HUNCULAR


Güncel


 

"Acı" şeker: Dehşet verici Cargill dosyası!

Uğruna hükümetin yasa çıkardığı genetiği değiştirilmiş tohum ve "uyduruk şeker" üreticisi Cargill şirketi bilinmiyor, sadece "tahmin ediliyor".

İşte ülkenin başına tebelleş olan Cargill'in envanteri...

Ülkemizin ilk şeker fabrikalarından biri olan Alpullu şeker fabrikasını satın alıp şeker pancarıyla üretilen şekeri baltalayıp genetiğiyle oynanmış ucuz mısırdan şeker üreten ABD'li Cargill firmasına özel yasa ısrarı hala sürüyor.

ABD başkanı George W. Bush ile Dünya Bankası'nın ısrarı ile Cargill'in önünü açacak yasa değişikliği ikinci kez meclisten geçti. Veto rekortmeni Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer bu düzenlemeyi " yabancı bir firma için özel olarak çıkarıldığı gerekçesi ile veto etti. Bu Sezer'in Cumhurbaşkanlığı boyunca belki de ülke yararı için veto ettiği nadir yasalardan biri. Düzenlemenin 15 gün içinde yasalaşması bekleniyor. Tabii ki Cumhurbaşkanı Sezer ile anamuhalefet partisi CHP Anayasa Mahkemesi'ne iptal davası açmazsa.

Tayyip beni meşrulaştır!

Birinci sınıf tarım arazisine sanayi tesisi kurmaktan dolayı çalışma izni alamayan Bursa Orhangazi'deki Cargill firması 7 yıldır faaliyette bulunuyor. Bu suçtan dolayı firmanın tesisi 2006 yılında sadece 47 gün mühürlü kalmıştı. Bütün hükümetlerin üretim yapması için adeta seferber olduğu firma için bölge "Özel Endüstri Bölgesi" dahi ilan edilmişti. Bu karar Danıştay'dan dönünce hükümet yasa çıkararak Cargill tesislerini meşrulaştırma yoluna gitti.

1865 yılında ABD'de kurulan Cargill şirketi çevreyi kirleten fabrikaları, genetiği değiştirilmiş mısır ve nişasta bazlı şeker ithalatı ile ün salmış bir kurum. Tarım gıda alanında ABD'nin ilk beş, dünyanın ilk on şirketi arasında yer alıyor. Bu büyüklüğüne rağmen borsada işlem görmeyen bir aile şirketi olan Cargill ile ilgili veriler, çoğunlukla "tahmin edilmektedir" notu ile yayınlanıyor. Cargill'in ABD siyasetindeki gücünün oldukça yüksek olduğu biliniyor. Firma dünyanın 61 ülkesinde faaliyet gösteriyor ve 60 milyar doları aşan yıllık ciroya sahip.

Cargill tahmin ediliyor....

1960'yıllardan beri Türkiye'de iş yapan Cargill, ülkemizde Marmara bölgesine konuşlanmış durumda. 1986 yılında İstanbul şubesini açan ve yurt dışından getirdiği veya Türkiye'den satın aldığı hububat, yağlı bitkiler, yem ve pamuk ürünlerinin yurtiçinde ticaretini yapan şirketin ABD ve Amerika kıtasında kabul görmeyen bir takım "deneysel" ürünleri, gelişmekte olan ülkelerde denediği de iddia ediliyor.

Cargill daha sonra ülkemizin ilk şeker fabrikalarından biri olan Alpullu şeker fabrikasını satın alıp bölgede şeker pancarıyla üretilen şeker sektörünü baltaladı. Genetiği değiştirilmiş mısırdan şeker üreten Cargill'in üst düzey yönetici yakınları vasıtasıyla Türkiye'ye sokulan ithal mısırı satın alıp, bu mısırdan ürettiği yüksek fiyatlı nişasta bazlı şekeri ortağı Ülker'e verdiği de bilinenler arasında.

