HUNCULAR

 

 


Gizli İlimler

  1. FATIMA'NIN SIRRI
  2. VATİKAN'DAN YANIT EFSANELERE İNANMA
  3. PARACELSUS (I)
  4. TAÇ
  5. KIRGIZ – KAZAK BAKSILARININ DUALARI
  6. CİNLER
  7. CİNLERLE İNSANLAR EVLENEBİLİRLER Mİ?
  8. CİN'CE YADA CİNLERİN ÖZEL BİR DİLİ VAR MIDIR?
  9. YAMYAMLIK
  10. YENİ DÜNYA BÜYÜCÜLERİNDE YAMYAMLIK
  11. SİNO BADTİVİRA'nun KEHANETLERİ
  12. NESRİN ŞAMANOV'dan KEHANETLER
  13. ÇİÇİ ENİKU'DAN 2020'ye KADAR KEHANETLER

FATIMA'NIN SIRRI

Portekiz'deki Fatima köyünde 1917 yılında Meryem Ana'yı altı kez gördüklerini iddia eden ve bu iddiaları Vatikan tarafından kabul edilen üç çocuktan hayatta kalan sonuncusu, Lucia de Jesus dos Santos öldü.Rahibe Santos'un ölümü dolayısıyla Portekiz'de bugün ulusal yas ilan edildi.

İnanışa göre, 13 Mayıs 1917'de Fatima köyünde üç çoban çocuğuna Meryem Ana'nın ‘Tesbihli Kadın' olarak görünüşü ve bu mucizenin aynı yılın Ekim ayına dek her ayın 13'inde tekrarlanışı, köyü büyük bir Katolik hac merkezi durumuna getirdi.

Vatikan'a göre, çocuklar, 1917 yılında Mehmet Ali Ağca'nın Papa 2'inci John Paul'e suikast girişiminde bulunacağını görmüştü. Papa, suikast girişiminin yıldönümünde, Mayıs 2000'de Fatima'yı ziyaret etmişti. Vatikan, Papa 2'inci Jean Paul'in Rahibe Santos'un ruhu için dün özel olarak dua okuduğunu açıkladı.

15.02.2005


Vatikan'dan yanıt:

Efsanelere inanma

FATİMA'nın sırrı ile dünyanın sonu arasında bir bağlantısı olduğunu öne sürerek Vatikan'a mektup yazan ve Hz.İsa'nın karşıtının (deccal) Papa 2.Jean Paul tarafından açıklanmasını isteyen Mehmet Ali Ağca'ya, Katolik dünyasından “Efsanelere inanma” mesajı geldi. Azizlerden sorumlu Vatikan Kongregasyon Valisi Kardinal Jose Saraiva Martins, Hazreti İsa'nın karşıtının bulunmadığını bunun bir efsane olabileceğini söyledi. Kardinal, “Bu söylentiler sadece bir fantezinin meyvesidir” diye yanıt verdi. Kardinal Martins, rahibe Lucia'nın yazdıklarında Hıristiyanlık karşıtı ideolojilerden söz ettiğini, bunun Hazreti İsa ile karıştırılmaması gerektiğinin altını çizerek “Ancak insanlık karşıtı olunabilinir. Tıpkı Hitler ve Stalin gibi milyonlarca erkeği, kadını çocuğu ölüme götürenler gibi” hatırlatmasında bulundu.

Reha ERUS

Roma

 

Sayfa Başı

PARACELSUS (I)

Rönasans'ın Alman bilgini Theophrastus Philippus Aureolus Bombastus von Hohenheim ( 1493-1541) renkli bir kişiliğe sahipti. Genellikle PARACELSUS adıyla tanınmaktadır. Otuz yaşlarındaykenaldığı bu lakap “von Hohenheim”ın Latinceleştirilmiş şeklinden türetilmiş olabileceği gib “Celsus'tan üstün” ( Celsus, milattan sonra birinci yüzyılda yaşamış bir Romalı tıp eserleri derleyicisidir.) anlamına da gelebilmekteydi. Belki de, geleneksel kavramları yıkan “paradoksal” (doktrinlere aykırı) kitaplar yazmasıyla ilgiliydi. Paracelsus 1493 veya 1494'te İsviçre'de Einsiedeln'de tıpla ilgilenen bir ailede doğdu.

İlk eğitimini özellikle botanik, madencilik, metalürji ve genel bilim konusunda babasından aldı. Sonraki hocaları piskoposlar ve büyüyle ilgili faliyetlerinin önde gelen ismi olan Sponheim başrahibiydi. Yirmili yaşlarına geldiğinde, Paracelsus bölgedeki madenlerde veya daha muhtemel olarak bu madenlerin laboratuarlarında çalıştı. Bu, oldukça alışılmış bir eğitimdi. Ayrıca, İtalya'ya gittiği ve Ferrara Üniversitesi'nde bir süre tıp okuduğu da tahmin edilmektedir: çünkü çok geçmeden, önce Venedik'te sonra da başka yerlerde askeri cerrah olarak çalıştığını görmekteyiz.

