|
Türkçenin Soyut Kavram Zenginliği Ve Necip Fazıl(Okuyunuz-Okutunuz)
Yanıtını vereceğimiz Necip Fazıl'ın dille ilgili 50 yıllık ünlü makalesi...Adını biliyorsunuzdur "Uydurma Dil Felaketi".Fakat bizim yanıtlayacağımız şey öztürkçe-yaşayan türkçe savaşımı değil dünyanın en gelişkin ve en eski(altını çiziyorum ilk yazılı belgelerimizin 8.yüzyıla ait olduğu duyabileceğiniz en büyük yalandır.Ama konumuz bu değil..) dili olan Türkçe'ye kökeni hakkında herhangi bir şey bilmeden gözü kapalı sövmesi...Nedense kuran dili (!) arapça pek seven ama bunu yanında Anadolu'dan da kopamayan sözde ulusçu büyükdoğucularımız ve benzeri sağlam düşünsel temelden yoksun akıma kapılanlar dille ilgili bir konu açıldı MI bu makaleyi ezbere kopyala-yapıştır yazarlar ve makaleyi yazan kişi daha Göktürk yazıtlarını bırakın okuyup anlamayı oradaki birkaç sözcüğün anlamını bilebilecek düzeyde Türkçe bilmezken iyi Türkçe şiir yazarlığı Türklükbilgisi(Türkoloji) uzmanlığı sayılıp sanki yazarın ortaya attığı savlar ayet gibi benimsenir susulur.Kimse de bir yanıt yazmaz.Biz bu kötü alışkanlığı bugün burada kırmaya çalışacağız.Necip Fazıl demiş ki,
"TEK HECELER... Dilimiz umumiyetle tek, hiç değilse az heceli kelimelerden örülü:
Al, kal, çal, dal, ol, sol, dol, yol, ser, ver, ger, yer, yan, ban, kan, san, at, kat, tat, çat, kap, sap, tap, yap, say,
yay, kay, cay, sil, bil, ek, çek, şiş, piş, ye, de, filân, falan, sayısıza kadar giden bir dizi..."
Evet bu yapı Türkçenin ne kadar matematiksel bir yapıya sahip olduğunun ispatıdır.Hatta yazarın koyduğu dal kal çal bile bir kök değildir.Bunlar inanılmaz eski dönemlerde da,ka,ça gibi köklerden türemiştir.Bu tek hecelilik bize bir düşünsüzlük ispatlamaz.Dolgun heceler düşünce gelişkinliğinin göstergesi imiş.(Bunu diyen bir kendisi.Dünyada sadece Arap ve Acem dilleri yoktur.) Türkçe bu tek heceli köklere 400(yazıyla yazıyorum Türkçe bilmeyen iftiracıların gözleri biraz gerçek görsün DÖRTYÜZ) kadar YAPIM ekiyle tamamen matematiksel bir uyumla getirerek inanılmaz mantıkla sözcükler türetir.Necip Fazıl söylemiş söyleyeceğini peki çok itimat ettiği batılı bilginlerden J.H.Greenberg ne demiş bakalım.
""Türkçe, gerçek bir doğa ve matematik dilidir. Türkler Müslümanlığa bulaşmasalardı, Türk dilinin gücüne hiçbir dil ulaşamazdı."
Tabi biz bunu müslüman olup benliğini kaybetmeden dillerini geliştirselerdi diye düzeltiyoruz.Şimdi kime itimat ediyorsunuz zaman sözcüğünün türkçede öd,oğur gibi karşılıkları olduğunu bile bilmeyen Necip'e mi yoksa bu zata mı?Biz şimdi Türkçedeki ekleri teker teker yazıp bunların muhteşem matematiksel verimlerini teker teker yazacak değiliz.İstiyorsanız da yaparız.Şimdilik çok itimat ettikleri batılı bilginlerin Türkçe hakkında söyledikleri sözlerden birkaç tanesini daha sunup Necip Fazıl ardıllarının utanmasını bekliyoruz.
"Türkçe'nin dilbilgisi, şekilde hayret verici güzelliktedir. Fiil (eylem), isim vb. gibi unsurlarda görülen uyarlık ve düzen, bütün kolları ile Türk dilinin bünyesinde var olan açıklık ve yalınlık, insan zihninin ve ruhunun dil yapısında ne kadar yükselebileceğini gösterir." Max Müller
''Türk dili, seçkin bir bilginler kurulunun danışma ve tartışmaları sonucunda oluştuğu kanısını uyandırıyor. Fakat böyle bir kurul, Türkistan bozkırında kendi başına kalmış olarak ve kendi yasaları ya da kendi içgüdüleri itişiyle, insan beyninin yarattığı bu sonucu sağlayamazdı " Jean Deny (Okuyunuz okutunuz ezberleyiniz.)