Cargill'in Pendik'te bulunan fabrikada Ülker ile ortaklığı ise, İngiliz Cerestar firmasını satın alması ile oldu. Cargill ayrıca Hendek'te bulunan fındık işleme tesisinde işlediği fındıkları yurtdışına satıyor. Cargill şirketinin kurulduğu birinci sınıf tarım arazisinin sanayi bölgesi ialn edilmesinin dışında baka bir talebi daha var. İkinci isteği şeker yasası ile getirilen kotadan glukozun çıkarılması ve fruktoz için ise kotanın Nişasta Bazlı Şeker (NBŞ) üreten 5 fabrikanın tüm kapasitelerini kullanabilecekleri şekilde genişletilmesi oldu. Bunu yazar Türkel Minibaş'ın şeker yasası üzerine yazdığı Cargill'in Eli, Kiminin Cebi! başlıklı bir yazıdan yapacağımız alıntılarla açalım:

Türkel Minibaş'tan çarpıcı tespitler:

"Türkiye, dünya pancar şekeri üretiminde 4'üncü. Avrupa Birliği ülkeleri arasında da 3'üncü sırada. Ortadoğu'daki üretimin yüzde 65'i de Türkiye'nin. Fransa, Almanya ve ABD'den sonra dünya şeker hammaddesi üretiminde pazarı elinde tutmakta! Şekerin vazgeçilmezliği düşünüldüğünde, siyasal iktidarlar uluslararası finans kuruluşları önünde önemli bir pazarlık aracına sahip. Tarım reformu doğrultusunda 2001'de çıkarılan Şeker Yasası bu gücü siyasi iktidarların elinden alarak piyasa ekonomisine vermişti. Küresel dönemde piyasa ekonomisi dediğiniz de ulus ötesi firmaların egemenliğinde. Şekerin egemeni de 57 ülkedeki 90 bin çalışanıyla dünya tatlandırıcı ve genetik tohum tekeli olan Cargill. Kamuoyunun genetik tohum ticaretiyle tanıdığı Cargill'in şeker piyasasındaki gücü de yapay yollardan şeker üretiminden gelmekte. Yapay şeker ise bildiğiniz gibi mısırdan üretilmekte! Şekerpancarı üretiminde dünya 4'üncüsü olan Türkiye ise mısır üretiminde ancak kendine yeterlilik sınırında üretim yapmakta. Hal böyle olunca, ''Biz de şekerpancarı üretimine devam edelim'' diyebilirsiniz ama… Şeker Yasası'na göre bunun kararını Şeker Üst Kurulu vermekte. Ne var ki Cargill, Şeker Üst Kurulu'nun da üyesi. Yani;

  • Doğal ya da yapay şeker üretim kotalarını yurtiçi talebe göre belirleyen,
  • Bu kotaları iptal edip idari para cezası uygulayan,
  • Şeker ticaretinin arz-talep dengesi, iç fiyatlar ve spekülatif hareketler doğrultusunda düzenlenmesini öneren

kurulun üyesi. Dolayısıyla, Türkiye'de şekerpancarına dayalı şeker üretiminden mısıra dayalı yapay şeker üretimine geçilme kararı Cargill'in çıkarlarıyla örtüşmekte. Şekerpancarı ekim alanları yüzde 40 daralırken tatlandırıcı üretim kotasının önce yüzde 10, sonra yüzde 15, daha sonra da Bakanlar Kurulu kararıyla yüzde 50 arttırılması da zaten bunu göstermekte. Şimdi Cargill bu kotanın daha da arttırılmasını hatta kotaya gerek olmadığını ileri sürmekte. Şeker Üst Kurulu'nda olmak, sorunu çözmeye yetmediği için de bunu Bush Amca kanalıyla halletmek istiyor.

Aslında Türkiye'nin Başbakanı da kotaların kalkmasını istiyor. Ne de olsa işin ucunda oğul, komşu ortaklıkları var. Gelin görün ki, 28 Mart seçimlerinden önce böyle bir nimetten nasiplenmek pek kolay değil. Hele hele o nimette şekerden ekmek yiyen 5 milyon kişinin oyu varsa!.. Tatlandırıcı piyasasından nasiplenmek ise herkesin harcı değil. Zira, tatlandırıcıların büyük kısmı şekerleme, geleneksel tatlılar, dondurma, helva, reçel gibi şekerli ve unlu ürün sanayiinde ve de kolalı ve alkollü içeceklerde girdi olarak kullanılmakta. Yani, alıcısı gıda sektörü. Kaldı ki Türkiye, yüzde 65'lik Ortadoğu şeker pazarını elinde tutmakta!..