Doktorluk gibi saygı gören bir mesleğin üyesi olmasına rağmen Paracelsus'un babası gayri meşru bir çocuk olarak doğmuştu. Annesi ise bir Benediktin manastırında hizmet etmekteydi. Bu durum, Paracelsus'u hayatı boyunca etkilemiş görünmektedir; çünkü otorite ile arasında her zaman bir sevgi-nefret ilişkisi vardı. Arkadaşlarını, hatta hamilerini bile kendinden uzaklaştıran öfkeli bir adamdı. Geleneksel bilimi ve tıbbı reddetti; tedavi yöntemlerini köylülerden öğrenmeye çalıştı; köylülerle beraber tavernalarda içki içerek zaman geçirdi; bu alışkanlığı ona şarap konusunda uzmanlık kazandırdı. Köylülerin hastalıklarını ücretsiz olarak tedavi etti ve zenginlerden fahiş ücretler alarak durumunu dengeledi.

Paracelsus'un meslek hayatı, başarı ve başarısızlığın tam bir karışımıydı.Salzburg'da başarılı şekilde doktorluk yaptı, önde gelen hümanist yayımcı Johannes Froben'in hayatını kurtararak büyük ün kazandı. Bu başarısı ve Erasmus'a yaptığı sağlam tıbbi tavsiyeler sayesinde, 1527'de Basel'de belediye doktorluğu ve tıp profesörlüğü görevlerini elde etti. Ancak akademik otoriteler memnun değildi. Çünkü, gerekli belgeleri sunmayı ve yemin etmeyi reddetmiş, Galenos'u karalayan bir yazı hazırlamış ve yeni bir program hazırlayacağını açıklamıştı. Tayini ancak Froben'in ve diğer güçlü reformcuların yardımı sayesinde gerçekleşti. Ancak ertesi yıl Froben öldü ve Paracelsus, Basel'i terk etmek zorunda bırakıldı. İbn Sina'nın Kanun'unun bir nüshasını herkesin önünde yakmış, Almanca ders vermekte ısrar etmiş, sınıflarına berber-cerrahları almış ve hatta, vizite ücretini ödemediği için bir üst düzey hükümet yetkilisini mahkemeye verecek kadar işi ileri götürmüştü. Bundan sonra Paracelsus, bir şehirden diğerine dolaştı. Kendine gösterilen misafirperverliği genellikle suistimal ettiğinden, bir yerde en fazla iki yıl kalabilmekteydi. Madencilerde görülen hastalıkları da, köylü elbisesi giyerek yaptığı bu geziler sırasında inceledi. 1541 yılında Salzburg'da öldü.

Çok sağlam bir bünyeye sahip olan Paracelsus, içki içmede köylülerle iddiaya girmekte ve kazandıktan sonra, gecenin geri kalan kısmında yazılarını çok tutarlı bir dille sekreterine dikte etmekteydi. Tabii ki, elindeki kılıcı sallayarak ve bağırarak etrafındakilere dehşete düşürmediği zamanlarda! Ertesi gün laboratuarında çalışmakta veya muayenehanesinde hasta bakmaktaydı. Bu çılgınca hayata rağmen, tıbba bazı yenilikler getirdi. Silikoz ve tüberkülozu madencilerde görülen meslek hastalıkları olarak tanımladı; frenginin doğuştan gelebileceğini buldu; guatr ile kretinizm (patolojik zeka geriliği) arasında bir bağlantı olduğunu anladı. Ancak en önemli katkısı yeni bir hastalık teorisi ortaya koymuş olmasırdır.

Paracelsus, hastalığın vücut sıvılarındaki dengesizlik veya düzensizlikten meydana geldiğine dair eski inancı çürüttü; dış etkilerin önemini vurguladı ve özellikle vücudun bir “zehir” tarafından istila edildiğini ileri sürdü. Bu onu yeni tedavi şekillerine götürdü ve tedavide, homeopati ilkelerini ve “benzerlikler” kavramını uyguladı.

Homeopati, Sağlıklı kişilerde belirli hastalıklara yol açan ilaçların, o hastalıkların belirtilerine karşı kullanılmasına dayanan tedavi yöntemidir.

Bunun sonuncu tedavi şekline göre, kullanılacak bitkisel ilacın seçimi, bitkinin rengi ve şekli ile hasta organ arasındaki benzerlik göz önüne alınarak yapılmaktaydı. Ayrıca ilaç hammadelerini, içerdikleri spesifik bileşenlere göre ayırmaya çalıştı ve minarelleri doğrudan ilaç olarak kullanmayı öğütledi. Bütün bunlar, kimyada yeni teknik ve fikirler geliştirmesine sebep oldu ki, bu teknikler ve fikirler kendisinden sonra iyatro kimyayı uygulayacak olanlara çok fayda sağlayacaktı

Sayfa Başı


TAÇ

Tarikatlarda, her tarikatın başlık her tarikatın kendisine mahsus işaretini taşıyan başlıklara verilen ad. Başlıklar, her tarikatın başlık biçimi ve simgelerle diğerlerinden ayrılan özelliklere sahiptirler. Bu bakımdan ne kadar tarikat varsa o kadarda birbirine benzemeyen taç olduğu söylenebilir. Bunlar yalnız üst bölümleri ve başa giyilen yerlerine verilen kubbe ve lenger isimlerinde birbirinden farksızdırlar. Taçın üstüne destar denilen sarık sarılır. Taç geleneği Hz. Adem'e kadar çıkar. Bazı mutasavvıflara göre Hz.Adem Cennet'teyken taç giyerdi. Yeryüzüne indikten sonra Cebrail tarafından tıraş edildi ve taç giydirildi. Diğer peygamberlere de gökten taç inmiştir. Mutasavvıf yazarlar, taçları, biçim ve simgeledikleri anlamları konu alan yazılar yazarak tasavvuf yazı geleneğinde Taçname denilen bir bölümün vücut bulmasına yol açmışlardır. Taçların şekilleri, onları oluşturan parçalar ve sayıları, yorum bakımından böyle bir türün doğmasına fazlasıyle elverişlidir.