''Türklerle ilgili olarak kabul edilebilecek biricik tanım dilbilgisel olandır. … Türklerin dili çok büyük bir çekim gücüne sahip olduğundan ilişkide bulundukları birçok insan topluluğu tarafından benimsenmiştir.''Jean Paul Rox
İkinci bir soysuz sav da Türkçenin soyut kavramları olmadığı hep madde üzerinden düşündüğüdür.Şöyle ifade edilir.
"MÜCERRET MEFHUM... Türkçede, kendi öz malı olarak tek bir mücerret mefhum yoktur. Aşağıdaki, hemen her lisanda mevcut
mücerret mefhumların Türkçe karşılığını arayınız:
Zaman, mekân, mesafe, zevk, şevk, mevzuu, merkez, mihrak, gaye, mefkûre, din, Allah; ve nâmütenâhîye kadar sayabiliriz.
Mücerret mefhumların hattâ basitlerinden ibaret olan bu kelimelerden bir tanesini bile Türkçede bulamazsınız. «Allah» adının hiçbir lisanda eşi bulunmaz hâs ve âlem ismi olması bir tarafa, ilâh mânasına her dilde mevcut kelime bile Türkçede yoktur.
«Tanrı» kelimesi «tanyeri» nden gelir ve mücerretlikle alâkasız, putperestlikten kalma bir madde ismi olmaktan ileriye
geçemez. «Mevzuu» kelimesine uydurulan «konu» ise «koymak» gibi kaba ve maddî bir fiile dayanır. «Vazetmek» fiili «koymak»
değildir ve onun üstünde bir mânayı (nüans gamıza) belirticidir.
Neticede, sade ve mahdut madde isimlerine mahsus, beşerî tefekkür malzemesinden mahrum bir lisan karşısında kalıyoruz. Hattâ
«dil» bile «lisan» kelimesine uymuyor da ağızdaki et parçasından ibaret kalıyor."
Öncelikle Tanrı sözcüğü Tanyerinden filan gelmez bu yıllar önce çürütülmüş bir iddaadır.Divan-i Lügat-i Türk te ten- tenit- gibi yükselmek,ağmak,yüceleşmek anlamındaki sözcükleri görünce Tengri sözcüğünün kökünün teng-=yükselmek,yüceleşmek vs vs.. den geldiği görülür.Yani Tengri ÇOK YÜCE ULUĞ AZİZ gibi bir anlamdadır.Şu putperestlikten kalma edebiyatına gelince bu sığ bakışa C.Özakınca Dil ve Din kitabında çok yetkin bir cevap vermiştir.Biz sadece diyoruz ki ALLAH sözcüğü Muhammedilikten önce Arapların dağarcığında yok muydu ve bu sözcüğü en büyük ilah anlamında kullanmıyorlar mıydı?Dahası secde,takva vs bir sürü sözcük daha önce putperestlikte putlara ibadet için kullanılmıyor muydu?Dahası biraz Mezopotamya söylencebilgisi(mitolojisi bunların deyimiyle putperestlik) bilgisi olanlar bilir acaba HURİ,BURAK gibi kavramlar nerelerden hangi inanışlardan kalmadır.NUH TUFANI,EYYÜB KISSASI,İBRAHİM PEYGAMBER öyküleri PUTPEREST SÜMERLERİN METİNLERİNDE geçmiyor mu?Şu halde bu öyküleri putperestlikten kalma diye bir kenara mı atacağız?(Yanıtlarınızı ilgiyle bekliyorum)Bu arada Türkçenin yapılmış ilk Kuran çevirisinde Tengri doğrudan Allah karşılığı olarak kullanılmıştır.Dahası bu dönemde Esma-ül Hüsna diye bildiğimiz adların hemen hemen hepsinin karşılığı vardır.(Oğan,Yarlıgağan...)Biz aşağıda Türklerin ilk Kuran Çevirisinden(Karahanlı Dönemi 11.yüzyıl) soyut kavramlar derlemesi yaptık.Bu Türkçenin ifade cennetinin çok küçük bir bölümüdür.Türkçede hangi kavramların karşılığı var yok bilmeyen bilmediği halde atıp tutan kendilerine biçilmiş belli ölçütlerden özgürleştiremeyen düşünme özürlülerin utanmaları için memnuniyetle sunuyorum.Aşağıdaki dizelgeyi dipdoruk inceleyiniz ve atalarımızın İslam ile tanıştıkları çağlarda soyut kavram özürlü mü,yoksa bu iftirayı atan Türkçe bilmezlerin beyin özürlü mü olduğuna siz karar verin.
abruğ=tereddüt eden,kesin karar veremeyen
açgan=en doğru hükmü veren,fettah
açukluğ=helal
adakın kıl- = namazı tam erkanı ile kılmak
yangluk=insan
adırmak küni=hüküm günü
ayırtlaş- = ihtilafa düşmek
adna-=değişmek,bozulmak,dejenere olmak
ağırlığ=kutsi
aldağlı=hileye hile ile karşılık veren !!!
