının sağlığa etkisi konusunda farklı görüşler var. Güneş ışınları bazı kanser türlerine karşı da koruma sağlıyor. Öğle saatlerinde güneş daha fazla ultraviyole ışını yayıyor. Ultraviyole ışınları deride D vitamini üretimini tetikliyor. Öğle saatlerinde korumasız olarak doğrudan güneş ışınlarına maruz kalmak, D vitamini üretimini artırıyor. D vitamini sağlıklı dişler ve kemikler için gerekli olduğu belirtiliyor.

İngiliz Kanser Araştırmaları Vakfı yetkililileri ise halka öğleden 11:00 ile 15:00 saatleri arasında korumasız güneşe çıkılmaması tavsiyesinde bulunuyor. Bununla birlikte uzmanlar halkı uzun süre korumasız güneşte kalmamaları konusunda uyarıyor, D vitaminini yiyeceklerden sağlamanın da mümkün olduğunu anımsatıyorlar.

 

Meme Kanseri

ABD'de yapılan bir araştırma, egzersiz yapmayı içeren yaşam tarzının , meme kanserine yakalanmış kadınların hayatta kalma şansını artırdığını ortaya koydu. ABD'de her yıl yaklaşık 211 bin kadına meme kanseri teşhisi koyuluyor, bunlardan 40 bini hayatını kaybediyor.

Journal of the American Medical Association (JAMA) adlı tıp dergisinin yaptığı araştırmada, haftada 3-5 saat orta hızla düzenli yapılan yürüyüşün ölüm oranını yaklaşık % 50 oranında azalttığı belirtildi.

Kansere 1994-1998 yılları arasında yakalanmış yaklaşık 3000 hemşireyi 2002'ye kadar inceleyen araştırmacılar, düzenli yürüyüş yapan bu kadınların yaşama şanslarının, hastalığa yakalanmış ve "hayatını evde oturarak geçiren" kadınlara oranla iki kat daha fazla olduğunu söylediler.

Araştırmayı yürütenlerin başındaki Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden Dr. Michelle Holmes, " bunun en mantıksal açıklamasının, fiziksel aktivitenin kandaki hormon seviyesini düşürmesi olduğunu belirterek, hormon sayısındaki düşüşün kanser tümörlerinin yeniden oluşmasını azaltmıştır.Kansere yakalanan kadınların kaybedecek hiçbir şeyi olmadığını, hatta egzersiz yaparak kazanacak çok şeyleri olduğunu " söyledi.

Düzenli egzersiz yapmanın, meme kanserine yakalanmış kadınların ölüm oranını azalttığını ilk kez ortaya koyan bu araştırma ayrıca, Akdeniz tipi beslenme alışkanlığına sahip olunan ve düzenli egzersizin yapıldığı sağlıklı bir hayat biçiminin farklılık yaratacağını gösteren önceki araştırmaları da doğrulamış oldu. Bu tip hayat tarzının, kemoterapi, hormon ve ilaçlarla tedavi edilen kanserin yeniden ortaya çıkmasını da engelleyebildiğini kaydettiler.

"American Society of Clinical Oncology" kuruluşunun yıllık kongresinde geçen hafta açıklanan araştırma da, az yağlı beslenme şeklinin 48 ila 79 yaş arasındaki kadınlarda tümörlerin yeniden ortaya çıkma ihtimalini % 20'den fazla azalttığını ortaya koymuştu.

" Ülkemiz çok dinamik bir gençliğe sahip ülkemizin kıymetini bilelim ."

 

l3.üncü Dünya Yardımla Üreme Teknikleri ve Üreme Genetiği Kongresi için İstanbul'a gelen Cornell Üniversitesi öğretim üyesi Profesör Oktay ‘lkemiz çok dinamik bir gençliğe sahip ülkemizin kıymetini bilelim'dedi.

37 yaşında Dünyada ilk dondurulmuş yumurta naklini l999 yılında ABD'nin en ünlü balerinine yapan Kutlukhan Oktay, Herald Tribün ve Newyork Times'ın kapaklarında yer aldığında ise ilk sözü :" Ben bir Türk bilim adamıyım " olmuştu.

Neler yaptığıyla ilgili olarak da Kutlukhan Oktay, " Kanser tedavisi nedeniyle doğurganlığını kaybetmiş hastalara doğurganlığını koruma olanağı sağlayan teknikler geliştirmek. İkinci olarakta meme kanseri olmuş hastalarda kemoterapi ilaçları bunları kısırlığı itiyor. Fakat genellikle tanı konması ile kemoterapi arasında 2 ay geçiyor. Bu süre içinde tüp bebek yapılıp meme kanserinden bebek korunabiliyor. Tedaviden sonra dondrulmuş yumurtalar transferi hamile kalınması sağlanıyor. " dedi.

Oktay, mucize yaratmadığını yaptıklarının yeni gelişmeler sağlamak olduğunu söyledi. Doğmadığı ülkede emekli olmak istemediğini vurgulayan Oktay, gençliğe sorgulamayı öğretmenin önemine dikkat çekiyor.

Oktay, " Gençlerimize öncelikle sorgulayın diyorum. İyi bir bilim adamı iyi bir vatandaş olmanın en önemli özelliği sorgulamaktır. Çabuk pes etmeyin, bu ülkenin sorunları var gibi görünse de çok güzel yönleri de var. Gençler ülkelerinin değerini bilsinler.Zorlukları da güzellikleri ile birlikte değerlendirsinler en önemlisi ideallerini ve dürüstlüklerini kaybetmesinler ." Diye konuştu.

Meryem Kaya

14.Haziran.2005

 

Çocuk Felci

 

Çocuk felci hastalığına sadece Nijerya, Hindistan, Pakistan, Nijer, Afganistan ve Mısır'da sıkça rastlanıyor.10 yıl aradan sonra ülkede 16 çocukta çocuk felci hastalığının görülmesi üzerine Endonezya'da, çocuk felci hastalığına karşı aşı kampanyası başlatıldı.

Başkent Cakarta'nın yanı sıra Batı Cava ve Banten bölgelerinde başlatılan zorunlu aşı kampanyasında 5 yaş altındaki 6 milyonu aşkın çocuğun aşılanması hedefleniyor.