Cargill'in kavgası da zaten bu Ortadoğu'daki doğal şeker pazarını yapay şeker pazarı haline dönüştürmek üzerine. Ne var ki, Cargill yaklaşık 486 bin ton civarında kapasiteyle çalışan yapay şeker sektöründe tek değil. 135 bin ton kapasitesiyle 180 bin ton kapasiteyle çalışan Amyium'dan sonra Türkiye pazarında ikinci. Üçüncü sıradaki Pendik Nişasta'nın hisselerinin de yüzde 50'sine sahip. Geri kalan yüzde 50'lik hisse ise Ülker'in. Ülker-Cargill ortaklığı, Cola Turka derken... İşin içine bu işin ticaretini yapan evlatlar da girmekte.

Dolayısıyla 28 Ocak'taki aile yemeğine Emine Erdoğan 'ın davet edilmiş olması sadece Tayyip Bey'in eşi olmaktan kaynaklanmamakta! Unutmayalım ki o aynı zamanda bir anne. “

Şekerdeki tatlandırıcı oranı oyunu

Genetiği değiştirilmiş organizmalara karşı duruşu ile tanınan GDO'ya Hayır Platformu'nun konuyla ilgili yaptığı araştırmaların sonuçları ise şöyle:

"Bütün dünyada yüz kilo şekerin içerisinde iki kilo tatlandırıcı katılıyor. Dünyadaki standart bu. Ancak Türkiye'de bu oran şu anda 15 kilo. 15 kilo kalmasını isteyen şirket Cargill şirketi ve Bush'un isteğiyle bu oran 15 kiloya çıkarıldı. Daha önce Özal zamanında 5 kiloya çıkarılmıştı. Sonra Ecevit Hükümeti zamanında 10 kiloya çıkarıldı. Şimdide 15 çıkarılmış durumda. Cargill Şirketi'i bu oranı da yeterli bulmuyor ve 45 kiloya çıkarılmasını istiyor. Tatlandırıcının 45 kiloya çıkarılması demek bizim şeker üretimimizin kısıtlanacağı anlamına gelir. Yani şeker ne kadar çok tatlandırıcı şeker içerirse bize de o kadar kota konacak. Diğer taraftan tatlandırıcı dediğimiz şey mısır şekeri veya mısır şurubudur, sonuçta mısırdan yapılan bir üründür. Cargill Şirket'i bu mısırları Türkiye'de üretmemektedir. Amerika'dan getirmektedir ve Türkiye'de tatlandırıcı olarak satmaktadır. Türkiye'de tarama ve çiftçiye böyle bir darbe vurulmaktadır. GDO'lara karşı çıkması gereken bir kesimde pancar kooperatifleridir. Pancar kooperatifleri bu konuya duyarlı davranarak kotanın düşürülmesi istiyor. Yani Cargill Şirketinin kotasının yükseltilmesi çiftçinin kotasını düşürmesini anlamına gelir. Bunun da GDO'lu şirketlerin yani bio teknoloji şirketleri olduğunu bizzat bizim anlatmamız gerekiyor."

Yapay mısır şekerinin zararı ne?

Bu verileri değerlendirmesi için kapısını çaldığımız Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Gökhan Günaydın iyibilgi'ye gönderdiği açıklamada genetiği değiştirilmiş Mısır'dan üretilen şekerin sağlığa açtığı yaralar ile ilgili şu bilgileri paylaşıyor: "Biyoteknolojik yöntemlerle kendi türü haricinde bir türden gen aktarılarak belirli özellikleri değiştirilmiş bitki, hayvan ya da mikroorganizmalara, kısaca, “transgenik” deniliyor. Dünyada 13 dolayında ülkede, 60 milyon hektar alanda transgenik ürün yetiştirilmekle birlikte, bunun 2/3'ü, yani yaklaşık 40 milyon hektarı ABD topraklarında bulunmaktadır. Toplam transgenik ekim alanının % 21'i, yani 12.4 milyon hektar alan ise, mısıra ayrılmış. ABD'de borsa fiyatları üzerinden satılan mısırların hemen tamamının transgenik olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. ABD, bazı tedarikçi ülkelerin istemleri uyarınca, transgenikj olmayan mısırı sözleşmeli üretimn yoluyla ürettirerek satmakta, ancak yükselen maliyetler nedeniyle bu tip ürünlerin fiyatları, borsa fiyatlarının 50 – 60 $/ton üzerinde gerçekleşmektedir. Başka bir deyişle, verili borsa fiyatları üzerinden ülkeye sokulan ABD kökenli mısırların büyük çoğunluğu transgeniktir.
Türkiye'de transgenik ürünlerin kullanımı yasak olmasına karşın, gümrük kapılarının transgenik olan –olmayan ürün yarımı yapabilen teknoloji ile donatılmamış olması, ülkeye transgenik ürünlerin girmesine yol açmaktadır.
Bu şekilde ülkeye giren transgenik mısırlar, işlenmiş olarak, çok farklı biçimlerde, marketlerde tüketicilerimiz tarafından satın alınmaktadır.
Transgeniklerin risk yarattığı alanlar insan ve hayvan sağlığı, biyolojik çeşitlilik, çevre ve sosyo-ekonomik yapı olarak özetlenebilir. Bunlardan insan sağlığı üzerine etkileri ise;