andık- = ant içmek
arıg ay- =tesbih etmek
arığ=kutsal
arığla- = tesbih etmek
arığlık=münezzeh
artak=kötü fena
astın=alçak,rezil
astınrak=en aşağı
atanmış öd=ecel !! (Belirlenmiş Zaman)
aya ur- = alkışlamak,takdir etmek
barış=iyi örnek,timsal(günümüzdeki anlamından farklı)
beküştürmek=ibret
bilgenrek=en iyi bilen
büt- = iman etmek !!
bütgen=iman eden
bütmek=iman
bütünsöz=hikmet
boynagu=zorba,zalim
boyun berigli=müslüman(sözcüğün birebir karşılığıdır aynı anlamdadır.Teslim olmuş..)
boyun ber- = itaat etmek
bulgak=fitne
buş-=kızmak öfkelenmek
buşku=heyecan,öfke
çalpak=fena,kötü iş/fuhuş(birebir karşılığı olarak kullanılmıştır)
çın söz = hikmet
çıngar- = tasdik etmek
çınlık=hakikat
edgürek=en hayırlı
ediz=yüksek,hazret
elig bul- = etkisi altına almak,istila
elükle- = alay etmek
erket- = gücü yetmek
erk kur- = nüfuz etmek
esiz=şer,kötü
etig=ziynet
geçki=eski
ıdılmış=peygamber !!!(Aynı sözcüğün öztürkçe yalavaç,savçı gibi karşılıklarının olduğunu da bildirelim)
irinç=nimet
keleçü=hikaye,söz
kın=azap,işkence
kızgutluk=azap !!
kopur- = haşretmek,diriltmek !!
köni işlig=hakim
köngül ur-=tevekkül etmek
kulak tut- = istima
ten dilegü=şehvet,heva
küd- = mühlet vermek
küsüş=aziz
küvezlen- = kibirlenmek
oğra- =azm,kasıt,niyet
oğur=zaman
osan-=gafillik etmek
ögdi=hamd
örtgen=gafur !!!
öte- = emaneti sahibine vermek
ötel- = eda etmek
sakınıglı = takva !!
saknuk=takvalı
ser- = sabretmek
sergen=sabırlı
sewünçi=müjde
soyurka-=rahmet etmek
söz koşgu=şair
sunmaklık=ibadet !!!
süçüg=tatlı,hoş
tan-=inkar etmek
tangan=kafir !!
tapgan=kulluk eden
teggüçi=musibet,bela
tegürmeklik=tebliğ !!!
tengle- = takdir etmek
tutuğlı=yazıcı melek
tutur-=vasiyet etmek
tüzün=kerim,halim
uçkun- = aklı çıkmak
uğ=kefalet
uluğrak=en yüce
uvutlu=rezil( iddaa sahibi ve izbasarları için altını çiziyorum.)
ünde-=çağırma,davet,ezan
üstünrek=en üstün
yaraşıklık=tevfik
yarağsız=batıl
yarlığla-=vahyetmek
yoruk=tarz
Biz buna Ozan Aydın arkadaşımızın yaptığı bir derlemeciği de ekleyelim.
bun (dert, sıkıntı), armakçı (aldatıcı, hilekar), küregü (itaatsizlik), bengü (sonsuz, ebedi), bulgak (buhran, karışıklık),
küni (kıskançlık), emgek (eziyet), kut (talih, baht), ıduk (kutlu), kü (şöhret, ün), bilge (bilge), anıg (fena kötü), kıyın
(ceza), yazuk (hata), törü (töre, yasa), tarkınç (huzursuzluk), ülüg (pay, hisse, talih), yablak (kötü, fena), kür (hile,
fesat), umug (umut, dayanak), yolı (kez, sefer), ötüg (rica), kergek (gerek, ihtiyaç), öd (zaman), sayu (her), teblig
(aldatıcı, hilekar), tüz (doğru)…
sezik (kuşku), seziksiz (kuşkusuz), sezinmek (kuşkulanmak), istem (arzu), arıg (temiz, saf), küvenç (güveç, gurur), ög (zeka,
akıl), ögretig (öğrenme, alıştırma), kakınmak (pişman olamak), tözün (asil, soylu), ukmak (anlamak, bilmek), ögrünç (sevinç),
ögrünçlüg (sevinçli), busuş (keder), mengi (zevk, neşe), ölütçi (katil)…
Buyrunuz..Hatta bir şey daha ekleyelim.'Dilimizdeki Türlü Yabancı Sözcüklerin İncelenmesi' adlı yazımdan aynen alıntılıyorum.Sümercede An(gök) sözcüğünün karşıtı olarak yani Yer ve aşağı doğru anlamlarında geçen bu sözcük öntürkçedir ve kır,kök,kişi sözcüklerinin köküdür...Eski Türkçede şimdiki zat,şahıs gibi anlamlardan arınık olan kişi sözcüğünün daha eski hali kiçi dir.Biz burada Ki sözcüğünün toprak anlamında kök olduğunu,-çi ekinin ise günümüzdeki -çi den farklı olarak nispet anlamı katan -ce -cek eklerinin işlevini barındırdığını düşünüyoruz.Şu halde kişi sözcüğü TOPRAKSAL,TOPRAKTAN OLMA anlamındadır.Bu da Türklerde yaratılış inancına ışık tutması açısından budunbilimcilerin ilgisini çekebilecek bir veridir.