Endonezyalı sağlık yetkililerine göre, çocuk felci virüsü yurt dışında çalışan bir işçi ya da hacı olmak için Suudi Arabistan'ı ziyaret eden bir kişi aracılığıyla ülkeye taşınmış olabilir.

 

Deniz Kızı Sendromu

 

Halk arasında deniz kızı sendromu olarak bilinen bu hastalığa 70 bin bebekte bir rastlanıyor. Dünyada deniz kızı sendromuyla doğan ve hayatta kalmayı başaran 3 kişi var.

 

Peru'da Deniz Kızı Sendromu nedeniyle bacakları yapışık doğan resimdeki küçük kız bir seri ameliyata hazırlanıyor. Küçük kızın 15 yıl boyunca iç organları yeniden yapılandırılacak. Yapışık bacaklarıyla deniz kızını çağrıştıran 1 yaşındaki bebek, önümüzdeki günlerde ameliyat olacak. Türkçe'de "mucize" anlamına gelen Milagros ismindeki küçük kız şimdi geçireceği 3 ameliyata hazırlanıyor. Milagros'a üç aydır deriyi gerginleştirmek için silikon içinde tuzlu bir solüsyon enjekte ediliyor. 15 yıl boyunca minik kızın iç organlarının yeniden yapılandırılması gerekiyor.

 

 

 

 

Kalp krizi riskini azaltan üzüm, bozulan cilde de iyi geliyor

 

Selçuk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zeki Kara, " 1 kilogram üzüm, içerdiği besin değerleri açısından, 1.150 litre süt, 390 gram et ya da 1.2 kilogram patatese eşdeğerdir. Kanser oluşumunu önleyen, kalp krizi riskini azaltan üzüm, cildin güçlenmesini sağlıyor.Kara, kalori değeri yüksek olan üzümün, kalsiyum, potasyum, sodyum ve demir yönünden zengin olduğu gibi, A, B1, B2, ve C vitaminleri açısından da önemli bir besin kaynağıdır. Bazı karaciğer hastalıkları ile kansızlığın tedavisinde etkili olan üzümün, yüksek tansiyonu kontrol altında tutmaktadır.İçerdiği meyve asitleri ve lifli yapısı ile mideye zarar vermeden, böbrek ve barsak sisteminin çalışmasını düzenler. Kanın temizlenmesine yardımcı olan bu şifa kaynağı meyve, doğum kontrol hapının yan etkilerini azaltır ." dedi.

Yüksek kalori içeriğine karşın, çok düşük miktarlarda yağ ve protein içerdiği için ideal bir diyet besini olan üzümün yağların erimesine yardımcı olduğunu anlatan Kara, şunları söyledi: " Bir salkım üzüm, beyin hücrelerini zinde tutar. Üzümün, özellikle de renkli üzümlerin kabuğunda bulunan resveratrol isimli madde, hücre yenileyicidir. Bu madde tümör oluşumuna izin verebilecek hücre içi molekülleri etkileyerek kanser oluşumunu engeller. Kanser oluşumunu önleyen, kalp krizi riskini azaltan üzüm, güneş ışınları, stres ve sigara nedeniyle bozulan cildin güçlenmesini sağlıyor. Üzüm, ciltteki yaşlılık lekelerini ve kahverengi lekeleri de azaltır. Vücudu virüslere karşı dirençli hale getiren, alerji ve kireçlenmelerde iltihabı önleyen üzüm, kozmetikte yaygın olarak kullanılmaktadır. Üzümün hücreleri koruyan zengin maddeler içerdiğini keşfeden kozmetik dünyası, içinde üzüm özü bulunan yüz ve vücut kremleri, dudak koruyucuları ile hem cildimizi koruyan hem de güzelliğimizi besleyen ürünler üretiyor. Üzümde ve üzüm çekirdeği yağında bulunan cildi kuvvetlendiren güçlü nem tutucular, cildi besliyor.Amino asitler, B vitaminleri, mineraller, potasyum, magnezyum ve demir içerdiği için bağışıklık sistemini kuvvetlendiren üzümün, içerdiği doğal fruktoz sayesinde vücudun harcadığı enerjinin kısa sürede depolanmasına yardımcı olmaktadır. İçeriğindeki magnezyumun, vücuttaki asit-baz dengesini sağlaması nedeniyle iş verimliliğini de artırmaktadır.' dedi.

 

Klima Kullanırken Nelere Dikkat Etmeli

 

Doğru kullanılmayan klimalar kas ağrısından, enfeksiyona kadar pek çok rahatsızlığa yol açabilir Sıcak yaz günlerinde, bir nebze olsun rahatlatan klimaların yararlı etkilerinin yanında zararları da var. Gribal ve viral enfeksiyonlar, kas ağrıları, kas tutulması ve zatürree klimaların zararları arasında sayılabilir.

İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Karaaslan, klimanın sebep olduğu rahatsızlıkları önleme yollarını açıklıyor ‘ Hava yavaş yavaş soğutulmalı. Klimaların, ortamı belirli zaman aralıklarında yavaş yavaş soğutmak için kullanılması gerekiyor. Örneğin, dışarıda sıcaklık 40 derece ise sıcaklığın aralıklarla 5'er derece düşürülmesinde fayda var. " diyor.

Klimaların sebep olduğu legionella mikrobu da doğada, su kaynakları içerisinde ve nemli ortamlarda bulunuyor. Doğadan binaların su sistemleri içerisine yerleşen mikrop, uygun ortamda hızla çoğalıyor ve su zerrecikleriyle insanların akciğerlerine yerleşerek zatürreeye neden oluyor.

 

Alzherimera'nın Devası Balık'ta Saklı

 

Amerikalı araştırmacılar, balık tüketiminin yaşlılarda Alzheimer riskini % 60 azaltabildiğini bildirdi.65 yaş ve üzerindeki 815 deneği araştırmalarında kullanan uzmanlar, haftada en az bir kez balık yiyenlerin, balık yemeyenlere oranla % 60 daha az Alzheimer riski taşıdıklarını saptadı.