Ayrıca, bahis konusu bu taçlar tarikatlarda ‘tekbirleme' denilen özel tören ve dualarla giydirilirdi. Bunların yapımları da ayrı bir sanat ve ustalığa ihityaç gösteriridi. Mevlevi tacı, sikke denilen bal rengi veya beyaz iki katlı parçadan yapılırdı. Dilimsiz bir karış dört parmak yüksekliğinde olur, tepeye doğru darlaşırdı. Mevlevi şeyhlerinden Seyyid olanlar bu sikke üstüne yeşil, diğer şeyhler beyaz, halifeler de koyu mor destar sararlardı. Mevlana soyundan gelen çelebiler destarı, sikkeyi alttan tam kapatacak gibi, diğer şeyhler ise alttan bir parmak boşluk bırakarak sararlardı.

Bektaşilerin taçları beyaz keçeden, bir karış uzunluğunda, tepeye doğru darlaşmayan, kubbesi Oniki İmamı simgelemek üzere 12, lengeri dört kapıyı belirtecek şekilde dört dilimli yapılırdı. Tepesinde başparmak tırnağı büyüklüğünde bir keçe parçasının üstü iplikle işlenerek tututurulan bir parça vardı. Bu parçanın adı mühür veya düğmeydi. Bu taca Tac-ı Hüseyini ve Tac-ı Celali adı verilirdi. Tepesinde düğme veya mühür bulunmayan ve dilimleri dıştan dikişli olmayan, kubbesi 12, lengeri dört dilimli taca da Kalenderi Taç denirdi. Bektaşilikte taca destar sarmak yalnız babalara tanınmış bir ayrıcalıktı. Muhiblere gelince, onlar daltaç denen destarsız taç giyerlerdi.

Kadiriye, Rıfaiye, Bedeviye ve Sadiye taçları da 12 dilimden oluşuyordu. Ancak bunların lengerleri düz ve dikişsizdi. Rıfailer bu dikişsiz yere siyah, Kadiriler yeşil, Bedeviler kırmızı, Sadiler beyaz sarık sararlardı. Şazelilerin taçları dilimsiz ve beyaz sarıklıydı. Kadirilerin ayrıca, üstü sivri, nakışlarla süslü, altı koyun yünüyle çevrelenmiş bir taçları daha vardır. Bu taca Müjganlı Tac adı verilmiştir.

Süleyman Eyyüp

Sayfa Başı


KIRGIZ – KAZAK BAKSILARININ DUALARI

Besenteyin argı atası Barlıbay

Turdubek duvan basında…

Evveli Kuday cin casagan Bir birin en mol casagan

Cininng argı atası Kentbuga Cin atası Berdibay

 

Cin uranı ekev! Ekev! Asmandagı mıng bes pirim!

Kırk bıçak saldırıp kırk ine magan tüyretip

Töbeme aydar koydurup cinge moyun koydurup

Könbegenge köndürgen kuv agaçka töndürgen

Ak sakaldan bata aldırgan ak sarı bas koydu soydurgan

 

Bes bala bes asav tay üyge kirgızken…

Eregisken cerge dert salgan cin bolup baylangan

Kirme bolup aynalgan. Üyden kelgen on koca

Kırdan kelgen kırk koca ol kocanıng içinde azret koca

Ceti ölükke can bergen belsızlerge bel bergen

 

On iki ak boz at oynaganday kün kayda?

Cin çakırdım Kambar'dan; kıyada catkan candardan.

Temircan'ga selem de, haber ber!

Avur kol cıysın! temirden ton tiksin!

Oydan kelgen on börü su börüler içinde

 

Altı avuzdu kök börü. Kusur kuda (?) Kök Kaban

Kök cendet Kondubay ilinde Cumabaydın balası

Kusur kuda (?) Kök Kaban, cin içinde sen caman

Mangday terisi kuruşup, cin bitken min urusup

Cörgeginde cabısıp onbirinde tabısıp

Sayfa Başı


 

CİNLER

Cinler daha önceki peygamberlerin tebliğlerine de uymuşlardı. Kur'an-ı Kerim'de Ahkaf suresinin ( 46 / 29 - 30 – 31 ) ayetlerinde,

30) < Dediler ki: “ Ey toplumumuz! Biz; Musa'dan sonra indirilen, kendinden öncekini doğrulayan, hakka ve dosdoğruyola ileten bir Kitap dinledik” >

31) “ Ey toplumumuz! Allah'ın davetçisine uyun, ona imanedin ki Allah, günahlarınızdan bir kısmını bağışlasın ve sizi acıklı bir azaptan korusun.”

Anlatıldığı gibi Hz. Musa'ya indirilene iman etmişlerdi. Nitekim sadece Hz. Musa değil daha pekçok peygamberin de tebliğini aldıkları yine En'am suresinde net olarak görülmektedir. (En'am /130) “ Ey cinler ve insanlar topluluğu! İçinizden, size ayetlerimi anlatan ve şu gününüzle yüzyüze geleceğiniz hususunda sizi uyaran resullaer gelmedi mi? ”

Bütün bu ayetlerden anlaşılacağı gibi, Cinler de peygamberlerin tebliğlerini dinlemişlerdir. Ve aralarından bazıları iman etmiş bazıları da inkar etmişlerdir.