Nerede kaldı putperestlik edebiyatı...Türkler topraktan yaratılma örgesine ne zamandan beri sahipmiş.Anlatabildim mi?Türkler çok çok eski zamanlardan beri gelişkin bir din inanışına sahiptir.Sizin ezbere belitleriniz(aksiyomlarınız) bu hakikate en ufak bir şekilde olumsuz etki etmiyor.İmdi Türkçenin soyut kavram zenginliğinden şüphesi olan var mı?Türkçenin üstünlükleri saymakla bitmez.Hala Türklerin 4-5
bin yıl Orta Asya'da durup 1071 de birden Anadoluya dağıldığına inananları Kazım Mirşan,Selahi Diker,Nurihan Fattah ile
tanıştırmak lazım.Ne diyelim Türkçe kendisine yakıştırılan bunca sıfata rağmen bunca bambaşka...Dileğim o ki bunda sonra
hiçbir Türk evladı Necip Fazıl cahilinin UYDURMA DİL FELAKETİ yazısını kopyala-yapıştır yöntemiyle hiç kimseye satmasın.Necip Fazıl'ın Türkçenin derinliklerine ilişkin bilgisi kelimenin tam anlamıyla sıfırdır.Güzel şiir yazabilince
birden Göktürk metinlerini okuyamıyorsunuz.Bundan girü böyle biline...Bu arada anımsatmak gereği duyuyorum.Belki beni batıl inançlarıyla boğuşan bir deli olarak niteleyeceksiniz fakat BAYRAK,YURT,TOPRAK,NAMUS,DİN e ne kadar önem veriyorsanız,ne kadar saygı gösteriyorsanız binlerce yıldır atalarımızın yaza yaza en çok da söyleye söyleye geliştirip bize ulaştırdığı Tanrı'nın yüce lütfu Türkçe de o kadar YÜCE ve KUTSAL dır.Ve güleceksiniz belki ama TÜRKÇEYE boşkafayla söven adam ÇARPILIR.Gerçek ya da mecazi anlamda orasını Tanrı bilir.Ben böyle bilir böyle söylerim.Türkçe benim kutsalımdır.Onu korumak ve yüceltmek en büyük görevimdir.
Tengrikulu Bitidim (Gürbelçin Kaya Yazıtı)
Geleneksel EBRU Sanatımız Avrupa İle Tanışıyor
Renkleri suyla dans ettiren yüzlerce yıllık ebru sanatını dünya keşfetti. Ebru ustası Salih Elhan'ın özellikle Avrupa'nın çeşitli ülkelerinden öğrencileri, maharetleriyle bu sanatı kilometrelerce uzaklara taşıyor.
Son olarak 11. Ankara Sanat ve El Sanatları Fuarı'nda Başkentliler'le buluşan Salih Elhan, 21 yıldır ebru sanatıyla uğraşıyor. Elhan, bir yandan Başkent'teki atölyesinde çalışmalarını sürdürürken, diğer yandan da sergilerle sanatseverleri selamlıyor. Özellikle yabancıların ilgisini çeken sanatını ilgi duyanlarla buluşturan Elhan, Aralık ayında Türk-İngiliz Kültür Derneği'nde, Ocak ayında ise Türk-Amerikan Kültür Derneği'nde sergi açacak.
Ebru ustası Salih Elhan, sahaflık yaparken ebru sanatının "kanına işlediğini" ifade etti. Eski kitapların sayfalarında gördüğü ebru çalışmalarının kendisini adeta büyülediğini, dedesinin otelinde açılan bir serginin ise bu sevgiyi perçinlediğini anlatan Elhan, 1984'ten bu yana ebru sanatıyla ilgilendiğini söyledi.
Milli Eğitim Bakanlığı'nın açtığı kurslarda ders verdiğini ve 700-800 öğrenciye ulaştığını ifade eden Elhan, "Gençlerin ilgisi beni çok sevindiriyor. Ebru sanatı, unutulmak şurada dursun, gençlerin ilgisiyle adeta şaha kalktı" dedi. Bu sanata ilgi gösterenler arasında yabancıların da önemli yer tuttuğunu belirten 69 yaşındaki usta, "Ebru konusunda uluslararası bir konferans düzenlendi. Katılımcılar arasında 16 Türk, 50 yabancı vardı" diye konuştu.