Araştırmacılar, balıkta bulunan omega-3 yağ asidinin beynin gelişmesinde önemli rolü olduğuna inanıyor. Aynı araştırmada, omega-3 yağ asidinin bulunduğu sebze ve fıstık gibi besinleri tüketen deneklerde de Alzheimer riskinin azaldığı tespit edildi.

 

 

 

 

 

Sağlıklı Güneşlenmek İçin Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

 

Daha koyu bir tene kavuşmak isterken güneş yanıkları vakalarıyla karşı karşıya kalmamak için, zararlı ışınlara karşı koruyucu ürünler kullanılması gerektiği belirtiliyor.

Uzmanlar, yeryüzüne ulaşan Ultraviyole A (UVA) ve Ultraviyole B (UVB) olmak üzere iki çeşit zararlı güneş ışını bulunduğunu bildiriyor.

Cildin daha alt tabakalarına ulaşan UVA ışınlarının, cilt hücrelerini bozarak, dokuların esnekliğini kaybetmesine, dolayısıyla kırışıklıklara ve erken cilt yaşlanmalarına, UVB ışınlarının ise ciltte güneş yanığı meydana gelmesine sebep olduğunu ifade eden uzmanlar, iki ışının da uzun vadede cilt kanserine yol açabildiğini kaydediyor.

Uzmanlar, herhangi bir güneş ürünü kullanmadan cildin doğal korunma süresi aşıldığı zaman yanma, sıcaklık ve kızarıklık gibi güneş yanığının ilk belirtileri ortaya çıktığını ve güneş yanığının 6 saat sonra gözlemlenebildiğini belirtti.

Araştırmacılar, " Güneş altında korunmasız kalan cilt yanar, kızarır, su toplar ve sonra da soyulur. Küçük yaşlarda oluşan güneş yanıkları uzun vadede cilt kanserine yol açabilir. Dolayısıyla küçük yaştan itibaren güneşten korunmalıdır. UVA ve UVB filtreleri içeren güneş ürünleriyle antioksidan özelliği taşıyan vitamin E'nin yer aldığı ürünler kullanılmalıdır " önerisinde bulunuyor.

Ürün ambalajı üzerinde yazan Güneş Koruma Faktörü (GFK) numarasının, ürünün tehlikeli UVB ışınlarına karşı cilde hangi düzeyde koruma sağladığını gösterdiğini belirten uzmanlar, " Örneğin, normal bir cilde sahip kişi genelikle güneşte 17 dakika kaldıktan sonra yanmaya ve kızarmaya başlıyorsa, GKF numarası 20 olan bir güneş ürünü kullandığı takdirde güneş altında 5 saat geçirebilir. Eğer GKF numarası 12 seçilirse, koruma süresi 3 saat olacaktır. GKF 20, UVB ışınlarını GFK 12'ye oranla sadece yüzde 5 daha fazla filtreler, fakat güneşte kalınabilecek süreyi 2 saat uzatır. Kısacası yüksek koruma faktörlü ürün kullanmak bronzlaşmaya engel değildir, ancak güneşte kalabilme süresini uzatır " diyorlar.

 

 

"Masaj, Bebekle Duygusal Bağı Güçlendirir"

 

Masajın bebekler üzerinde olumlu etkilerinin yanı sıra, bebekle yakınlaşmada da güçlü bir iletişim yolu olduğuna dikkat çekildi.

Bebeklere yapılacak masajların bebeğin atikliği artırdığını, kilo almayı hızlandırıp, deprasyonu azaltmaktadır. Bebeklere masaj yapılmadan önce ellerin ılık suyla yıkanmasını önerilmektedir. Bebeğin masaja olumlu karşılık vermediği takdirde bu durumun ertelenmesi gerektiği belirttildi. Prof. Dr. Şenel, bebeklere beslenme saatinden 1-1.5 saat sonrası masaj yapılmasını en uygun zaman olarak önerdi.


Masajın bebekle duygusal bağı güçlendiren bir iletişim yolu olduğunu ifade eden Prof. Dr. Şenel, düzenli bir masajın bebeği sakinleştirici ve rahatlatıcı etkisi olduğunu, bedensel ve ruhsal gelişimini de olumlu etkileyecektir. Masajın yalnızca bebek ile yapan kişi arasında bir bağ oluşturmakta kalmaz, dolaşım sistemini aktive ederek kalbin iş yükünü azalttığını, solunum ve sindirim sistemini daha etkin hale getirir.Dokunma ve masaj stres hormonlarının düzeyini azaltır, bağışıklık sistemini güçlendirir, akyuvarların sayısı artar. Beyin dalgalarını olumlu yönde etkiler. Sakin uyku sağlayacağı gibi ağrıyı azaltır. Masaj bebeğin daha sosyal olmasını da sağlar.

Dünya İklimindeki Yaşamı Tehdit Eden Değişim

 

Süper yanardağlar, robotların istilası yada terör hangisi 4 milyar yaşındaki dünya için en ciddi tehdit. önümüzdeki 70 içinde dünyanın ve insanoğlunu tehdit edebilecek 10 büyük felaket bilim adamları tarafından sayılıyor.

 

Dünyanın ve insan ırkını bekleyen felaketler zincirinin küresel ısınma ve buna bağlı oluşan iklim değişikliği. Dünyada sanayi devrimi ile ortaya çıkan hava kirliliği kavramı özellikle geçtiğimiz yüzyılda alınan birtakım önlemler ile durdurulmaya çalışıldı. İklim değişiklikleri ile mücadele alanında imzalanan en kapsamlı anlaşma olan Kyodo protokolu ABD ve Avustralya'nın katılımı olmaksızın imzalandı. 16.Şubat 2005 tarihinde yürürlülüğe giren Kyodo protokolu, sera etkisi yapan gazların yayılmalarını sınırlıyor. Ancak sera gazını en fazla kullanan ülkelerin anlaşmaya dahil olmamaları protokolun gerçekte sağlayabileceği yararları büyük ölçüde sınırlıyor.