  • Gen aktarımı ile diğer organizmalardan hastalık ve alerji yapacak özelliklerin taşınması riski,
  • Transgenik ürünlerin birincil ve ikincil metabolik ürünleri içinde beklenmeyen biyokimyasal ürünlerin bulunması riski,
  • Antibiyotik dayanıklılık oluşturma riski,
  • Virüs kaynaklı genlerin ortaya çıkardığı değişik olumsuz durumlara ait riskler...

Türkiye'de tüketici, bilmeden bu risklerle karşı karşıya bulunmaktadır.
Diğer taraftan, aşırı dozda NBŞ kullanımı mide ve bağırsakta rahatsızlıklar oluşturmakta, toksik etkiler ve zehirlenmeler yaratabilmektedir. Bu bağlamda, yurtdışında, NBŞ kullanımına yönelik denetimler gerçekleştirilmekte iken, Türkiye'de bu alanda açık bir “denetimsiz kullanım” söz konusudur. Başka bir deyişle, helva¬ baklava-şekerlemeler gibi tüketicinin yoğun olarak kullandığı ürünlerdeki NBŞ kullanımı, imalatçının tutumuna bağlıdır ki, bunun yanlışlığı ortadadır. "

 

 

Bütün e-mail'lerimiz ABD'de Toplanıyor!

Vatan Gazetesi'nden Devrim Sevimay'ın Hacker Safe Türkiye Temsilcisi İnan Taptık'la röportajı:  İşte flaş uyarılar...

* Siz, dünyanın en önemli bilgisayar güvenlik firmalarından birinin temsilcisisiniz; e-mail'lerinizin okunmaması için siz nasıl tedbir alıyorsunuz?
Ben okunduğunu biliyorum, onun için hiçbir şey yapmıyorum. Yazdığınız e-mail'in sadece siz ve gönderdiğiniz kişi tarafından okunması diye bir şey yok. Bütün e-mailler istenirse okunabilir. MSN'deki yazışmalar dahil...

* Sıradan bir vatandaşın e-mail'ini kim okur ki?
Okumaz, ama bir kopyasını saklar.

* Kim?
ABD.

* “Her işin altından ABD çıkar” diye mi, yoksa gerçekten ABD mi?
Gerçekten ABD. Çünkü dünyanın internet yapısına sahip olan ülkesi ABD. İnternetin doğduğu topraklar orası. Bu işi 1970'lerde çözdüler. Bütün standardı belirleyen de ABD.

* Avrupa?
Avrupa bu durumun farkına varıp, kendi internet omurgasına sahip çıktı. Devlet kurumlarının port'larını, IP'lerini kesinlikle dinlettirmiyor. Bunu vatandaşlarının, şirketlerinin kullandığı internet ortamına yaymaya çalışıyor.

* Onlar ABD'den kaçabildi yani?
Bir yere kadar. Çünkü bir Avrupalı Yahoo'ya ya da Gmail adresine e-mail attığı zaman yine yakalanıyor. Ne de olsa bu adreslerin hepsinin ana server'ı, hostingi ABD'de. Asıl posta kutusu orası.

* Peki ABD bu kadar bilgiyi ne yapıyor?
Aradıkları bazı belli kelimeler var. O yüzden sürekli tarama yapıyorlar. Mesela bir elektronik postanın içinde “El Kaide” kelimesi geçiyorsa o posta taramaya takılıyor. Taramadan kaçmak isteyenler kripto yöntemini kullanıyor, ama o da çözüm değil. Çünkü tarama sırasında ardışık kelime düzeneklerine sıklıkla rastlanırsa, sistem bunun bir kripto olduğunu anlayıp, onu da kenara ayırıyor. Tabii dünyada çözülemeyecek hiçbir kripto da olmadığı için kaçmak mümkün olmuyor.