Ebru Nedir
Kağıt süsleme sanatlarının en önemlilerinden ebru, usta-çırak usulü ile öğrenilen yüzlerce yıllık bir sanat. Renklerin suyla dansının yarattığı bir ahenk olan ebru, bazı kaynaklara göre "yüz suyu" anlamına gelen "ab-ı ru" sözcüğünden türetildi. Zorlu ve emek isteyen bir sanat olan ebrunun yapımı şöyle:
"Önce seçilecek kağıdın ölçüsüne uygun büyüklükte bir tekne alınır, tekne ebru sanatında kullanılan bitki özü olan kitrenin karıştırıldığı suyla doldurulur. Kitreli su boza kıvamında veya az seyreği olmalıdır. Hazırlanan sıvı ince bir tülbentle süzülerek temizlenir. Son haliyle tekneye yavaşça boşaltılır.
Değişik renklerde toprak boyalar ayrı ayrı iki cam yüzey arasında iyice ezilir. Ezilme esnasında hafif su katılır. Ezilme sonrasında meydana gelen çamur benzeri boyaya sığır ödü katılarak 15 gün veya 1 ay kadar bekletilir. Boyanın öd asidiyle pişmesi sağlanır. Beklemeden sonra mamul sulandırılarak kullanılır. Boya açılmıyorsa öd katılır. Rengi açmak için su kullanılır.
Hazırlanan boyalar fırça veya metal çubuk yardımıyla daha önce hazırlanmış olan kitreli suyun üst yüzeyine damlatılır. Kağıt tekneye serilir, görüntünün kağıda işlemesi sağlanır, temiz bir ortamda kurumaya bırakılır. Su yüzeyinde meydana gelen şekiller, teknik gereksinme sonucu daha çok soyut olarak gelişir. Bu düzenlemeden sonra seçilen kağıt su yüzeyine yatırılır. Birkaç saniye sonra kaldırılır ve kitreli suyu süzülünceye kadar iki ucundan asılır."
Ebrunun "battal ebru", "gelgit ebrusu", "şal ebrusu", "somaki (mermer) ebrusu", "taraklı ebru", "hafif ebru", "akkase ebru", "kumlu-kılçıklı ebru", "yazılı ebru", "hatip ebrusu", "çiçekli ebru" gibi çeşitleri bulunuyor.Derya Sarı,06.11.2005
Biz;
Anadolu'da OĞUZ'uz,
Orta Osya bozkırlarında KIPÇAK,
Doğu Türkistan'da KARLUK'uz.
Kafkaslar'ın güneyinde AZERİ'yiz,
Kuzeyinde BALKAR'ız, KARAÇAY'ız,
Aynı yerde hem KUMUK, hem NOGAY'ız.
Karadeniz'in kuzeyinde TATAR,
Güneyinde OĞUZ, batısında GAGAUZ'uz.
Moskova'nın doğusunda TATAR.
Aynı yerde kah BAŞKURT, kah ÇUVAŞ'ız.
Sibirya'nın güneyinde ALTAY'ız, HAKAS'ız,
TUVA'yız,
Sibir steplerinde (Yakut değil) SAKA'yız.
Hazar'ın güneyinde İLHANLI,
Doğusunda KARAHANLI'yız.
Tarihin değişik evrelerinde
Avrupa'da HUN'lu
Anadolu'da SELÇUKLU
Balkanlar'da OSMANLI'yız.
Biz eskiden;
Kaşgar'da MAHMUD idik,
Balasagun'da YUSUF HAS HACİB,
Yesi'de HOCA AHMED YESEVİ
Bakü'de RESULZADE, FUZULİ...
Taşkent'te ALİ ŞİR NEVAİ
Semerkant'ta ALİ KUŞÇU
Aşgabat'ta MAHDUM KULU
Preveze'de BARBAROS HAYRETTİN idik,
Prut'ta BALTACI MEHMED,
Plevne'de GAZİ OSMAN,
İstanbul surlarında ULUBATLI HASAN,
Malazgirt'te SULTAN ALPARSLAN.
Balkanlar'da SADIK AHMET
Kırım'da İSMAİL GASPIRALI
Kıbrıs'ta FAZIL KÜÇÜK,
Ankara'da, Sakarya'da, Dumlupınar'da
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK idik.
Çaresiz hastalar başında İBN-İ SİNA
Semerkant rasathanelerinde ULUĞ BEY
Selimiye'nin minarelerinde MİMAR SİNAN
Bugün yine biz;
Astana'da NURSULTAN NAZARBAYEV'iz,
Almatı'da OLCAS SÜLEYMAN
Türkistan'da RAHMANKULU BERDİBAY'ız
Bişkek'te ASKAR AKAYEV, CENGİZ AYMATOV'uz.
Taşkent'te ERKİN YUSUF,
Aşgabat'ta BAHTİYAR VAHAPZADE'yiz.
Ankara'da ALİ'yiz, OSMAN'ız, KEMAL'iz
Kıbrıs'ta RAUF DENKTAŞ
Balkanlar'da İLHAMİ EMİN, FAHRİ ALİ,NIKOLAY BABAOGLU ve RAHMİ ALİ'yiz.