 

Bilim adamları karbondioksit seviyesinin rekor düzeye ulaştığını sıksık açıklıyorlar son 40 yılda okyanusların sıcaklığı ortalama yarım derece arttı. Eğer sanayi alanında gelişmiş ülkelerin hükümetleri sorunla acil olarak ilgilenmezlerse atmosferdeki kirlilik artacak ve bilim adamlarına göre dünyanın sıcaklığı yüzyılın sonlarına doğru 2 santigrat derece yükselecek. Bunun sonucuna göre gıda stokları zarar görecek, sosyal sistemler çökecek, göçler başlayacak ve dünyanın pek çok yeri oturulamaz hale gelecek. Olasılığı çok yüksek olan bu senaryonun gerçekleşmesi halinde insanlığın %60'ı yok olacak.

 

Salgın Hastalıklar

 

Son yüzyılda AIDS ve SARS gibi salgın hastalıklarla mücadele eden insanlığın önünde daha da kötü hastalıkların sırada beklediği bildiriliyor. Bilim adamları Asyayı vuran kuş gribi virüsünün bütün dünyaya yayılmasını olası görüyorlar. Kuş gribi salgını ile 1918 yılında 20 milyon kişi yaşamını yitirmişti. Oysa 1.Dünya savaşında ölenlerin sayısı gripten ölenlerden daha azdı.Virüsün tekrar insandan insana yayılması durumunda dünyada insan nüfusunun %30'nun etkileneceği bildiriliyor. Bu senaryoda olasılığı yüksek olarak sınıflandırılıyor.

 

Terörizm

 

Öngörülen diğer bir tehlike ise terörizm. Güvenlik sistemlerinin terörist saldırılara eskiye göre daha açık olduğunu ifade eden bilim adamları teröristlerin toplu katliam yapmak için gerekli araç ve gereçe kolaylıkla sahip olabildiğini gösteriyor. Teröristlerin ençok şarbon ve çiçek virüsü gibi kimyasal ve biyolojik silahlarla bunu gerçekleştirmeye çalışacakları ifade ediliyor. Hızla gelişen iletişim ile bir ülkeye yapılacak terör saldırısının bir anda uluslar arası soruna dönüşebileceği kayıt ediliyor. Bilim adamlarına göre olasılığı çok yüksek olan terörizm felaketine nedeniyle insanoğlunun yüzde 20'sinin geleceği tehlike altında

 

Nükleer Savaş

 

Diğer savaşlarda olası felaketler listesindeki yerini koruyor. Amerika Birleşik Devletleri ile Sovyetler Birliği arasında 1970 ve 1980 yılları arasında yaşanan soğuk savaşın ardından bu kez Ortadoğu ve Asya'da nükleer faliyetler görülmeye başlandı.Araları düzelen iki ülke imajı çizselerde Hindistan ve Pakistan peşpeşe yaptıkları balistik füze denemeleri ile karşılıklı olarak gövde gösterisi yapıyorlar.İran ve Kuzey Kore'de nükleer silah denemesi yapan ülkeler arasında uzmanlara göre özellikle Kuzey Kore her an tetikte bekliyen konvansiyonel ordusu ile yanlışlıklada olsa her nükleer bir savaş başlatabilir. Ancak getirilen sınırlamalarla nükleer silah kullanımının zorlaştırıldığı öngörüldüğünde, düşük bir olasılığa indirgenen nükleer savaş durumunda insanlığın % 80'ninin tehdit altında gireceği rakamların belirtiği gerçekler.

 

Meteor Çarpması

 

4.5 milyar yaşındaki dünyamıza her birkaç milyon yılda bir birkaç çapı km olan meteor veya astroid çarpıyor. Astronotların yaptığı hesaplamalara göre dünyanın yörüngesi ile kesişme ihtimali olan irili ufaklı milyonlarca göktaşı, yerküre için gerçek tehdit Uzmanlar insan ırkının yarısının yok olması kalanınında gerilemesi için 1.5 km uzunluğunda ve genişliğinde meteorun dünyaya çarpmasının yeterli olduğunu belirtiyorlar. Bunu orta seviyede bir olasılık olarak gören uzmanlar bunun gerçekleşmesi halinde dünyanın buzul çağını yeniden yaşayacağını ve insanoğlunun yarısının yok olacağını söylüyorlar.

 

Kozmik Işınlar

 

Buzul çağını geri getirebilecek tehlikelerden biriside süper nova yani yıldız patlamaları sonucu ortaya çıkan kozmik ışın patlaması. dünyamızın içinde yaşadığı Samanyolu galaksisinde her birkaç on yılda bir yaşanan büyük süper novalardan çıkan kozmik ışınlar uzayın değişik yerlerine dağılıyor. Dünyanın Samanyolu süper novalarının en yoğun görüldüğü sarmal kollarında yeraldığını belirten bilim adamları günün birinde kozmik ışınların dünyanın rotası ile kesişmesi durumunda buzul çağının yerküreye geri geleceğini belirtti. Düşük olarak gösterilen bu olasılığın gerçekleşmesi halinde insanlığın %40'nın yok olacağı tahmin ediliyor.

 

Robotlar-Yapay Zeka

 

İnsanoğlunun hayatını kolaylaştırmak için ürettiği robotların başına bela olabileceği de felaket senaryolarından biri. bilim adamları 2050 yılına kadar robotların insan gibi düşünebileceğini özetleme ve genelleme kabiliyetine sahip olacağını belirtiyorlar. Robotların insan aklının bir ürünü olduğunu belirten bilim adamları robotların tanı koyup hastalıkları tedavi edebilecek seviyeye gelebileceğini söylüyorlar. Bilim adamlarına göre insanoğlu ölümsüz olmak için kendisini bir robota yüklemek isteyecek .bu durum insan kavramını tehdit eden bir gelişme olarak gösteriliyor. Ayrıca insanoğlunun kendi ürettiği robotlar tarafından yönetilmesi ve hatta yok edilmesi ihtimal dahilinde.Olasılığı yüksek süper akıllı robotların istilası halinde insanoğlunun %80'ninin yok olacağı hesaplanıyor.

 

Evrim

 

Dünyayı bekleyen diğer bir tehlike ise evrim saatinin sonu. Uzmanlar doğadaki canlıların evrim saatini belirleyen teomer adlı DNA zincirinin kısalması ile kanser, alzeimer gibi yaşlılığa ait hastalıkların artabileceğini belirtiyorlar. Olasılık düşük ancak gerçekleşirse insanlığın %80'ini yok olur.