Yine Kur'an-ı Kerim'de Cin suresi gayet net olarak açıklamaktadır;

1) De ki “ Cinlerden bir topluluğun dinleyip şunu söyledikleri bana vahyolundu: Gerçekten biz, hayranlık verici bir Kur'an dinledik.”

Yine Kur'an-ı Kerim'de (Neml, Sebe, Fussılet, Saffat.. ) cinler hakkında pek çok bilgi edinmekteyiz.

O halde sorumuza gelelim . İman eden cinler neye iman etmişlerdir?

- Cinler Allah'ın tek yaratıcı olduğuna, onun resulleri olduğuna ve bu resullerin insanlardan olduğuna iman etmişlerdir.Yani iman eden cinler, şeytanın yaptığı gibi yapmamış topraktan ve sudan olanın üstün olduğuna iman ettikleri gibi peygamberlerin de insanlardan olduğuna iman etmişlerdir.

O halde cinler öteki peygamberlerin de bütün tebliğlerine uyarlar mı?

- Dört ayaklı bir masanın bir ayağı kısa olsa nasıl denge olmaz ve o masanın üzerinde bir şey durmazsa, iman da böyledir. İnançlı bir bütünün tamamına inanır. Peygamberlerin tebliğlerine iman eden cinler de ilahi vahyin tamamına iman etmişlerdir.

Fakat insanlar arasında geçen özel meselelerle ilgili ayetler onları bağlamaz (Bakara 222).

Bu konuda bir başka görüş ise şudur. Ayetlerin okunuşlarının bir görünen manaları bir de sır olan manaları vardır ki, onlar bu örtünün altındaki manaya da iman ederler. Böylece bütün vahyi uygulamaları icab eder.

Cinlere, cinlerden peygamber gelmiş midir?

Bu konuda Kur'an-ı Kerim'de net bir cevap bulamıyoruz. (Sadece Enam 130) Oysa daha önceki inançlarda kabul edilen görüş şudur ki, Adem'den önce yeryüzünde cinler yaşamaktaydı. Daha doğrusu insandan önce onlar vardı. Ve cinler nefisli varlıklardı. Yani kavimdiler. Allah'u teala “ biz her kavime bir uyarıcı elçi gönderdik” der. İşte bu yüzden cinlere de cinlerden peygamber gönderildiğine inanılır.

O halde bu peygamberlerin isimleri nelerdir? Veya kitapları nerededir?

Bugün peygamber isimleri olarak söylenen cin isimleri esasen Akadca, Sümerce ve İbranice isimleridir. Ve bunun böyle olduğunu, daha doğrusu bu isimlerin eski inanışlardaki çok tanrıların isimleri olduğunu bunu savunanların bildiklerini sanmıyorum. Bugün büyüde kullanılan isimler de çoğunlukla bu isimlerdir. Yalnız işin bir enteresan tarafıda şudur ki, Eski ve Yeni Dünya'da cin peygamber isimlerinden bazıları ortak isimlerdir.

Süleyman EYÜP

Şubat, 1991

Sayfa Başı


Süleyman EYYÜP'le röportaj:

CİNLERLE İNSANLAR EVLENEBİLİRLER Mİ?

Hande Karlukzade : Cinlerle insanlar evlenebilirler mi? Çocukları olur mu?

Süleyman Eyyüp : Bildiğimiz gibi insanın ham maddesi basitçe söylemek gerekirse su ve topraktır. Oysa cinlerin ise ateştir. Bu sorunun cevabı “insanoğlu sadece kendisi gibi bir insanoğlu ile evlenebilir.” diyeceğim.

Bir de olaya cinsel ilişki boyutundan baksak da farklı bir cevap bulamayız. Çünkü cinsel ilişkide de etten, kemikten, bedenli olana ihtiyaç vardır. Hatta insanlardan bazı sapıklar bazı hayvanlarla da ilişkiye girebilir. Bu çarpık ilişki de bile su ve beden ilişkisi söz konusudur. Oysa bir erkek insan ile bir cin nasıl ilişkiye girebilir ki? Bu hava ile ilişkiye girmek gibi birşeydir.

Ayrıca insanoğlunun üremesi için ALLAH muazzam bir beden yaratmıştır. Ve insan bedeninin bir ısısı mevcuttur. Biliyorsunuz ki bu ısı spermleri öldürür. İşte bu yüzden testisler vücudun dışındadırlar. Birkaç derecelik ısı azlığı bile spermlerin yaşamasını sağlar ancak bu sayede üreyebiliriz.

O halde bir erkek insanla bir dişi cinin ilişkiye girdiğini düşünsek dahi ateşten olanın içinde spermin yaşaması ve tutması düşünülemez.

Hande Karlukzade : Bir kadın insanla erkek cin ilişkiye girebilir mi? Çocukları olur mu?

Süleyman Eyyüp : BU da mümkün olmayan bir konudur. Asla bir kadın bir cinden hamile kalamaz. Yalnız burada bir farklılık söz konusudur. Kadın kendisi ile ilişkiye giriliyor gibi hissedebilir. Vücudunun belli bölgeleri (göğüs, boyun, rahim) darbeye maruz kalıyor hissedebilir. Hatta bu olayı kameralar bile tespit edebilir (Bu olayın tıptaki literatürüne bak.). Fakat bu derecede bile gelişen olayda çocuk olmaz.

Hande Karlukzade : Peki o zaman bu söylentiler nereden kaynaklanıyor?