Kırım'da Gaspıralı'nın
Bugüne düşen gölgesi gibi,
Mustafa CEMİLOĞLU'yuz.
Kısacası biz; OĞUZ'uz, KIPÇAK'ız, KARLUK'uz
Tarihin iyi bildiği ad ile biz; TÜRK'üz,
Güzel Sözler
|
Türkler size dokunmadıkça siz onlara sakın dokunmayınız. |
HZ. MUHAMMED |
|
Türk milleti çalışkandır, Türk milleti zekidir. Çünkü; Türk milleti birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir. |
ATATÜRK |
|
Türk'ün haysiyet, izzetinefis ve kabiliyeti çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir millet esir yaşamaktansa mahvolsun evladır. |
ATATÜRK |
|
Türk, asillerin asilidir. Yapma olmayan, gösterişi bulunmayan bu pek yüksek asalet ona, tabiatın hediyesidir. |
PİERRE LOTİ |
|
Türkler bir ırk ve bir millet olarak yeryüzünün en şerefli insanlarıdır. |
LA MARTİNE |
|
Türkler, devlet yıkmakta ve devlet kurmakta birinci sınıf üstatlardır. |
HAMMER |
|
Türkler öldürülebilir, lakin mağlup edilemezler. |
NAPOLEON |
|
Eğer kendilerini tanımış olsaydınız, Türklere hayran olurdunuz. |
SİR MARK SYKES |
|
Türk tek başına bir kuvvettir. Azmini ve iradesini kanından alır. |
HAMMER |
|
Savaşın zevkini almak isteyen Türklerle savaşmalıdır. |
TAUSEND |
|
Türkler barışta melek savaşta ifrit gibidir. |
B. GAZZİ |
|
Türke düşman olmak beşeriyete düşman olmak demektir. Allah beni bu afetten korusun. |
LA MARTİNE |
|
Türk Milleti'nin aşırı sabırlı olduğunu, fakat ayranı kabardığı zaman, Kağan arslan gibi önünde durulmadığını bütün tarih ve dünya bilir. |
NİHAL ATSIZ |
|
Türkler dünyanın en mert insanları, en iyi ve asil milletidirler. |
VON DER GOLTZ |
|
Türkler, tarihte oynadıkları rol bakımından, dünyanın birinci milletidir. |
NİHAL ATSIZ |
|
Kılıcı eşsiz bir maharetle kullanan Türk eli, mağlup ettiği insanların yarasını sarmakta da o kadar ustadır. |
LORD BYRON |
|
Türkler müdafaaya başkalarının vaz geçtikleri noktadan başlarlar. |
MOLTKE |
|
Türk milleti cihana hakim olmak için yaratılmıştır. |
HACI BEKTAŞI VELİ |
|
Türklerin biricik sevdikleri şey hak ve doğruluktur. |
W. PİTT |
|
Türk'ü, gerçek olarak Türk'ten başkası sevemez. |
NİHAL ATSIZ |
|
Tanrının devlet güneşini TÜRK burçlarından doğdurmuş olduğunu ve onların mülkleri üzerinde göklerin bütün teğremerini döndürmüş bulunduğunu gördüm. |
KAŞGARLI MAHMUT |
|
Türklerin yalnız sonsuz bir cesareti değil, iradeleri sersemleştiren bir sihirbaz zekası da vardır |
ÇERNAYEV |
|
Ey Türk! Titre ve kendine dön. |
BİLGE KAĞAN |
|
Türkler mağlubiyet adında bir şey olduğunu red ve inkar etmişlerdir. |
MAREŞAL FRENCH |
|
Türklerin yürekleri temizdir. Onlarda batıl fikirler, basit düşünceler yoktur. Türklerin vücutları ve sesleri gibi konuştukları dil de azametlidir. Her Türk kendini aslan, düşmanı av, atını ceylan sayar. |
SEMAME İBNİ EŞREF |
|
Türkler her şeylerini feda eder, fakat istiklallerini asla. |
LLOYD GEORGE |
Murat Lokmanoğlu,24-10-2005
SAKARYA
İnsan bu su misali kıvrım kıvrım akar ya
Bir yanda akan benim öbür yanda Sakarya
Su iner yokuşlardan hep basamak basamak
Benimse alın yazım yokuşlarda susamak
Her şey akar; su,tarih,yıldız,insan ve fikir
Oluklar çift, birinden nur akar birinden kir
Akışta demetlenmiş büyük küçük kainat
Su çıkan buluta bak bu inen suya inat
Fakat Sakarya başka yokuş mu çıkıyor ne
Kurşundan bir yük binmiş köpükten gövdesine
Çatlıyor yırtınıyor yokuşu sökmek için
Hey Sakarya kim demiş suya vurulmaz perçin?