 

Volkanlar

 

Gezegenimizi şekillendiren dev yanardağlar ve mağmanın bu kez insanlığın yok olmasına neden olabileceği belirtiliyor. Her 50 bin yılda bir gerçekleşen süper volkan patlamaları meteor çarpmasının 12 katı büyüklüğünde bir etki yaratacak. Gerçekleşme olasılığı en yüksek olan bu felaketin insanoğlunun %70'nin ortadan kalkmasına neden olabilir.

 

Kara Delikler

 

Bilim adamlarına göre gerçekleşmesi en düşük felaket sonsuz boşluk yani karadelikler. Dünyanın karadelikler tarafından yutulabileceğini göz ardı etmeyen bilim adamları böyle bir durumda tüm dünyanın yok olacağını belirtiyorlar. Bir kara delikle karşılaşmak mutlak son anlamına geliyor.

Derya Sarı

24.Nisan.2005

 

Kök Hücre Üretimi Tartışmalara Neden Oldu.

İnsan embriyosundan ilk kök hücre üretildi

İnsan embriyosunda kök hücre üretimi, her türlü organın yeniden üretilmesi yolunda önemli bir adım olması nedeniyle bilim dünyasına büyük heyecan getirdi. Parkinson ya da şeker hastalığı gibi rahatsızlıkları olan kişilere organ ya da doku nakli yapılması başarılmasa da çalışmalar devam ediyor.

Güney Kore, kök hücre çalışmalarında yeni bir dönemi başlatacak nitelikte bir buluşa imza attı. Güney Koreli bilim adamları, yaralı ya da hasta kişiler üzerinde kullanılabilecek insan embriyosundan ilk kök hücreleri üretti. Elde edilen sonuç, geçen yıl Güney Koreli bilimadamlarının bir kadının genetik şifresinden elde ettikleri dokuları yine aynı kadının yumurtalarına nakledilmesinden bir adım daha ileri gidiyor. Bu çalışmanın en önemli sonucu, kök hücrelerin kimden geldiğinin önemli olmaması. Kadın, erkek, genç, yaşlı herhangi bir gönüllüden alınan örnekler bir başkasında da tedavi amaçlı kullanılabiliyor

 

Bilimin, insan yaşamını korumak için insan yaşamına son vermesi insanı düşündürüyor.Pek çok hastalığın ve fizyolojik sorunun giderilmesinde önemli çığır açan kök hücre üretimi etik açıdan yapılan tartışmalarıda beraberinde getirdi.

 

ABD Başkanı George Bush, klonlama çalışmaları konusunda kaygı taşıdığını belirterek, insan embriyosundan kök hücre üretilmesine ilişkin kısıtlamaları hafifleten yasayı veto edeceğini açıkladı.

 

İngiltere'de tedavi amaçlı klonlama işlemlerine izin veriliyor. 2001 yılında çıkartılan bir yasayla üremeye yönelik insan embriyonu klonlanması tümüyle yasaklanmıştı.

 

Oya Oybir

21.mayıs.2005

 

Çocuklar Balıkyağı Değil, Taze Balık Yemeli

Anneler, çocuğunun gelişimini hızlandırmak için doktora sormadan balık yağı kullanımından sakınmalıdır.

Gereksiz balıkyağı kullanımının çocukların zeka ve vücut gelişimini olumsuz etkilemektedir.

Balıkyağı D vitamini yönünden zengin bir besindir. Ancak balıkyağının ihtiyaç dışı ve gereksiz kullanımı vücutta kalsiyum birikmesine neden olur. Bu da vücutta hiper kalsem denilen rahatsızlığı ortaya çıkarır. Bu rahatsızlık vücudu nasıl etkiler? Hiperkalsem, çocuklarda erken kemikleşmeye neden olur. Çocuğun erken yaşlarda uzasa bile daha sonraki yaşlarda boy uzaması durur. Hiperkalsemide sinir sistemi olumsuz etkilenir ve zeka geriliklerinin oluştuğu görülür. Böbrek taşı oluşmuna neden olduğu unutulmamalıdır.

Balıkyağı gerekli görülürse, doktor tarafından verilmelidir.

Ama her şeyden önce balık sözkonusu olduğuna tazesini tercih etmelisiniz. Balıkta bulunan omega3 ve omega6 yağ asitlerinin ve fosforun çocuğun zeka ve vücut gelişimde çok önemlidir.

Balık 6.aydan sonra bebeklere verilebilir. Ancak balığın kızartması, ızgarası değil buğlaması tercih edilmelidir.

Meryem Kaya

Yüksek Kimya Mühendisi

15.03.2005

 


Toplum Olarak İyotlu Tuz Yemeliyiz

İyotlu Tuzun Faydaları

İyotlu tuz kullandığınızda iyot gibi açıkta kalmıyorsunuz. Tam aksine çoçukluk yaşlardan itibaren tuzla birlikte tüketilen iyotun çok önemli faydaları var. İyot vücuda yeterince alınmadığı durumlarda gerek çoçuklarda gerekse yetişkinlerde guatr hastalığının ortaya çıkmasına neden oluyor.

İyot denince akla troid bezi, guatr geliyor. İyot yetersizliği ortaya çıkınca özellikle çoçuklarda öğrenme yeteneğinde azalma, algılama güçlüğü, zeka geriliği görülüyor. İyot eksikliğinin yol açtığı hastalıklar çoçukların bedensel ve zihinsel gelişimini olumsuz yönde etkiliyor.

Tuz kullanımı ile gayet basit bir şekilde vücudumuz için tedarik edeceğimiz iyotu toplum olarak kullanmadaki ihmalimiz Türkiye'de her 3 kişiden 1 kişide guatr hastalığının olmasına neden olmuştur.

Türkiye'de guatr görülme sıklığı oranının, erişkin ve çocuklarda yüzde 30.3, okul çağı çocuklarında ise yüzde 31.8 olduğu istatistiği tesbit edilmiştir. Bu oldukça düşündürücüdür. Buradan ortaya çıkmasa da guatr dışında diğer iyot yetersizliği hastalıklarınında toplumda mevcut olduğu sonucu çıkıyor.