Süleyman Eyyüp : Bütün bu söylentilerin kaynağı Yahudilerdir. Yahudi inanışına göre (Kitab-ı Mukaddes) Hz. Adem'in ilk karısı dişi cin LİLİTH'dır. Buna inanılır. Yine Kitab-ı Mukaddeste (Süleyman'ın eşi) Belkıs'ın annesinin cinlerden olduğu bahside vardır. Tabi sadece Yahudi inanacında değil diğer öteki inanaçlarda ve mitolojilerde de insanları cinlerle ilişkiye girdiği ve çocuk sahibi olduğu inanacı da vardır.

Hande Karlukzade : Bu olayı yaşadığını söyleyenler ne demek istiyorlar?

Süleyman Eyyüp : Esasında onlar hayallerini ve rüyalarını anlatıyorlar. Gizli İlimlerin içine girip çıkmayı bir türlü başaramayanlar cinlerden eşleri olduğunu söylerler. Bu hadise ekseriyetle şöyle gelişir (……….. ayetlerini ………… isimlerini belli aralıklarla tekrara ettikten sonra ……….oluşları yerine getirilir. Daha sonra temas sağlanır. Uzatmayalım bir güzel cin kadın görünür. Bu kadın ki o erkeğin asla hayal edemeyeceği bir güzelliktedir. Onunla cinsel ilişkiye girerse ki bu rüya halinde olur boşalır. Daha sonra her uyku anında da onunla ilişkiye girmeye çalışır. Ve belgesel gibi belli zamanlarda bu rüyaların devamını görür. Sanki günlük hayatının dışında rüya aleminde bir başka hayatı daha vardır. Çocukları bile olur. Onları görür konuşur.) İşte bu vakkaların yani kazayla Gizli İlimlerin içine girip çıkmayı bir türlü başaramayanları tedavi etmek lazımdır. Modern tıp ilaç ve psikolojik telkinle tedavi de büyük ilerlemeler kaydetmiş olsa da şu an için tam tedavisi mümkün değildir. Ben de böyle birkaç deli iyileştirdiğim kanaatindeyim. Daha doğrusu onlar artık kadın çocuk görmüyor ve kendi işlerine bakıyorlar.

Bir kadın ise rüyasında bir erkek cin görebilir. Onunla yakınlaşır. Ama tam beraber olacağı an uyanır. İşte dediğimiz gibi bunlar hep rüya aleminde olur.

Ben burada ŞIBLİ'nin, İBN ABBAS'ın, MUHİTTİN ARABİ'nin, İMAM MALİK'in görüşlerini size anlatmadım. Çünkü siz bana benim görüşümü sordunuz. Onların da cinlerle cinsel ilişkide çocuk meselesine bakışları aşağı yukarı aynıdır.

Hande Karlukzade : Sayın Süleyman Eyyüp peki ya büyücülükte üremeleri ve çoğalmaları…………?

Süleyman Eyyüp : Bu olayda şeytanlarla toplanılır. İnsanlar birbirleriyle çarpık ve sapık ilişkilere girerler. Belli günler, belli saatler ve lanetlenmiş ortamlarda bazı şekillerin içersinde …………… ama bu konuyu daha fazla anlatmak istemiyorum.

Yavrum! bu konuyu anlatırken bazı satanistler ve yeni yetme masonikler şunu iyi bilmelidirler ki, biz onların gittiği yoldan çoktan geri döndük. Onlar incubi ve üstatları iyi bilir sutcubilerle uğraşıyorlar. Ben ise bu konuyu anlatma ihtiyacı bile duymadım. Kimyanın elementlerini bile anlayamayacak kapasitede olan bit beyinlilere yardımcı olur diye biraz da bu konuyu anlatayım.

Cıvanın sırlarına vakıf olmaya başladıktan sonra (kuledeki Newton gibi) altını öğrenmeye başlayacaklar. Sonra en başa dönüp suyun sırrına vakıf olurlarsa ne demek istediğimi belki anlarlar.

Neyse fazla uzatmayalım kadınlarla cinsel ilişkiye giren cinlere kısaca incubi derler (Yeni dünyada tamnatom, Asya'da huzunn). Bunun Tevrat'ta yeri var mıdır dersek, Tekvin 6/4'de dayandırırlar. Bu konuyu Magdelena Crucia 1515 eylülünde ilk olarak yaşadı (Ve tam 29 yıl 8 ay 11 gün de devam etti). Erkeklerle beraber olanlarına da folletideunde sutcubi pomrad nızzmennet denir………………………………………………

Hande Karlukzade Not: Değerli okuyucularım, Süleyman Eyyüp bu özel sohbetinde Kur'an-ı KERİM inanışı dışındaki inanışları ayrıntılarıyla anlatmıştır. Bu konuyu cadılık bahsinde ayrıntıları ile vereceğimiz için bu bölümde yayınlamıyoruz. Yine Süleyman Eyyüp esasında bu konularla ilgili geçen pek çok ismin ve olayın esasen tuzaklar ve aldatmacalarla dolu olduğunu söylemiştir. Yine sorular esnasında yazılı olarak not tutulmasına izin vermediğinden kaset çözümünde bazı harflerin eksik yada fazla olabileceği belirtmek isterim. Ben tarzı gereği konuşmaları birebir yazıya döktüm. Böyle daha doğal olacağını düşündüm. Bu yüzden diksiyon hataları yapılmış olabilir.

Şubat 1991

Bilinmeyen bir yer

Sayfa Başı


CİN'CE YADA CİNLERİN ÖZEL BİR DİLİ VAR MIDIR?