Rabbim isterse sular büklüm büklüm burulur
Sırtına Sakarya'nın Türk Tarihi vurulur
Eyvah eyvah Sakarya'm sana mı düştü bu yük
Bu dava hor,bu dava öksüz,bu dava büyük!..Ne ağır imtihandır başındaki Sakarya...
Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?..İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal
Hamal ki sonunda ne rütbe var nede mal
Yalnız acı bir lokma zehirle pişmiş aştan
Ve ayrılık,anadan,vatandan ,arkadaştan
Şimdi dövün Sakarya dövünmek vakti bu an
Kehkeşanlara kaçmış eski günleri an
Hani Yunus Emre ki, kıyında geziniyordu
Hani ardında çil çil kubbeler serpen ordu
Nerede kardeşlerin cömert nil, yeşil tuna
Giden şanlı akıncı ne gün döner yurduna?
Mermerlerin nabzında hala çarpar mı tekbir?
Bulur mu deli rüzgar o sedayı Allah bir!
Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler;
Sakarya kandillere katan döktü geceler...
Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya,
Öz yurdunda garipsin öz vatanında parya!
İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su;
Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu
Geldi ölümlü yalan gitti ölümsüz gerçek;
Siz hayat süren leşler,sizi kim diriltecek?
Kafdağını aşsalar belki çeker de bir kıl
Bu ifritten sualin kılını çekmez akıl
Sakarya saf çocuğu masum Anadolu'nun
Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun
Sen ve ben gözyaşıyla ıslanmış hamurdanız
Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız!
Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader;
Aldırma böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!
Bana kefendir yatak,sana tabuttur havuz,
Sen kıvrıl ben gideyim, son peygamber kılavuz.YOL ONUN, VARLIK ONUN, GERİSİ HEP ANGARYA,
YÜZÜSTÜ ÇOK SÜRÜNDÜN, AYAĞA KALK SAKARYA...
Necip Fazıl Kısakürek
Yelkenler biçilecek, yelkenler dikilecek;
Dağlardan çektiriler, kalyonlar çekilecek;
Kelpetenlerle surun dişleri sökülecek!
Yürü hala ne diye oyunda, oynaştasın?
Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın!
Sen de geçebilirsin yardan anadan, serden…
Senin de destanını okuyalım ezberden…
Haberin yok gibidir taşıdığın değerden..
Elde sensin, dilde sen; gönüldesin, baştasın…
Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın!
Yüzüne çarpmak gerek zamanenin fendini!
Göster: Kabaran sular nasıl yıkar bendini?
Küçük görme! hor görme! delikanlım! kendini!
Şu kırık abideyi yükseltecek taştasın;
Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın!
Bu kitaplar Fatih'tir, Selim'dir, Süleyman'dır;
Şu mihrap Sinanüddin, şu minare Sinan'dır;
Haydi artık uyuyan destanını uyandır!
Bilmem, deden gündelik işlerle telaştasın…
Kızım, sen de Fatih'ler doğuracak yaştasın!
Delikanlım, işaret aldığın gün atandan
Yürüyeceksin… millet yürüyecek arkandan!
Sana selam getirdim Ulubatlı Hasan'dan…
Sen ki burçlara bayrak olacak kumaştasın;
Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın!
Bırak, bozuk saatler yalan yanlış işlesin!
Çelebiler çekilip haremlerde kışlasın!
Yürü aslanım, fetih hazırlığı başlasın…
Yürü, hala ne diye kendinle savaştasın?
Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın!
ARİF NİHAT ASYA
Nazik, Komilfo;kibar;elegan; janti, ince
Hatıra bu gelmez mi asrilik denilince?