İyot vücut için önemlidir makul ölçülerde kullanılacak iyotlu tuz ile temini mümkündür. Yemek pişirirken iyotlu tuz yemek pişimine yakın konulmalıdır. Aksi takdirde iyot kolaylıkla buharlaşır. İmkan ölçüsünde deniz ve orman havası almayıda ihmal etmeyin.

 

Levent Genç

8.Mart.2005

Sayfa Başı


 

Sentetik Giysiler Risk Taşıyor


Naylon, polyester gibi sentetikleri yüksek oranda içeren giysiler, kolay kullanımı nedeniyle tercih edilseler de sağlıksız olmaları ve yüksek yanıcılık riski taşımaları tehlike oluşturuyor.


Tekstil kimyası ve terbiyesi uzmanı Prof. Dr. Habib Dayıoğlu, "Bunlar erirler plastik olduğu için. Naylon, polyester erir. Eridiğinde tene yapışır, yapışınca havayla teması keser. kesince soğuyamaz, devamlı yanar. Bu bakımdan çok zararlıdır" dedi.

Sentetik giysilerin kolaylıkla alev alması, yanık derinliği yüksek olan yanıkların ortaya çıkmasına sebep olurken uzmanlar bu durumun özellikle çocuklarda hayati tehlike oluşturduğunu belirtiyorlar.

İtfaiyeciler ve polisler gibi riskli işlerde çalışanların da, Türkiye'de üretilmeyen "nomax" kumaşından yapılan kıyafetler giymesi gerektiği belirtiliyor. Uzmanlar, zor tutuşan pamuklu keten gibi kumaşlardan yapılmış giysilerin günlük hayatta kullanılması gerektiği söylüyorlar. Ayrıca giysilerdeki sentetik oranının % 50'yi aşmamasını belirtiyorlar.

 

Levent Genç

2 Mart 2005

Sayfa Başı


 

KÜRESEL İKLİM DEĞİŞİKLİKLERİ VE OLASI SONUÇLARI

 

TÜRKİYE İKLİMİNDE GÖZLENEN DEĞİŞİKLİKLER

 

I.BÖLÜM

 

Sıcaklık Değişiklikleri ve Eğilimleri

 

Türkiye'de 1929-1999 dönemindeki uzun süreli sıcaklık değişikliklerini ve eğilimlerini ortaya çıkarmayı amaçlayan yeni çalışmaların sonuçları aşağıda özetlenmektedir.

 

Yıllık, kış ve ilkbahar ortalama sıcakları, özellikle Türkiye'nin güney bölgelerinde artma eğilimi göstermesine karşın, yaz ve özellikle sonbahar ortalama sıcaklıkları, kuzeyde karasal iç bölgelerde azalmaktadır. Gece en düşük hava sıcaklıklarında saptanan ısınma eğilimleri, Türkiye'nin birçok kentinde istatistiksel olarak anlamlıdır. Yaz mevsimi gece en düşük hava sıcaklıklarındaki ısınma, ilkbahar ve sonbahar gece sıcaklıklarının ısınma oranlarından genel olarak daha büyüktür. İlkbahar ve yaz gece sıcaklıklarındaki ısınma oranları ise, ilkbahar ve yaz maksimum (gündüz en yüksek) sıcaklıklarındakilerden genel olarak daha kuvvetlidir. Türkiye'nin sıcaklık rejimindeki daha ılıman ve / veya daha sıcak iklim koşullarına yönelik değişiklikler ilkbahar ve yaz mevsimlerindeki anlamlı gece ısınmasıyla daha kuvvetle açıklanmatadır. Gece en düşük hava sıcaklıklarındaki belirgin ısınmasıyla karşılaştırıldığında, gündüz en yüksek sıcaklıkların bazı istasyonlarda zayıf bir ısınma ve bazılarında ise zayıf bir soğuma sergilediği görülmektedir.

 

Gece hava sıcaklıklarındaki belirgin ısınma eğilimlerinin oluşmasında, küresel ısınmanın genel ve uzun süreli etkisine ek olarak, Türkiye'deki hızlı nüfus artışına ve kentsel alanlara yönelik büyük göçe bağlı yaygın ve hızlı kentleşmenin etkisi vardır.

 

Türkiye ve Bölgesindeki Yağış Değişiklikleri ve Eğilimleri

 

Sahel'de ve Subtropikal kuşak yağışlarında 1960'lı yıllarda başlayan ani azalma, 1970'li yıllarla birlikte Doğu Akdeniz Havzası'nda ve Türkiye'de de etkili olmaya başlamıştır. Yağışlardaki önemli azalma eğilimlerive kuraklık olayları, kış mevsiminde daha belirgin olarak ortaya çıktı. 1970'li yılların başı arasındaki kurak koşullardan en fazla, Ege, Akdeniz, Marmara ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinin etkilendiği gözlendi. Kış mevsimindeki yağış değişiklikleri dikkate alındığında kuraklık olaylarının en şiddetli ve geniş yayılışlı olanlarının, 1971-1974 dönemi ile 1983, 1984, 1989, 1990,1996 ve 2001 yıllarında oluştuğu görülür. Bu yıllarda oluşan uzun süreli ortalamanın çok altındaki yağış koşullarına bağlı meteorolojik kuraklıkların bir sonucu olarak , su açığı ve su sıkıntısı, yalnız tarım ve enerji üretimi açısından değil, sulamayı, içme suyunu, öteki hidrolojik sistemleri ve etkinlikleri içeren su kaynakları yönetimi açısından da kritik bir noktaya ulaştı. Kasım 2001'den 2004 ilkbaharına kadar olan dönemde ise, yağışlar Türkiye'nin önemli bir bölümünde genel olarak uzun süreli ortalamanın üzerinde gerçekleşti.

 

GELECEK YÜZYIL İÇİN ÖNGÜRÜLEN İKLİM DEĞİŞİKLİKLERİ

 

Hükümetler arası İklim Değişikliği Paneli'nin (IPCC) Üçüncü Değerlendirme Raporu'nda (TAR) temel alınan tüm salım senaryoları ve projeksiyonları, atmosferdeki karbondioksit birikimlerinin yüzey sıcaklıklarınınve deniz seviyesinin 21.yüzyıl süresince yükseleceğini;kara ve deniz buzullarının alansal ve hacimsel olarak azalacağını göstermektedir.