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki, cinlerin bütün türlerinin kendi aralarında veya diğer türlerle anlaşmaları için sese ve özel bir lisana ihtiyaçları yoktur.

Şimdi sorunuza gelirsek, Ademoğullarının cinlerle temasını sağlama yollarından biri olan seslerde de bir takım özellikler vardır. Bu ses sistemi bizim alfabemizle yorumlandığında daha çok sessiz harflerle ifade edilebilecek sesler içerirler. Okunuş şekilleri ise daha önce Amazonlar'ın yaptığı gibi gırtlaktan çıkan sesler şeklindedir. Bu sesler topluluğundan oluşan kelimelere mana verilmeye kalkarsa en yakın diller Akadça veya Köktürkçe, Ural-Altay dil grubunda az da olsa manalandırılabilir.

Büyük olasılıkla bu manası olan kelimeler, Adem'den önce bu türlerin sınırlı sayıda maddeye verdikleri ya da çağrışım yaptıkları (rüzgar sesi, su sesi, ateşin rüzgarla parlaması, ağacın devrilirken sesi, fokurdamalar v.b.) seslerdir.

Bu bir dildir. Ve bu dili yeryüzünde sınırlı sayıda yazabilen ve yazıya aktarabilen, konuşan (kısa cümlelerle) gruplar vardır.

Bu gruplar: a) Cadılar

b) Büyücüler

c) Aradakiler

Süleyman Eyyüp

Sayfa Başı


YAMYAMLIK

Yamyamlık, Arap toplumlarında da vardı. Misal olarak, Muaviye'nin annesi Hind harpte şehit olan müslümanların burun ve kulaklarını kestirerek boynuna uzun bir kolye yapmıştı. Yine Uhud Harbi'nde şehid edilen bir veya birkaç kişinin (Hz. Hamza) Vahşi isimli bir köle vasıtasıyla göğsünü açtırmış kalbinden bir parçayı ve ciğerini çiğ olarak yemişti.

 İklimlerin ve koşulların değişik olması yamyamlık geleneğini engellememiştir. Yine bir başka kıtada eskimolarda bile yamyamlık vardı. Yazılı olmayan yasalarına göre aç kaldıklarında ve uzun süre gıda bulamadıklarında köpeklerinden evvel çocuklarını keserek yerlerdi. Bu günkü şartlara göre çok garip gelebilir ama eskimo inancına göre çocuklarını keserek yemek bazen de yaşlı anne ve babalarını yemek bir gelenekti. İşin en ilginç yanı ise bu toplumun yamyamlığı doğal karşılamasıydı. Mesela çocuklar kendi boyunlarına ip bağlayıp öldürülüp yenmeleri için anne ve babalarının önlerine kendi istekleriyle otururlardı. Annelerine ay şeklindeki bıçağı getirirlerdi. Yaşlılar ise geri kalanların kurtuluşu için en iyi çarenin bu olduğuna evlatlarını iknaya çalışırlardı.

  Açlık dayanılmaz bir hal alınca kurban öldürülür fakat kafa, kalp ve ciğerine asla dokunulmazdı.

 Avrupalı denizciler ve kürk avcıları soğuk denizlere açıldıklarında uzun yolculuklar yaparlardı. Bu seferler esnasında (İskorpit hastalığına da tutulurlar) bir de gemileri buza saplanınca (17. ve 18. yy.) mürettebatları tüm gıdayı buzlar çözülünceye kadar idare edememişlerse önce ölen denizcileri yerler daha sonra zayıfları öldürüp yemeye devam ederlerdi. Yamyamlığı pek çok kere tatbik etmişlerdi.

  Haçlı seferleri sırasında da özellikle Franklar ve Almanlar, Müslüman eti yemeyi adet haline getirmişlerdi. O sırada sözde din savaşçılarını örgütleyen kilise yamyamlığı görmezden geliyordu.

  Yine bir başka kıtada ise durum farklı değildi. Ekvator ve Bolivya And'larında bulunan Kaçibo Kızılderilileri de yamyamlık yaparlardı. Fakat bunların mantığı diğerlerinden farklıydı. Kaçibolar'a göre ölü etinin mezarda çürümesi, böcekler ve diğer hayvanlar tarafından yenilmesinden ise sevenleri ve dostları tarafından yenilmesi daha doğruydu. Bu kızılderililerde taze ölü yeme adeti vardı. Yine Bora Boralılar yılda bir kere Tahiti'ye saldırırlar ve büyük bir kıyım yaparlardı. İşin ilginç yanı Bora Boralılar Tahiti'li gençlerin etlerinin lezzetini beyazlardan öğrenmişlerdi. Denizci Kaptan Cook Havai'li yerliler tarafından yendiği gibi, illimunati çemberinin göbeğinde yer alan meşhur bir ailenin evladı ise Nakima'lar tarafından yenmişti.  

Kimi topluluklarda ise yamyamlık özel törenler ve ritüeller için yapılıyordu. Cadılarda bebek yamyamlığı, Zumnularda cinsel organ yamyamlığı, Vandallarda (Vandal Krallığı değil) göz yamyamlığı mevcuttu.

SÜLEYMAN EYÜP

ÖNEMLİ NOT:

Yukarıda kısaca değişik topluluklarda yamyamlığı anlatmaya çalıştık. Fakat bu yazının devamında gizli ilimlerde büyü ve şeytana tapınmada yamyamlık anlatılacaktır. Toplam 13 bölümden oluşmaktadır. Yazarın isteği üzerine 52 günde bir yazılacaktır. Birinci bölüm 6 Haziran'da yayınlanacaktır.