Dil, din farkı gözetmez; genç, ihtiyar her yaşta
Asrilik şartı gelir bunlar için en başta
Hepsi koket, hepsi şık, düzgün kıyafet kılık
Kadınları çaçaron, erkekleri kılıbık
Haftada dört beş gece gelirler bir araya
Kimi şebeğe dönmüş, kimi de maskaraya
Viski, kokteyl; likör, mezeler bol sandöviç
A dö tbl bakara, frap; poker; bezik, briç
Şen müzik devertizman kontuarı eğlenceler
Sabah olurken biter olan sonsuz geceler
Her gece birkaç yüz papeli sökülüşler
Ayrılırken el sıkıp kırılıp dökülüşler
Hakikati bilmeyen her halde gıpta eder
Ah ne yüksek yaşayış; ne mes'ut insanlar der
Asrilik ne demektir anlaması biraz zor
İç yüzünü öğrenmek istersen gel bana sor
Dikkatli bak görürsün ne kadar tersine iş
Uçuruma sürükler cemiyeti bu gidiş
Otuz yıldır gezerim muhiti adım adım
Her inkılap devrinde bir terakki aradım
Yazık ki rastlamadım çok gayret ettimse de
Bizdeki asriliği görmedim hiç kimsede
Bir hasbihal edelim ben sana anlatayım
Bu çok mühim yarayı deşeyim kanatayım
Biraz daha geçerse can evine girecek
Asrilik denen afet bünyeni kemirecek
O tertemiz varlığın çürüyüp kanayacak
Kangıran olup çıban her yerini saracak
Asrilerde bulunmaz dostluk vefa müveddet
Yalandır, hep riyadır; samimiyet muhabbet
İşit fakat inanma o yaldızlı sözünü
Elinden gelse oyar birbirinin gözünü
Sahtedir, gösteriştir o cicili şeyler
Candan dosttur sandığın kalkar seni zemmeyler
Ne ahbablık hissi var ne hak ve hukuk tanır
Ne kimseden sıkılır ne Allah'tan utanır
Erkek adı donkişot, kadında yok ar haya
Namus; dinden bahseden kalır burada yaya
Lükstür tuvalettir onlardaki her imam
Mübalağa değildir bu saydıklarım inan
Saç, kaş, kirpik, göz, dudak, yanak, hepsi denk
Altın rengi tozpenbe beyaz kızıl kara renk
İsraf günahtır dersen katılır güle güle
Binlerce lira verir birkaç metrelik tüle
Saçlar kuaför ister, pamuk eller manikür
Vücuda masaj lazım ayaklara pedikür
Aklın varsa sokulma kaç onlardan uzağa
Görünüşe aldırma tutulursun tuzağa
Asriliğe imrenip bakarken sağa sola
Hali vakti yerinde kimseler düşer ağa
Üşüşürler başına içki kumarla boğarlar
Metelik kalmayınca ard kapıdan kovarlar
Asri denen kibarın dolabı böyle döner
Lakin öbür tarafta birçok ocaklar söner
Asriler işte böyle yarı Türk yarı frenk
Kadınları çaçaron kozmopolitten erkek
Bunlardan gelen nesil vatan millet tanır mı
Müslümanlık kaygusu Türklük duygusu var mı?
Asriliğin manası edep irfan demektir
Bizdekine gelince düpedüz b.. yemektir.
Osman Yüksel Serdengeçti
<< İçimizdeki beyinsizlerin işledikleri yüzünden, bizi helak eder misin, ALLAH'IM...... >>
A'raf (7) suresi, 155. Ayetin bir kısmı.
Hüsrana rıza verme... Çalış...Azmi bırakma;
Kendin yanacaksan bile, evladını yakma!
Evler tünek olmuş, ötüyor bir sürü baykuş...
Sesler de << Vatan tehlikedeymiş... Batıyormuş! >>
Lakin, hani, milyonları örten şu yığından,
Sahipsiz olan memleketin batması haktır ;
SEN SAHİP OLURSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR.
Feryadı bırak, kendine gel, çünkü zaman dar...
Uğraş ki: Telafi edecek bunca zarar var.
Feryad ile kurtulması me'mul ise haykır!
<< İş bitti... Sebatın sonu yoktur! >> deme; yılma.
Ey millet-i merhume, sakın ye'se kapılma
19 Rebiülahir 1331
14 Mart 1329
(27 Mart 1913) Mehmet Akif Ersoy
Nesrin Firdevs'ten HAFTANIN ŞİİRİ… 29.12.2002
Saldır ey küstah dönme , bütün hıncınla saldır,
Milliyet, mukaddesat çünkü sence masaldır!
Dolaşarak yurdumun her köyünü, şehrini,
Akıt ey bodur yılan , akıt bütün zehrini!...
Durma bak meydan bomboş, geçmez ele bu fırsat;
Dün ( Vatan )'ı satmıştın, bugünde yiğitlik sat!..
Havanın kararması ekmeğine sürdü yağ,
Kurşun ol da, ey namert, üstümüze öyle yağ!
Kusup sönmez kinini haklaş bizimle haklaş,
Yoldaşın Nazım gibi günden güne alçaklaş!..
Ne insanlık bilirsin, ne fazilet, ne de hak;
Göster o pis kanını icabını muhakak!..
Emret çömezlerine: Kursunlar ( Türk )'e pusu,
Geçsin toptan hücuma: İmansızlar ordusu!..
Saldır ey nur düşmanı, karanlık ruhlu adam!
Saldır ki gerçekleşsin beklediğin inhidam!..
Ey Rab'bin kitabında tel'in ettiği çıfıt !
Ey küfrü Nemrut 'tan bol, insafı Neron 'dan kıt!..
Vur, ardına bakmadan, bütün şiddetinle vur;
Kaadirsen cümlemizin külünü göğe savur!..
Biliyorum (Kölelik) yetti artık canına,
Girmelisin, muhakkak, milletimin kanına!..
Çirkef kalbin ferahlar –belki- ancak o zaman,
Salır haydi yüzüne gülerken kahpe devran!..
AŞIK FEDAİ
|
Copyright ® 2004
. www.huncular.com Her
hakkı saklıdır.
|