 

Sıcaklık Öngörüleri

 

1990-2100 döneminde, küresel ortalama yüzey sıcaklığının 1.4 ile 5.8 C arasında artacağı öngörülmektedir. Öngörülen ısınma oranı 20. yüzyılda görülen değişikliklerden daha büyüktür ve eski iklim verilerine dayanarak, büyük olasılıkla bunun en azından son 10000 yıl boyunca bir benzeri yoktur.

 

Son küresel model benzeştirmelerine dayanarak, neredeyse tüm kara alanları, özellikle soğuk mevsimde yüksek kuzey enlemlerindeki karalar daha hızlı ısınabilecektir. Bunlar arasında en dikkat çekici olanı, tüm modellerde küresel ortalamayı %40 ‘dan daha fazla aşan Kuzey Amerika'nın kuzey bölgelerinde ve Orta Asya'nın kuzeyindeki ısınmadır. Buna karşılık, yazın güney ve güneydoğu Asya'da ve kışın Güney Amerika'daki ısınma küresel ortalama değişiklikten daha azdır.

 

Yağış Öngörüleri

 

Küresel model benzeştirmelerine dayanarak ve çok sayıda senaryo açısından, küresel ortalama su buharı birikimi ve yağış tutarının 21.yüzyıl süresince artacağı öngörülmektedir. 21. yüzyıl süresince artacağı öngörülmektedir. 21.yüzyılın ikinci yarısına kadar yağışlar, kışın orta ve yüksek kuzey enlemlerde ve Antartika'da artmış olabilecektir. Alçak enlemlerdeki kara alanlarında, hem bölgesel artışlar hemde azalışlar beklenilmektedir. Ortalama yağış için bir artışın öngörüldüğü pek çok alanda, yıldan yıla yağış değişkenliği daha büyük olabilecektir.

 

Yağışta mevsimlik kaymalar olabileceği de öngörülmektedir. Genel olarak, yağışlar, yüksek enlemlerde yaz ve kış mevsimlerinde artabilecek. Yağışların, kışın, orta enlemler, tropical Afrika ve Antartika'da, yaz mevsiminde ise, güney ve doğu Asya'da artacağı öngörülmektedir. Avusturalya, Orta Amerika ve güney Afrika'nın kış yağışlarında sürekli bir azalma bekleniyor. IPCC modellerinde, özel olarak Akdeniz havzası için önemli bir yağış değişikliğinden söz edilmemekle birlikte, Hadley Centre'nin iklim modellerine ve başka model sonuçlarına göre, özellikle Doğu Akdeniz havası ve Orta Doğu için, yağışlarda, su kaynaklarında ve akımlarda gelecek yüzyıl için önemli azalmalar beklenmektedir. Yağış projeksiyonları arasındaki model tutarlılıkları, dünyanın birçok bölgesi için göreli olarak zayıftır.

 

Kar ve Buz Öngörüleri

 

Kuzey yarımküredeki kar örtüsü ve deniz buzu yayılışının daha da azalacağı öngörülmektedir. Buzulların ve buz şapkalarının geniş ölçekli geri çekilmesinin 21.yüzyılda da süreceği beklenmektedir. Antartika buz kalkanı daha fazla yağış nedeniyle akışlardaki artış yağıştan fazla olacağından Grönland buz kalkanı kütle kaybedebilir. Deniz seviyesinin altında kalması yüzünden, Batı Antartika buz kalkanının kararlılığı konusunda kaygılar bulunmaktadır.

 

Deniz Seviyesi Öngörüleri

 

TAR'da temel alınan tüm senaryolara göre, küresel ortalama deniz seviyesinin, 1990 ve 2100 arasında 0.09 ile 0.88 metre kadar yükseleceği öngörülmektedir. Bu yükselme, esas olarak okyanusların termal genişlemesi ile buzullardan ve buz şapkalarından olan kütle kayıplarına bağlıdır.

 

Doç.Dr.M.Türkeş

Birlik Dergisi Ocak-Şubat 2005

Sayfa Başı

 


Ayak Sağlığınız İçin Topuklarınıza Dikkat

Ayakkabı seçerken topuk yüksekliğini dikkat edin.

Uygun topuklu ayakkabı seçilmezse çıkıntılı başparmak oluşumlarına neden olursunuz. 7 santimetreden yüksek topuğu olan ayakkabılar, bütün vücut ağırlığını ayak uçlarına bindirir. Buda başparmak sakatlanmalarına neden olur. Biomekanik dengesi bozulan vücutta başta ayak olmak üzere ağrı ve fonksiyon bozuklukları oluşur. Bununla birlikte düz topuk ayakkabılarda düztabanlığa ve taban düşüklüğüne sebep olur.

Bu sebeplerden ayakkabı seçerken topuk boyu ve genişliği önem kazanır. Mümkün olduğunca geniş topuklu, erkeklerde 2-3 santimetreyi, kadınlarda 4 santimetreyi aşmayan topuklu ayakkabıları tercih etmelisiniz. Geniş topuk ayak tabanında birim alana düşen yükü azaltır. Ayağı daha iyi sararak vücudun dengesini artırır. Ayakkabının ucu dar bile olsa, ayakkabıda ayağın yerleştiği kısım geniş olmalıdır.

Meryem Kaya

Sayfa Başı


İnsan Embriyolarını Klonlamak İçin Hükümet İzni Alındı.

İlk klonlamayı gerçekleştiren Profesör Ian Wilmut, 1996 yılında koyun Dolly'i klonlamıştı. Geçen yıl koyun Dolly İskoçya'da ölmüştü.Embriyo klonlamanın, bebek klonlama anlamına gelmediğini belirtilirken bir kısım bilim adamı karara şiddetle karşı çıkıyor.ABD klonlamaya karşı çıkarken Brezilya klonlamanın yapılabileceğini kabul ediyor.

Profesör Wilmut sinir hastalıklarının tedavisi için embriyo kopyalamasına izin verildi.. Klonlanan embriyolardan alınan hücrelerle, sinir hücrelerinin bozulmasının yol açtığı ünlü fizikçi Stephan Hawking'in yakalandığı motor nöron hastalığı gibi hastalıkların tedavisi araştırılacak.