* Böyle bir tarama imkanı varsa peki niye dünyanın e-mail'ini saklıyor?
Bu zararlı, bu zararsız diye ayırmaya vakti yok. Onun yerine saklayıp, bir gün lâzım olursa diye elinde tutuyor. Mesela sizin de şu anda e-mail kutunuzda sakladığınız e-mailler vardır. Oradan da bakabilirler.

* Yani aslında hepimizin e-mail kutusu onlar için istedikleri zaman açıp okuyabilecekleri bir defter gibi?
Kesinlikle, isterlerse sakladıkları yerden çıkartıp içine bakabiliyorlar.

* Demek ki kendimize ahım şahım internet şifreleri bulmamıza gerek yok; çünkü zaten o kapıdan girmiyorlar?
O kapıdan hacker'lar giriyor ki, onlar için de şifreyi kırmak küçük mesele. Kendi yazdıkları script'ler var ellerinde. Kaldı ki zaten hacker'lar da kontrol ettikleri bant genişliğinin bir kısmıyla e-mail trafiğini tarayabiliyorlar. İşlerine yarar bir şey bulurlarsa o zaman kapıdan içeriye girip, bilgiyi alıp, çıkıyorlar.

* Aynı tehlike devlet için de geçerli mi?
Elbette.

* O zaman demek ki korunması uğruna bu kadar ölünen ve öldürülen devletimizin durumu da hiç parlak değil?
Doğrusu devletin çok kritik olan yazışmalarının internet ortamında yapıldığını zannetmiyorum. Bence hâlâ özel ulak sistemini kullanıyorlar.

* Tabii ki savaş kararını internette almıyorlardır ama siz demediniz mi hosting'lerimiz ABD'de, bütün bilgilerimiz orada saklanıyor diye?
Ama devlete ait hosting'leri değil, diğer kuruluşların hosting'lerini kastettim. Tabii orada da şöyle bir sorun var; siz firmanız için Türkiye'deki bir hosting şirketinden yer alıyorsunuz, sonra bir bakıyorsunuz ki Türkiye'deki hosting şirketinin server'ları ABD de. Yani her tr'yle biten e-mail adresinin hostingi de Türkiye'de olmayabilir.

* Yine de daha net soralım: Türk Dışişleri'nin bir yazışması şu anda ABD'de saklanıyor mu, saklanmıyor mu?
Eğer kendi kurumlarının gov.tr adreslerini kullanıyorlarsa ve bu adresleri de Türkiye'de hosting'lendiyse hayır, bu yazışma ABD'de değil, Türk Dışişleri'nin hosting'inde saklanır. Ama eğer yazışma, posta kutusu ABD'de olan bir adresle yapılırsa tabii saklama da ABD'de yapılır.

* Yalnız bu arada öğreniyoruz ki ister ABD, ister Türkiye olsun, sonuçta bütün yazışmalar mutlaka bir yerlere kaydediliyor?
Elbette, bütün yazışmaların birer kopyaları mutlaka bağlı oldukları hosting'lerde saklanır.

* Peki Türkiye'deki hosting'ler kimlerin denetimi altında?
Hiç kimsenin. Öyle bir denetim mekanizması yok. Hosting dediğimiz yerler bağlı oldukları binada bir odadır. Özel olarak soğutulmuş o odada bir sürü server'lar dizisi, modemler, bağlantılar bulunur.

* Buranın “anahtarı” kimdedir?
Kimsede olmaması gerekir, ama Türkiye kendi port'larına, yani kendi IP ve URL'lerine sahip çıkmadığı için “anahtarı” da isteyen tüm hacker'ların eline kendisi vermiş oluyor.

* IP'lere ve URL'lere nasıl sahip çıkılır?
Her gün güvenlik açığı denetimi yapılarak.

* Her gün güvenlik açığı denetimi yapmak demek, elektronik sınırlarınıza elektronik askerler mi dikmek demektir?
Bu işlem tam olarak size bir ayna tutulması demektir. Birinin tüm sisteminizi uzaktan erişimle tarayıp, size ne çöpünüzün olduğunu göstermesi gerekir. Böylece kendinizin dışarıdan nasıl göründüğünü öğrenmiş olursunuz. Sırf bunun için “hacker simülasyonları” yapılır. Etik hacker'lar, “Bir hacker olsam bu sistemi neresinden çökertirdim” diye ataklar yapar. Bunun her gün yapılması gerekir.