Sayfa Başı


YENİ DÜNYA BÜYÜCÜLERİNDE YAMYAMLIK

Onlar kafalarına uzun huni şeklinde külahlar takarlardı. Onlar sağ baş parmaklarını çolak ederlerdi. Onlar erkekliklerini ilk rüyadan sonra keserlerdi. Ve baş büyücüye MANÇE derlerdi. Tekerleğin ve atın olmadığı bu dünyada MANÇE'ler yani o büyünün büyük üstadları, şeytanın çocukları yamyamlık yapardı. Onlar en güçlüyü seçerlerdi. Yalnız en güçlüyü seçmekle kalmaz en şanslı olanı da ararlardı. Savaşta biz buna av da diyebiliriz, oklarla yaralanmayanlar en şanslılardı. Savaşları iki Turay (kahin avcı) ve bir Mançe takip ederdi.

Kurbanı tespit ettikten sonra onun yaralanmadan (kanı akmadan) yakalanmasına özen gösterilirdi. Daha sonra bu esir veya esirler Yürüyen Yılanın Tapınağında, Güneşin Mabedindeki törene hazırlanılırdı. Esire (kurban) ilk 9 gün hiç gün ışığı gösterilmezdi. Ve özel karışımlı (si..ad.). içirilirdi. 9. günün bitiminde güneşi görürlerdi. 25. güne kadar seçilen yiyecekler yedirilir ve kimyasal karışımlar içirilirdi. 25. günden sonraki 4 gün sadece sıvı karışımı verilir ve 29. gün eğer gökte güneş varsa tapınağın üstündeki sunakta gölgenin boyu eşit olduğu an ayaklarından (ayakları otlu sıvıya değecek şekilde) katlanarak sırt üstü sunağa yatırılır ve bir hamlede MANÇE kalbini çıkarırdı. O kadar ustaydı ki kalp elinde bile atmaya devam ederdi. Kan sunağa akıtılır kurbanın daha önce içmiş olduğu özel kimyasal sıvı ile karıştırılıp ense köküne yakın iki taraftan alınan et parçaları ile birlikte gırtlak ve dilden parçalar bu sıvının içine konulup, güneş batıncaya kadar bekletilir ve Mançe tarafından yenilirdi. Ve bu işlemi sadece baş rahip yapardı (halifeleri de –turaylar- yapabilirdi).

Bilgelerin öldürülmesi ve yamyamlığı daha farklı olurdu. Kafataslarının içine bilge kurbanın kalbinin sol tarafının parçasıyla ense kökünün parçalarını koyarlardı. Daha sonra beyni ile birlikte ezip lapa haline getirir ve Mançe bunu çorba gibi içerdi. Ve rüzgara, yağmura hükmederdi. Dokunduğunu öldürür, dokunduğunu iyileştirirdi. Büyük blok taşların yerlerini değiştirir, onları üst üste koydururdu. Sesle …………. ları da yapabilirdi. Bu bozguncu ve kan dökücüler kendi kanlarında boğdular. Dikkat edilmesi gereken bir husus da şudur, yamyamlıkla bayramlarda, müsabakalarda ve felaketleri savmak için yapılan insan kurbanları karıştırılmamalıdır. Yukarda bahsettiğim olay sadece Magic güç elde etmek, bu gücü daha da çoğaltmak, cinlerle daha iyi bedelleşmek için yapılan bir törendir. İspanyollar gelmeden çok önce yok oldular (yeni dünyada onlardan çok daha önceki büyücülerin ise başına göktaşı düştü.)

Yine kendilerine tanrıların gücünü cinlerin enerjisini kazanmak isteyen mason üstü bazı gruplarda da yamyamlık mevcuttur. Golden Dawn'da da yamyamlık görülmüştür. Fakat sadece Ipsissimus'ları yani iki kişi bunu denedi. Bu mason üstü tarikat ilk başlarda (Kont Cagliostro gibi) güce ve gizeme sahip olmak için ……. yemeğe ihtiyaç duydular.

SÜLEYMAN EYYÜP

Not: Bir sonraki yazı GoldEn Dawn'da Yamyamlık ve 11. derecenin sırrı.

Not: Yazar yine sohbet esnasında çok ayrıntılı törenden bahsetmiştir. Etik değerlere yakışmayan bu tören şeklini, beyin, ciğer, kalp ve bağırsak okumayı yazarın izniyle yayınlamadık. Bu yazının ikici bölümünde şu an yeryüzünde var olan bir takım gizli ve sapık tarikatların yamyamlık tarzlarını ve yöntemlerini yayınlayacağız, ALLAH yardımcımız olsun.

 

Ayeti Kerime Meali:  

“Şunlar size HARAM kılınmıştır: Boğazlanmayarak ölmüş hayvanın eti, kan, domuz eti, ALLAH'tan başkası adına boğazlananlar, bir de boğulmuş yahut vurulmuş yahut yuvarlanmış yahut süsülmüş yahut canavar yırtmış olup da canı üzerindeyken kesemedikleriniz, dikili adak taşları üzerinde boğazlanan hayvanlar, fal oklarıyla kısmet paylaşmanız…Bütün bunlar birer fısk tır, yoldan çıkıştır. Küfre batmış olanlar bugün dininizden ümitlerini kestiler. Artık onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam 'ı/ALLAH'a teslim olmayı seçtim. Şu da var ki, her kim ciddi bir açlıkla yeryüzüne gelir de günaha kaçmak maksadı olmaksızın onlardan yemek zorunda kalırsa, elbette ALLAH Gafur ve Rahim 'dir. (MAİDE - 3)”

Büyük şeytanla temasa geçip ondan güç almak esasında bu delilerin aradığı kadar zor bir şey de değildir.