Levent Genç

Sayfa Başı


Kuşburnu C vitamininde Birinci

Doğal olarak yetişen kuşburnu yğksek oranda C vitamini bulundurmaktadır.Kuşburnu C vitamininin yüksek olduğu bilinen bitkilerle karşılaştırıldığında en yüksek C vitamini oranının kuşburnunda olduğu saptanmıştır. C vitamini 100 gram kuşburnunda 400 ile 3000 miligram, 10 gram yeşilbiberde 100 ve 200 miligram, mandalinada 30 ile 32 miligram, portakalda 30 ile 65 miligram bulunmaktadır.

Kuşburnunda C vitamininden basit işlemlerle fazla bozulmadan yararlanılması mümkündür. Bir bardak içine 7-8 adet kuşburnu konularak 80 dakika kaynamış suda bekletilirse C vitaminin %85 oranında suya geçer. Bu şekilde C vitamini kaybı % 15 oranında en aza indirgemiştir. Bu C vitamini yoğun içecek, günlük 70 ile 100 miligram arasında C vitamini ihtiyacı olan insan için çok yararlıdır.

Soley Akkaya

Sayfa Başı


NASIRIN BİTKİLERLE TEDAVİSİ

Derinin boynuzsu tabakasının, sürekli basınç maruz kalması veya sürtünmesi sonucu belirli bölgesinin kalınlaşmasına nasır denir.

SEBEPLERİ

Nasırın sebeplerini şöyle açıklayabiliriz. Ayak kemiklerine uygun ayakkabı giyilmemesi, ayaklarda oluşan nasırın tek sebebi olarak gösterilebilir. Ellerde oluşan nasır ise sadece meslekle ilgilidir. Geniş alanda oluşan nasırlar deri için koruyucu olur, ancak küçük nasırlar ağrı yaratır. Nasırları kesmek, koparmak tehlikelidir. Nasırları gidermek için aşağıdaki tavsiyelerimi uygulayınız.

TAVSİYELER

•  Her evde bulunan bir baş soğanı dövüp biraz tuz ilava ederek lapa haline getirin. Sonra bu karışımı nasırın üzerine tatbik edin bu işlemi nasır sökülünceye kadar yenilerek devam edin.

•  Yine kolay bulabileceğiniz bir malzeme olan sarımsaktan 5 diş alıp, tuz ile dövün karışımı nasır üzerine sürüp, temiz sargı bezi ile bağlayın. Nasır gidinceye kadar karışımı tazeleyerek sürmeye devam edin.

•  Kuru incirin ortası kesilir, çay kaşığının dörtte bir kadar bir miktar kına konur ve nasırlı parmak içine sokulur. Bu işleme parmaktan gidinceye kadar devam edilir.

•  Bir miktar karnıyarık tohumu pişirilip lapa haline getirilir ve nasırın üzerine sürülür. Nasır sökülünceye kadar karışımı yenileyerek sürmeye devam edin.

Bu tavsiyelerden biri Allahın izni ile nasırınızdan kurtulmanıza yardım edecektir. Tavsiyelerden birini seçip sabırla nasırınızı tedavi etmek için uygulayın, inşallah iyi gelecektir.

Meryem Kaya

Yüksek Kimya Mühendisi

Sayfa Başı


ROMATİZMA TEDAVİSİ

Ağrı ve hareket sınırlılığı yaratan eklem ve bağ dokusu iltihabının genel adı romatizmadır. Eklemleri, kalbi ve sinir sistemlerini etkileyen ve çocuklarla erişkinlerde görülen hastalık romatizmal ateştir.

TAVSİYELER

•  Özellikle güneşte altında toplanmış papatya ile bir cam şişeyi doldurun, sonra üzerine şişe tam doluncaya kadar saf zeytinyağı koyun. Bu şişeyi iki hafta süre ile güneş gören bir yerde bekletin. Sonra ihtiyacınız oldukça romatizmal yere masaj yaparak yedirin.

•  Su dolu bir kovanın içine (5lt) dört avuç lavanta çiçeği katılıp 12 saat bekletin, bu karışımı iyice kaynatıp, süzdükten sonra banyo suyuna ekleyerek yirmi dakika boyunca banyo yapın. Karışımı 2-3 banyo için kullanabilirsiniz.

•  İri bir lahananın geniş yaprakları kaynatılıp, ağrılı bölgeye sıcak olarak konulur ve soğumasına yakın sıcak olan yenisi ile değiştirilir. Ayrıca lahana kaynatıldıktan sonra kıyılarak lapa haline getirilir ve sıcak bir bezin içinde ağrılı bölgeye sarılır.

•  On tane taze maydanoz sapı yaprakları ile birlikte, bir litre üzüm suyuna bir veya iki yemek kaşığı üzüm sirkesi katılıp, kısık ateşte on dakika kaynatılarak üzerine 300 gram süzme bal ilave edilip dört dakika daha kaynatılmaya devam edilir sonra süzülür. Süzülen karışım içi temizlenmiş daha büyük bir şişenin içine dökülür, sonra şişenin ağzı sıkıca kapatılıp hava alabileceği yerlere balmumu dökülerek saklanır. Gerektiğinde günde üç kez ikişer yemek kaşığı alınarak ağrılı bölgeye tatbik edilir.

•  Geniş bir havan içinde 10 çift ceviz içi, birer çay kaşığı karabiber ve kafuru birlikte, pomat haline gelene kadar iyice dövüldükten sonra, kaynar suyun vermiş olduğu buharla iyice sıcak ve nemli bir ortamın oluşacağı banyoda, ağrılı bölgeyi sabunlu ve sıcak sulu masajla yumuşattıktan sonra bu bölgeye hazırladığınız pomatı sürüp sıcak ve kuru bir odada dinlenin.

İnşallah bu tedavi yöntemlerinden bir veya birkaçı romatizmal ağrılarınızı hafifletecektir.

Meryem Kaya

Yüksek Kimya Mühendisi

Sayfa Başı


 

 

Copyright ® 2004 . www.huncular.com   Her hakkı saklıdır.