* Türkiye bunu yapmıyor mu?
Yapmıyor. Bizim aynamız yok.

* Başka ne yapmıyor?
Devlette bilgisayarla ilgili önemli konumların başına çok da bilgi sahibi olmayan kişileri getiriyor. Sorumluluk bu kişilerde oluyor, ama yetkiyi alt kadro kullanıyor.

* Sistemini denetlememenin ya da başkalarına kaptırmanın en kötü sonucu ne olabilir?
Bir ülkenin bilgisayar alt yapısını ele geçirirseniz o ülkeyi hareket edemez hale getirirsiniz. Data iletişimini ortadan kaldırdığınız anda herkes sudan çıkmış balığa döner. Uyduları hack'leyip GPS sistemini kaydırdığınız anda kimse nerede olduğunu bile bulamaz. Bağdat'ı vuracağım diye füze gönderdiğinizde gidip Tel Aviv'i vurabilirsiniz. Çünkü artık bütün dünya GPS hizmetlerini ABD'nin yerleştirdiği uydulardan alıyor.

* Türkiye ne kadar açık bu tehlikeye?
Onu kestirebilmek mümkün değil. Ben hem Genelkurmay'ın hem de devletin diğer kademelerinin bu riskleri göz önünde bulundurup çeşitli önlemler aldıklarını “umuyorum.”

Dünyanın en iyi hacker'ları Türkiye'den çıkıyor

* En iyi hacker'lar hangi ülkelerden çıkıyor?
Başlangıçta ABD'deydi, ama artık Rusya ve Türkiye.

* Niye Rusya ve Türkiye?
Güvenlik nerede daha azsa, en iyi hacker'lar da orada yetişir. Rusya ve Türkiye, dünyanın elektronik ortamdaki en güvensiz ülkeleri.

* “Göğsümüzü kabartacak” kadar başarılı hacker'ımız var mı peki?
Çok çok iyileri var. Hatta İngiliz gizli servisine çalışan Türk hacker'ları var. Ve çok ciddi paralar karşılığında... Çünkü ne kadar çok siteyi ne kadar daha kısa sürede hack'lerlerse o kadar başarılı oluyorlar ve isim yapıyorlar. Zaten en iyilerine de firmalardan ya da devletten iş teklifi gelir.

* Bizde devlet hacker'larla çalışıyor mu?
Artık her devlet hacker'larla çalışmak zorunda. Biz de bunu yapıyoruz, ama Türkiye'de genellikle suça karışmamış hacker'lar tercih ediliyor.

* Mesela 3 bin Türk hacker Ermenistan ve Fransa'da yaklaşık 250 siteyi çökertmişti. Bu tip işlerin içinde “yönlendirme” var mıdır?
Bunlar kendi portal'larında biraraya gelip, hareket ediyorlar. Onları yönlendirmek için çok fazla bir şey yapmaya gerek yok. Biri çıkıp “Fransızların ihalelere girmesini yasakladım” dediği anda birileri de harekete geçiyor. Çünkü bizim Türk hackerlar'ı çoğunlukla milliyetçidir. Türkiye'de bu tip binlerce hacker var.

Dikkat edin! Bu yıl hack'lenebilirsiniz

Uluslararası bir güvenlik meslek birliği (ISSA) var. Burası üyelerine 2006'nın Aralık ayından beri sürekli uyarılar gönderiyor; 2007 hacker'ların yılı olacak diye... Maalesef çok fazla sayıda uyarı aldık. Çünkü bir el büyüklüğündeki, taşınabilir bilgisayarların sayısı 2005 ve 2006'da çok fazla arttı. Bu bilgisayarların tamamı ya wierless'i, ya bluetooth'u ya da GPRS'i kullanıyor. Yani internet kullanıcılarının çoğunun bilgisi artık havada dolaşıyor. Bu durum hacker'lar için bulunmaz bir fırsat. Nitekim Türkiye'de de son bir aydır hack'lenen sitelerin sayısında ciddi bir artış var. Hack'lenmeye karşı kişisel olarak alacağınız tek bir önlem var; kablosuz ağ bağlantılarını kullanmayın.