Ama Okültik, hermetik, putperest ve ekzoterik inanç içinde kaybolan bu insanlar sonunda şeytanları ile buluştular. İşin hiç unutulmaması gereken bir vardıysa son kademeye gelmek için şeytanın kendinden üstün olan topraktan olan birini yok ettirmesi ve onun ruhunu ele geçirmeye kalkışması vardır.

Bu sapık mason üstü tarikat ilk başlarda (Kont cagliostro gibi) güce ve gizeme sahip olmak için mumya yemeye ihtiyaç duydu. Çünkü mumyaların içinde hem ölü hem de bilgelerin karışımları vardı. Bugün için inanması çok güç gelebilir ama Avrupa'da bir dönem özellikle Fransa'da mumyalar kilo ile satılır ve hatta hastalıkları iyi edeceği söylenirdi bugün Mısır'da mumya kalmamasının altındaki neden bu sapık inançtır. ( daha sonra gül haç derneğini faaliyetlerine (annasiperengili woddmanı westcotu materisi aleistercrowly peter cosimoyu dheophrastusbombastusvonhohenhim'i stefan aikel'i ) anlatacağım bir sonraki konu isis tapınağındaki yamyamlık ve 1888 1991 arası yamyamlık .

Sayfa Başı


SİNO BADTİVİRA'nun KEHANETLERİ

Milenyumdan 35 sonra bir, parça taş bulunur ÇAT'ta

Azınlıktır önceleri, Wayoming'te çelik başka

Sinesinde hissedecek ayağı dizden kırık

O'yum diyecek, O'yum düşen gemide

Newzellandalı at ayağında bir mıh

Abraham julita dersem anlar peter sessizce

Ne olacak gökyüzü çimritnaktun'dan önce

Lalenin şifresini satan adama da arama

Aya giden 6'da gelmez asla 24'te

Milenyumdan 4 sonra Yemen'de tablo ara

Arinze'den Martini'ye sırtında bir ben olan

Zehirlemez opus-dei cizvitler'de volkan var.

 

EDİTÖRÜN NOTU: Kahin SİNO BADTİVİRA'nın milenyum üzerine kehanetleri 4 bölümdür.

Bu kehanetleri iyi anlıyabilmeniz için yukarıdaki şiirin şifresini çözmeniz size yardımcı olacaktır. Mesela;  peter = kaya, çimri = kimyasal bir alaşımdır.

Sayfa Başı


Nesrin ŞAMANOV'dan kehanetler;

Pompei'den az farklı kurulunca o yerde, ökse otu yanacak o kadının göğsünde

Kaddafi'den sonraki limanda büyük deprem, Japonya'da ada var dibinde kurşunlu mahzen

Doğacak mı o çocuk yeryüzünün dışında sekizinde olacak kal em diyecekler ona

Büyük merkez uçunca enigma birden durur ardından duruidler kuklasıyla gelecek

Yağmurlu bir bayramda çıkar Kabe'de isyan oradan kovulacak şeytanın uşakları

Bir dili pepe olan kandırır paraları ardından gelecek doğunun tüm gazabı

Değiştirecek ismini Çin denilen o devlet Tanrı Dağlarında kurulur hakimiyet

Yeni bir taş bulunur filozof değil ama hayat verir sanılır

Yahudi'nin malını tekrar alır almanlar

Polonya'da hizmetçi bir çocuk doğurur ardına milyonlar yığılır

Dünyanın başkanı gösteride vurulur stadyumda panikte sporcular yanıyor

Gökyüzü kapatacak durmaz tam dört yıl yağmur hayvanları keserler sonra birbirlerini

Bir Makedonlu dur diyecek İzlanda'ya geçince Hindistan bölünecek.

Sayfa Başı


Çiçi ENİKU'DAN 2020'ye kadar kehanetler 

Bölüm I

Hindistan'da suikast olur ise şaşmayın

Peşinden Pekin'de kan olunca kaçmayın

İlki küçük önemsiz aşağıdan gelir darbe

Ötekisi yüzünden hesap verir Sidney'de

Bir eğlence yerine denizden gelir ateş

Kaçınca yağmur yağmur

Karnaval olur kazan

Bundan iki sonraki büyük yangından sonra

Yesrib'i su basacak

Anlaşılan yepyeni bir kral atanacak

Nurun oğluna Çerkezler hesap sorar

Karışır bütün Golan, çiftlik sınırı geçer

Banyoda bulununca küçük tırnağı kırık

Mora'da bulunacak yepyeni bir hastalık

Şaşırınca fasıklar kuyruğunu ısırır yılan

Tunçderili geliyor artık ona hazırlan

Hafif kırma bir melez

Der ki dişlideki ben o'yum

Eyaletler bağlanır kutsal kan boş bir kase

Bölünecek ikibuçuk omuzu üç yerden kırık

Çok yağmur yağar hem çok

Güneş gözükmez olur

Tuna taşınca hepten Meksika sefil olur

Almanya'dan biri der kafası arkadan kel

Haydi şimdi başlayın şemsiyedir simgesi

Yeni merkez adada boğulunca parada

Kızları ve tek bir oğlu acı yapmaz içine

Sayfa Başı


Copyright ® 2004 . www.huncular.com   Her hakkı saklıdır.