Zaman gazetesi kendini devletten daha iyi koruyor
“Zaman gazetesi internet alt yapısına ve kullandığı elektronik ortama çok önem veriyor. Piyasada bildiğimiz tüm iyi isimlerin oraya girdiğinizi duyuyoruz. Bankalar arasında da Fortis Bank ve HSBC bu işi dört dörtlük yapıyor. Zaten banka mağdurları arasında bu banka isimlerinin hiç geçmediğini görürsünüz. Sayıştay raporundaki uyarılardan sonra devlette de bir refleks oluştu. Güvenliğe her geçen gün biraz daha önem veriyorlar. Ama şu an için dört dörtlük korunan bir devlet kurumu var, diyemiyorum. Bu yoktur anlamına da gelmiyor, ama şu anda ben bu bilgiye sahip değilim.”

21'inci yüzyılın Çin Seddi ‘www.marines.com'

* Asla hack'lenmeyecek bir internet sitesi var mıdır?
Her an savaşa hazır bekleyen Amerikan deniz piyadeleri vardır, onların “marines.com” sitesi... 2003 yılından beri dünyanın en fazla atak alan sitesidir. Bütün Afganlılar, İranlılar, Iraklılar kırmaya çalışmıştır, ama kırılamadı. Yahoo ve VISA da aynı şekilde... Çünkü hack'lenmemenin bir çözümü var. Ama Türkiye'de bu çözüme önem verilmiyor.

* En güvenliği olmayan bilgisayar?
Wireless, yani kablosuz internetten mümkün olduğu kadar kaçınmanız gerekiyor. Hakikaten güvenlik istiyorsanız bunu kullanmayacaksınız. Çünkü artık o bilgileriniz havada. Hacker'ların en çok izlediği bilgiler bu tür bilgilerdir.

* En güvenli bilgisayar?
Dünyanın ikinci büyük temel işletim sistemi LINUX'ı yazan Linus Torvalds der ki, “En güvenli bilgisayar fişi çekilmiş bilgisayardır.”

Telekom'un sahibi kimse otorite de onun elindedir

* Telekom'un tamamının özelleştirilmesi sizce de hata mı oldu?
Valla şu anda internet alt yapısını özel bir şirkete bırakmış durumdasınız. Devletin otorite olması gereken yerde, özel sektördeki bir firma otorite konumunda. Tüm dünyada Telekom benzeri firmalar özelleştiriliyor, ama onların sadece tahsis ve dağıtımları özelleştiriliyor. Asıl giriş ve çıkışların yapıldığı, bilgilerin toplandığı yerler tamamen devletin elinde kalıyor. Bizde ise sistemin tamamı özelleştirilmiş durumda. Devletin üst kademesindeki kurumların kendilerine ait, Telekom'dan bağımsız bir hatları var. Ama dışarıdan birilerini aradıkları zaman sonuçta yine standart hatta bağlanıyorlar. Kaldı ki artık herkes cep telefonu kullanıyor. Ona bakarsanız onlar da özel şirketlerin elinde.

3N+1K

KİM : İnan Taptık, 1961 İstanbul doğumlu. Ankara İktisadi Ticari İlimler Akademisi mezunu. İlk bilgisayarını 1982'de aldı. Kendi kendine programlar yazmaya başladığı bu merakı, kısa sürede ticarete dönüştü. “40 yaşında emekli olup teknede yaşamaya başlayacağım” dedi ve yaptı. Ama bir sorun vardı: Teknede hobi olsun diye hazırladığı internet siteleri sürekli hack'leniyordu. “Kendimi hack'ten nasıl korurum” diye bir araştırma yapınca ABD'li Hacker Safe şirketiyle tanıştı. Taptık, şirket merkezinin, pek çok güvenlik araştırmasından geçtikten sonra geçen Eylül'den itibaren Türkiye temsilcisi oldu.

NEDEN: Buna güler misiniz ağlar mısınız bilemiyoruz, ama bizim galiba gerçekten derin devletimiz falan yok. Bizimki olsa olsa “derin kabak çiçeği” dir. İşte siber coğrafyadaki halimiz... Bilişim ve teknolojiyle ilişkimiz o kadar laubali ki bu durum bir “derin devlet” imizin bile olmadığının en iyi kanıtı. Ama eğer “güzel akıl” yerine sadece “illegal zekâ” isterseniz; onda birinci olduğumuzun kanıtı da yine İnan Taptık'ın anlattıklarında var.

Haber: Devrim SEVİMAY